Üstünden buharlar yükselen sıcak su dolu küvetin içine kurutulmuş papatyaları yerleştirmeye devam ederken Luhan'ın hareketlenmeye başlayan kafası yaptığım işi anında bırakmamı sağlamıştı. Konuşma gereği duymadan direk yanağını okşamaya başladım. Kendine gelene kadar aynı işlemi tekrar ederken işe yaramış olacaktır ki minik gözler yavaşça açılmış ve bir süre sonra gözlerime kenetlenmişti.
"Nasıl hissediyorsun? Ağrın var mı?" Duyduğuna emin olacağım bir kısıklıkta konuşmayı tercih etmiştim.
"Başım ağrıyor biraz ama neden suyun içindeyim ben?" Küvetin içinde yayılmışken doğrulmaya çalışmıştı ve bir yeri ağrır korkusundan hareket etmesine izin vermemiştim. Tek elini ensesine götürüp dokunduğunda değişen yüz mimiklerinden canının yandığını kolaylıkla anlayabiliyordum ve bu beni tarifi imkânsız bir acıya teslim etmişti. Elimde olmadan kendimi suçlu hissediyordum.
"Papatya ve yasemin banyosu yapmak hem başının ağrısını almana, hem de dingin hissetmene yardımcı olacaktır. Bu yüzden suyun içindesin." Anlamış gibi kafasını salladığında aslında anlamadığı gayet açık bir şekilde belli oluyordu. "Seni yıkamamı ister misin?"
"Olur, ama ne oldu bana, Sehun? Bayıldım mı? Hiçbir şey hatırlamıyorum." Kısık ses ile konuşurken yüzü acı çekercesine buruşmuştu ve bu beni öldürüyordu. Rahatlamasını umut ederek parmaklarımı şakaklarına yerleştirerek masaj yapmaya başladım. Aynı zamanda da sorularını cevaplamaya çalıştım.
"Bayıldın, papatya kalplim. Bende hemen seni hastaneye götürdüm ve şükürler olsun ki hiçbir sorun yokmuş. Sadece önümüzde ki 24 saat boyunca her ihtimale karşı uyumaman gerekiyor." Açıklamamı yaparken bir yandan da omuzlarından kavrayıp sırtını bana dönmesine yardımcı oldum.
Papatya yapraklarını göğsüne ve kollarına sürdükten sonra Luhan'ın uykulu bir şekilde esnediğini görmüştüm. Ne olursa olsun onu uyutmamam gerekiyordu. Bu yüzden hemen yanımda duran, metal köpük kovasından avuç dolusu köpük alıp yüzüne sürdüm. Dudakları üstüne denk gelen köpükleri püskürterek kendinden uzaklaştırırken içinde bulunduğu suda, karada kalan bir balık edasıyla çırpınıp benim de ıslanmama sebep olmuştu.
Kendimizi bir anda su ve köpük dolu savaşın ortasında bulmuştuk.
Banyonun beyaz fayansları Luhan'ın kahkahası ile yıkanırken aklıma aniden daha birkaç saat önce yaşanan o korkunç an gelmişti. Belki de inat etmeye devam etseydim şu an Luhan ile bu şekilde olmayacaktık. Belki de onu bir daha asla göremeyecek, kahkahasını duyamayacak ve sabun aromalı kokusunu içime çekemeyecektim. Bu eksikliğin düşüncesi bile imkânsız gibi geliyorken az kalsın yaşanacak olması, berbattı.
Görüşüm kirli camın ardından bakarcasına bulanıklaştığında dolan gözlerimi silmek için elimi hareket ettirmiştim. Ancak bunu yaptığım sıra yanlışlıkla Luhan'a çarpmış ve gülen sesini soldurarak acıyla inlemesine sebep olmuştum. Telaşla onu teselli etmek istemiştim fakat anın korkusuyla hızlı hareket ettiğim için dengemi kaybedip kalça üstü betona çakılmıştım. Daha ne kadar soruna sebep olurum, cidden bilmiyordum. Beynimi öyle dağınık hissediyordum ki dengesiz davranmaktan başka bir şey yapamıyordum.
"İyi misin güzelim? Canın çok yandı mı?" Hemen toparlandıktan sonra Luhan'ın omuzlarına tutunup ensesinde ki şişliğin üstüne sayısız öpücükler bırakmıştım.
"Sorun değil Sehun, birazcık acıdı zaten." Kısık bir ses tonu ile mırıldanırken aslında bu şekilde bile canının ne kadar çok yandığını anlayabiliyorum. Bu beni perişan ediyordu. Ben nasıl olacakta Luhan'ı bırakacak ve onu bensizlikle, beni de onsuzlukla sınayacaktım? Bu ihtimalleri düşündükçe kalbim sıkışıyordu, kocaman bir yükün altında ezilmişçesine çaresiz hissediyordum.
