Bileklerime kadar çıkarıp asılı tuttuğum poşetleri kaldırımın üstüne bırakıp tozdan rengi değişen demir kapıya uzandım. Parmaklıklar arasına geçirdiğim parmaklarım ile demiri kavrayıp anahtar yardımı ile büyük kapıyı sonunda açmıştım. Parmaklarımı çekmemin ardından rengi açılan demirlik midemi bulandırmıştı. Kapı o kadar tozluydu ki kalın bir toz tabasıyla çevrelenmişti. Avucuma kadar yayılıp kaşınmasına sebep olan tozları gelişi güzel, pantolonuma sürüp az da olsa elimi temizlemeye çalıştım.
Gözlerimi kısıp birkaç defa hapşırdıktan sonra yeniden yere eğilerek bıraktığım poşet yığınını parmaklarımla kavradım. Dış kapı bu halde ise evin içini hayal dahi etmek istemiyordum. İçimde büyüyen kararsızlık ve korku karışımı duyguyu karanlık bir köşeye iteleyerek derin bir nefes aldım. Elinde sonunda bu eve girecek ve yalnızlığım ile yüzleşecektim.
Annemi kaybettikten sonra adım adım büyüdüğüm bu evi de kara toprağa gömmüş ve bulunduğu semte dahi girememiştim. Ama artık anne ve babamla geçirdiğim her anıyı, saniye saniye duvarlarına işleyen bu eve ihtiyacım vardı. Kalbimde boy gösteren yalnızlık içgüdüsünü bu şekilde yok etmeyi umut ediyordum.
Bileğimi sıkan poşetlerin ağırlığını umursamadan tanıdık yoldan ilerlediğimde boğazım çoktan düğümlenmeye başlamıştı. Dizili taş dekorasyonuna inat sade, ahşap rengi olan kapıyı açarak bir süre kapının girişinde bekledim. Dolan gözlerimi umursamamaya çalışıyordum. Temizlik için gerekli malzemeleri satın alırken bu kadar baskı altında hissetmiyordum, oysa şimdi geçmişime yaklaştıkça kendimi daha yorgun hisseder olmuştum. Üstelik tüm gün evi temizlemek için bolca güce ihtiyacım vardı!
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Sıkıca yumduğum gözlerimi kararsızlıkla açarak hole doğru adımladım ve arkamdan kapıyı kapattım. Evin içi soğuktu. Yoğun bir toz kokusu burnuma dolduğunda birkaç defa hapşırarak elimde ki poşetleri yere bıraktım.
Önce yol üstünde hallettiğim faturalar sayesinde artık çalıştığına emin olduğum ışıkları açtım. Etrafa iplik gibi yayılan ışık huzmeleri gözlerimi kamaştırmıştı. Ancak sonradan dikkatimi çeken başka bir şey olmuştu. Henüz daha öğlen olmasına rağmen evin karanlık durması oldukça tuhaftı.
Kafamı sağa eğip boydan boya kalın cam ile kaplı olan duvarımıza baktığım da siyah ve koyu yeşil karışımı bir rengi vardı. Acaba birileri girip özellikle mi boyamıştı? Cam dediğin şeffaf olurdu. Ama sonradan düşündüğüm de bulunduğumuz siteye hırsız yahut serseri tarzı gençlerin girmesi imkânsızdı. Zaten bölgenin insanı da 'bana dokunmayan yılan bin yaşasın' modundaydı, kimse kimsenin umurunda olmazdı.
Korkak ve temkinli adımlarla cam duvara ilerlediğim de aslında büyük karmaşanın bir sarmaşık yığını olduğunu fark etmiştim. Hala nasıl dayanıp bu kadar büyüdüğünü çözememiştim. Tahta kolu kavrayıp açmaya çalıştığımda kapı bir türlü açılmamıştı. Bir süre daha zorlamaya çalıştığımda kol kaslarım ağrımaya başladığı için vazgeçtim. Asıl bahçeye mutfak kapısından çıkılıyordu. Oradan çıkarsam camın önüne gelir ve en azından kapının açılacağı kadarını kesmeyi denerdim.