Sakin bir güne uyanmıştık o gün, o her zaman olduğu gibi açık renk kazağı ve ütülü pantolonu ile şirkete giderken takındığı ciddiyetini üzerine geçirerek dosyalarının başına çökmüştü. Her zaman olduğu gibi odaklıydı gözleri, bazen isyan edesim geliyordu, sanki birkaç gün önceki zaferimin şaheseri kendisi değilmiş gibi hissettiriyordu çoğu zaman. Ancak ben, her ne kadar utansam ve yanaklarımı saklasam da olan olmuştu işte, biz o şeyi gerçekten yapmıştık.
Eve dönüşümüz de tıpkı tüm o günler gibi güzel ve neşeliydi, Suri'yi özlemiştik, o yokluğumuzda konuşmasını ilerletmeye çalışarak bize sürpriz yapmak istemişti ve başarmıştı da. Şimdi ufak tefek de olsa cümleler kuruyor ve bizleri, henüz yeni yeni konuşmaya başlayan bir bebeğin yaşattığı heyecan kadar heyecanlandırıyordu. "Anne!" Eteğimin altına yerleşerek kumaşı çekiştirdiğinde gözlerim ansızın aşağıya doğru kaydılar, onun bu sevimli hareketlerinin bana iyi geldiğini unutmuşum gibi dalgın ve düşünceli hissediyordum kendimi, aklım Zayn'de olmalıydı belki de. Dizlerimin üzerine çökerek hiç durmadan zıplayan küçük kızımızın ellerini avuçlarımın arasına aldım. "Merhaba tatlım!" Ellerinin üzerini öperken büyük, şişman dudaklarının arasına sıkıştırdığı çubuklu şekerinin yerini değiştirdi. "Anne, kurabiye?" Eliyle kendini işaret ederek şu meşhur Suri kurabiyesi tarif ettiği an, yüzümde devasa bir gülümseme oluştu. Eğer başarabilirsek, bu işkolik adamı da kendine getirebilirdik. "Birlikte yapmak ister misin?" diyerek sordum, öncekinde sadece şekil vermişti belki fakat şimdi aklımda kocaman bir şeytanlık vardı. "Yapalım!" Sıkı sıkı tuttuğum elini çekiştirerek benimle birlikte koşmasını sağlarken koridora çarparak evin içinde tarifsiz bir neşeye sebep olan çığlıkları, kalbimin hızla atmasına sebep olmuştu. Suri ile bir şeyler yapmayı çok ama çok seviyordum, buna hiç kuşku yoktu.
Kendisi için çektiğim yüksekçe taburenin üstüne güvenilir şekilde yerleşirken Bayan Margaret'tan hatırladığım kadarıyla un, şeker ve yağı ait oldukları yerden çıkardım. Suri kollarını geriye doğru katlarken önünde açtığım küçük ve temiz yüzeye paketinden çıkardığım unu dökmeye başladım. Bunun hoşuna gideceğini biliyordum, elini un birikintisinin içine daldırarak kahkaha attığında elime bulaşan küçük bir parçayı burnunun ucuna dokundurarak küçük bir gülüş sergiledim. "Şimdi," etrafa yaydığım diğer malzemeleri teker teker ekledikten sonra ellerimi çırparak konuştum. "Başlıyoruz!" Benden önce ellerini daldıran Suri, karşılaştığı yapış yapış görüntüye karşın yüzünü buruştururken ellerimi uzatarak küçük kollarına yapışan kalıntıları temizledim. "Anne, iğrenç!" Kahkaha atma iç güdüm, benliğime yeni yeni yerleşen garip bir alışkanlık haline döndüğünden koca bir kahkaha patlattım. "Keşke beni bekleseydin, böylece senin için onu hazır hale getirebilirdim!" Parmaklarının arasına yapışan yağ ve yumurta kalıntısına bakarak kıkırdadı. "Anne yapsın o zaman." Utangaç, çekimser bakışlarıyla bana babasının kopyası kirpiklerinin altından bakarken dudaklarımı büzerek ona uzattım, küçük, dolgun dudaklarını tıpkı benim yaptığım gibi büzerek dudaklarımın üstüne kondurdu. "Eğer istersen," ellerinin altına serdiğim yeni bir un birikintisini işaret ederek, "Bununla oynayabilirsin." dedim. Kendi işime dönerek kurabiye hamurunu hazırlarken aklıma ansızın gelen şey ile olduğum yerde kaldım, ona un vererek gerçekten de doğru bir şey mi yapmıştım?
Sinsi, kurnaz ve oyunbaz bir sesle, "Annee.." dediğinde, her şey bitmişti. Ansızın yüzüme ve kulağıma dolan undan dolayı bir an sersemlesem de hızlıca toparlanarak avucuma aldığım bir parça unu ellerine doğru savurdum. "Al bakalım!" Kahkahası çığlıklara karışırken küçük elleriyle savurabildiği kadar unu olduğum yöne fırlattı ancak pek başarılı değildi. Yine de saçlarımın hatırı sayılır bir kısmı beyaza bulanmıştı. "Al sanaaa!" Çığlıklar eşliğinde bir kez daha saldırdığı an bu kez kaçamamıştım işte, tüm yüzüm un içinde kalmıştı ki bu hem korkunç hem de tuhaftı. Ancak işin en garip yanı, masanın üstüne çıkan Suri'yi zapt etmeye çalışırken içeriye dalan Zayn'in elindekileri ansızın yere düşürmesi ve suratına yapışan şaşkınlık ile ikimizi izlemesi olmuştu sanırım. "Aman Tanrım.." yüzüne bulaşan ifadeyi silip atamıyordu, bir süre Suri ile birbirimize bakarak ne yapmamız gerektiğini düşünürken bizden önce davranarak yanımıza kadar ulaştı. Kolları sıkıca sardığı Suri'yi yakalayıp aşağıya indirirken bir taraftan benim kulağımı çekmekle uğraşıyordu.
"Ne yaptığınızı sanıyorsunuz siz?" Başını yukarıya kaldırarak babasına şaşkın şaşkın bakan küçük çocuğa kaşlarını çatarak bakarken kulağımı çekiştirmeyi sürdürüyordu. "Benim fikrimdi!" diyebildim acıyla. Kulağımı ondan kurtarmaya çalışıyordum. "Seninle sonra hesaplaşacağız küçük hanım!" Suri'ye parmağını kaldırarak kızıyormuş gibi yapsa da asıl olayının benimle olduğunu biliyordum. "Ama ikiniz de cezalısınız! Sert, kendinden emin ses tonunu değiştirmeden, "Seninle bu gece hesaplaşacağız!" dedi, bunun anlamını biliyordum sanırım. Ama o an, utanmak için bile fırsatımın olmadığı bir andı çünkü daha önce hiç böylesine çok yaşamadığım bir korku yayıldı kalbime. Neşeli çığlıklar ansızın kesilmiş, yerini sonsuz bir sessizliğe bırakmıştı. Yüzümün aldığı şekilden olsa gerek, benim baktığım yere döndüğünde ağzından devasa bir çığlık koptu;
"Suri!"
Yerde, sessizce yatan küçük kız, duygularımızı saniyeler içinde alt üst etmişti çünkü..

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Ufaklık | zm
Fanfiction"'Koca' kelimesinin ne anlama geldiğini biliyor musun?" Sessizce düşündü, alt dudağını dişledikten sonra bakışlarını gözlerime çevirdi. "En azından kocaman olmadığını biliyorum." Hayran Kurgu içinde #10