Kalçamın artık yapıştığına kanaat getirdiğim deri yüzeyde birkaç hareketten sonra esneme hareketleri sayesinde daha rahat hissetmiştim. Yüzümde gezen tüylü fırça saçma bir şekilde bana Luhan'ın dudaklarını hatırlatıyordu. Yumuşak bir dokunuşu vardı ama yüzümü gülümsetiyordu. Sanırım bu yüzden fırça kıllarını Luhan'ın dudaklarına benzetmiştim. Oda yumuşaktı ve huzurlu hissettirirdi.
Yaklaşık bir saattir buraya yapışmış yüzüme yapılan makyajın bitmesini bekliyordum. Neden makyaj yaptırmak zorundaydım anlamamıştım ama burada oturduğum zaman boyunca geçmişe gidip gelmiştim. İyi mi hissettirmişti, bilmiyorum ama eziyet ettiği kesindi.
Dizi ve filmlerde başkarakter her ölümün kıyısından döndüğünde geçmişini anımsar ve kendine geldiğinde 'hayatım gözlerimin önünden geçti' derdi. Bunu her duyduğumda bir öncekinden daha fazla bıkmış ve sıkılmış olurdum. Oysa şimdi oturduğum deri koltukta, aynada ki yansımama bakarken gördüğüm kendim değildim, yaşadığım ve yaşattıklarımdı.
İlk sahne de Luhan vardı. Karşımda parlak gözlerini gözlerime dikerek bana bakıyor ve kıpır kıpır içinde tuttuklarını anlatmayı hevesle bekliyordu. Hemen sonra ben giriyordum devreye; gözlerindeki mutluluğu, kalbinin güzelliğini ve dudaklarında ki minik tebessümü yok sayıp ona ayrılmak istediğimi söylüyordum. Sonra gözleri doluyor, kalbi öncekinden daha fazla atıyor ve dudakları hayal kırıklığıyla aralanıyordu.
Luhan'ı dağıtmam bu kadar basitti işte!
O akşam planlarımızı yaptığımız yemekten sonra Chanyeol'e haber vermiş ve yaşadıklarımı tek tek anlatmıştım. Çok fazla tepki vermiş, polise gitmekle ilgili yardım etmeye çalışmış olsa da kabul edememiştim. Luhan'ın her saniye onu öldürmeye meyilli adamlar tarafından takip edildiğini biliyorken bunu yapamazdım. Korkuyordum.
Saniyelik bir hatamın beni Luhan'dan sonsuza kadar koparmasından deli gibi korkuyordum.
Konuşmamızın bitmesinden hemen sonra hızla evimize gitmiş ve ben onları kapıdan gizlice izlerken Luhan'ı kendi evlerine götürmüştü. Akşam yemeği için hazırladığı süslü masa öylece dururken gözlerim dolmuştu, yemeğini bile yememişti. Kendimi toparlamak istediğim an ise salonda, Luhan'ın oturduğu kısımda buruşturulmuş halde öylece duran kâğıt parçası dikkatimi çekmişti. Ve o kâğıdı açıp içinde yazan değerleri okuduğumda ise ağlamamak için kendimce oluşturduğum çizgi bir anda aşılmış, hemen ardından gözyaşlarım bağımsızlığını ilan etmişti.
Luhan bana hamile olduğunun müjdesini verecekken ben onu terk ederek parçalamıştım.
Biraz sonra yine gözlerimin önüne ben düşüyordum. Arabanın ön tekerleğine sırtımı yaslamış, küçük bir çocuk gibi hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. Avuçlarımın arasında sıkarak top haline getirdiğim bir kâğıt duruyordu; Luhan'ın test sonuçlarıydı o kağıt.
Görüntüler silindikten ve kendime geldikten sonra düşünmeye başladım. Luhan'ın hamile olduğunu öğrenmemiş olsam ona kazandırdığım her kötü hatıranın ardından kalbim canlı canlı rendeleniyormuşçasına acır mıydı, ya da hala yaşıyorken toprağa atılmış gibi boğulur muydum?
Sanırım yine aynı hissetmeye devam ederdim ama emin olduğum bir şey var ki, onları çok daha fazla özlüyordum. Çünkü bana ait olan ve geride bırakmak zorunda kaldığım iki can vardı. Bu, çok daha fazla özlem demekti.
Gözlerim tekrar aynaya kaydığında sadece düşünüyor olmak berbat bir durumdu. Ama bunu durduramıyordum. Gözümün önünden kısa film şeritleri geçiyordu. Söz de boşandığımız günün ardından Luhan'ın ailesinin mezarına gitmesi ve yağan sağanak yağmur altında, soğuk mermere yaslanıp canı çıkarcasına ağlaması; annesiyle konuştuğunu sandığı vakitlerde canının ne kadar yandığını, kendini nasıl suçlu hissettiğini bana sarılarak anlatması ya da Luhan'ın annesine verdiğim söz sonucunda her yaprağını canlı tuttuğum evde tek başına oturup ağlayışı... Bunlar gördüğüm onlarca görüntüden bir kaçıydı ve Luhan hepsinde ağlıyordu. Mutluluktan dahi olsa ağlamasına dayanamadığım insanın canını yakmam sonucu her gece bıkmadan usanmadan ağlaması; belki de dünya da görüp yaşayabileceğim en büyük acılardandı.
