Son Dans

1.2K 80 4
                                    

2014

Bu elbiseyi kabul ettiğim için kötü hissetmeli miydim?
Başımı yasladığım camdan kaldırdım ve telefonumdaki mesaja tekrar baktım.
Özür dilerim, Caroline. Bir işim çıktı. Seni alması için araba yolladım, orada görüşürüz.

Evin önüne geldiğimizde Stefan'ın bana yolladığı arabayı kullanan şoför kapımı açtı. Ona teşekkür ederek evin kapısına yaklaştım. Vay canına! Buraya ev demek saygısızlık olurdu. Bu kadar büyük bir köşkte en az on beş kişi rahatça yaşayabilirdi. Kapıda iri yarı bir görevli vardı. Elindeki listeye göre içeriye alıyordu davetlileri. Ben de davetiye yoktu ki. Stefan gelene kadar burada beklemek zorundayım. Kahretsin Stefan, ne gibi işin olabilir ki bu kadar önemli? Görevliye yaklaştım. "Davetiyenizi görebilir miyim hanımefendi?"
"Davetiyem kavalyemde. Kendisi henüz gelmedi. Listede adı vardır. Stefan Salvatore."
Kaşlarını kaldırdı. "Bu durumda siz de..."
"Caroline Forbes." dedim gülümseyerek.
Önce gözleri büyüdü sonra dudağını ıslatıp elindeki listeye bir tik koydu. "Bayan Forbes, iyi bir gece geçirmenizi dilerim." diyerek önümden çekilir çekilmez büyük kapılar ardına kadar açıldı. Açıkçası böyle bir tepki beklemiyordum.
Ona teşekkür ederek içeri girdim. Bu köşk cidden kocamandı. Geniş girişte ilerleyip insanların arasına karıştım. Ellerindeki tepsilerle şampanya taşıyan hizmetlilerden biri bana içki verdi. Susuzlukla büyük bir yudum alarak etrafa bakındım. Köşkün bu katını turlamaya karar verdim. Kalabalık yüzünden yavaş yavaş ilerliyordum. Eski fakat sağlam bir köşktü burası, her haliyle belli oluyordu. Duvarlardaki güzel çizimlerde göz gezdirdim. Bana doğru yaklaşan bir Stefan görünce şampanyadan son yudumumu aldım ve boş bardağı yanımdan geçen hizmetlinin tuttuğu tepsiye koydum. Stefan yaklaştı. "Bayan Forbes," diyerek küçük bir selam verdi ve gülümseyerek tuttuğu elime bir öpücük kondurdu. "Geç kaldığım için özür dilerim."
"Neredeydin Stefan?" Merak ediyordum.
"Besleniyordum. Seni güvende tutmak için yeteri kadar beslenmem gerekiyordu, seni kendimden korumak için." dedi gözlerimin içine bakarak. Elimi kaldırıp beni kendi etrafımda çevirdiğinde balo salonunda olduğumuzu fark ettim. Ne ara buraya gelmiştik?
Bir tur döndüğümde beni kendine çekti. Diğer elini belime koyup dans etmeye başladı. Ona ayak uydurdum. "Sen dans etmezsin."
"Ama ediyorum." Bir şey demedim. Yüzümü sağ omzuna yaslayıp dans etmeye devam ettim. Derin bir nefes aldım. "Caroline?" Gözüme dolan yaşları geriye itmeye çalıştım. Ağlamaklı sesimi duymasın diye ona mırıldanarak cevap verdim. "İyi misin?"
"E-Evet." Yüzüme bakmak için başını geriye çekti ve çenemi parmakları arasına alarak kaldırdı. "Ben..." Beni hızla üst kata çıkardı. Kısa bir süre sonra tuvalette yalnızdık. Daha rahat hissetmem için bunu yaptığını biliyordum. Daha rahat içimi dökmem için yalnız kalmamızı sağladı. "Teşekkür ederim Stefan," Gözlerimin tekrar dolduğunu hissedebiliyordum. "Yanımda olduğun için."
"Caroline tabii ki de yanında olacağım, tıpkı senin her seferinde benim yanımda olduğun gibi. Sana karşı neler hissettiğimi biliyorsun." Bana sarıldı.
"İlk tanışmamızı hatırlıyor musun? Tanrım, ne salaktım öyle. Ama benim olmanı istiyordum ve beni fark etmeni. Fakat sen çok açık bir dille Elena'yı istediğini belirttin. Sonra Damon'la tanıştım, o gizemli ve tehlikeliydi. Beni kendisine çekti. Daha sonra beni kullandı. O da Elena'yı istiyordu. Ama ondan sırf senin abin diye ayrılmadım, böylelikle sana bir şeyler kanıtlayacaktım. " Salaklığıma bir kahkaha attım. " Ve Matt, onunla ilk başlarda her şey normaldi. Damon'un beni öyle başından savması zoruma gittiğini fark ettiğimde kendimi onun yanında buldum. O da benim gibiydi çünkü, beni anlardı. Damon beni onunla mutlu görünce de onsuz yaşayabileceğimi bilecekti. Matt anlattıkça fark ettim, ben her zaman Elena'yı kıs-" Sözümü yarıda kesen Stefan'ın dudakları olmuştu. Alt dudağımı dişleyerek çekti ve ona karşılık vermem için beni zorladı. Ani öpücük şokunu atlatınca ona karşılık vermeye başladım. Yine çok mu konuşmuştum?
Kapının açılma sesiyle kendimi geriye çekmeye çalıştım. Stefan beni bırakmadı. İçeri giren kişi Stefan'ın ilgisini çekmek için boğazını temizledi. Stefan beni yavaşça bıraktığında adam ona bakarak "Bay Salvatore, Bay Mikaelson sizi görmek istiyor." dedi. Stefan elimi tuttu ve beni çekerek bu iri yarı adamın arkasından yürümeye başladı.
İri yarı adam bizi bir kapının önünde durdurdu. Kapıya vurdu. İçerden onay gelince kapıyı açtı ve bize geçmemiz bir işaret yaptı. Stefan'ın arkasından girdim. Burası bir çalışma odasıydı. Büyük bir masanın önünde iki tane tekli koltuk, koltukların arasında küçük bir sehpa, duvarda tek bir kitaplık, kapının olduğu köşede koltuk ve bir içki dolabı vardı. Büyük koltukta oturan adamla göz göze gelince bir titreşim dalgası yayıldı vücudumda. Lacivert gözleri beni delip geçiyordu. Biçimli bir yüzü, pembe büyük dudakları ve mükemmel bir burnu vardı. Sarı saçları, kısa sakallarıyla uyumluydu. Buram buram kokusu odaya sinmişti. Yüzündeki küçük bir gülümseme içimi ısıtmaya yetmişti. "Lütfen, oturun." Tanrım, bu ses ona bahşettiğin en büyük hediye olmalı. Bahse varım hiçbir yerde böyle aksanı olan kimseyi bulamazlar. O ses tonu... Kendimden geçmeme yetecek olan tek şey o ses tonuydu.
"Klaus. " Stefan başıyla selam vererek oturdu ve beni de karşısına oturmam için yönlendirdi. Yoksa Damon'un bahsettiği adam bu muydu? Böyle bir görevi üstlenmemem gerekirdi.
"Melezlerden haber var mı?" derken Stefan'a dönmüştü.
"İtalya'dakilerin durumu iyi. Kanada'da iki grup eğitimde. İspanya'dakiler ve İngiltere'dekiler yakalanmış. " Stefan büyük ihtimal ile ondan korktuğu için konuşmasının sonuna doğru başını eğmişti.
"A birliğini yolla. Sağ kalanları getirsinler. Onlarla bizzat ilgileneceğim." dedi ve önündeki kağıda not aldı. "Şimdi," sırtını koltuğuna yaslayarak bana döndü. "Bizi yalnız bırak." Ne? Neden? Niçin?
"Peki." Ona sertçe baktım. Stefan kalktı ve kapıya yöneldi. Hayır! Pislik! Stefan buraya geri dönüyorsun, hemen!
Kapının kapanırken çıkardığı sesle yıkılmış bir duvar gibi hissettim. Omuzlarımı ve başımı dik tutamıyordum. Korkuyordum. Gözlerimin yaşlarla dolmasına engel olamıyordum. Masadan kalkıp bana yaklaştığını fark ettikçe nefes almaya çalışıyor ama başarısız oluyordum. Önümdeki küçük sehpaya oturduğunu ve ona bakmamı sabırla beklediğini biliyordum. "Benden korkmana gerek yok, aşkım. Hadi gözlerime bak." Aşkım? Rahatsızlıkla kıpırdanarak koltukta geriye gittim. Ona bakmayacaktım. Belki benden sıkılıp beni rahat bırakırdı. "Gözlerime bakmazsan seni hayatın boyunca rahat bırakmam!" Kükremesi kulaklarımı doldurunca istemsizce korkuyla sıçradım. O kadar güçlüydü ki. Düşüncelerimi duyabiliyor demek. Kendime ihanet ettiğimi bile bile zorlukla başımı kaldırdım. Gözlerim, gözlerini bulduğunda erimemek için zor tuttum kendimi. Safirden farkı yoktu gözlerinin. Gergin duruşu yavaşça gevşedi. "Adın ne aşkım?"
Önce bana sevgi gösterisi yapıp sonra boynumu mu deşicekti? İşe yaramaz, o yollardan da geçtim. Gözlerinden sinirlenmeye başladığını anlayınca hızlı davrandım. Tekrar bağırmasını istemiyordum. "Bonnie." Sakın hiçbir şey düşünme.
"Hayır, değil. Hadi tekrar deneyelim." Ben daha onun tepkisini ölçemeden o hızla bana sokuldu. Ben iyice koltuğa sinmiştim. Klaus gittikçe yaklaşıyordu. Yüzümüzün arasında bir kaç santim kala durdu ve bakışlarını yüzümde dolaştırdı. "Gerçek adın ne?" Otoriter sesiyle karışan mentollü nefesi yüzümü yalayıp geçti. Çok yakındaydı. Çok. Ona gerçek adımı vermek istemiyordum. Kaçmam gerekiyordu. Onun ellerinden kurtulmam gerekiyordu ama o güzel suratı bana bu kadar yakınken yapamıyordum. Bana biraz daha yaklaştı. Kulağıma doğru yol alırken kısa sakalları hafifçe yanağıma sürtündü. Titrediğimi birkaç saniye sonra fark ettim. "Ve bu sefer bana yalan söyleme." Nefesini kulağıma bıraktı.
Ah, tanrım! Ne çeşit bir psikopattı bu adam? Kurbanlarının adını öğrenmek ona ne kazandıracaktı? Stefan'ınki gibi bir listesi olup olmadığına bahse girerim. Burnunu kulağımın altına sürtünce ellerime söz geçirmeye çalıştım. Hayır, bu adama sarılmayacaksınız. "C-Caroline." Harika(!), sesim korktuğumu belli etmiyor resmen tüm Mystic Falls'a dedikodu malzemesi çıkartıyordu. Caroline Forbes korkağın teki.
Geri çekildi. Şaşkınlıkla hareketlerini izledim. Yüzünü yüzümün karşısına getirdi. Beni baştan aşağıya süzdü. Dudaklarını tek bir dil darbesiyle ıslattı. Ne yani onu kurutuyor muydum? Aklıma başka düşünceler gelmesin diye odaklandım. Yüzünde bir gülümseme belirdi. "İşte böyle. Caroline," derken neredeyse fısıldıyordu. Adım harika dudaklarından muhteşem sesi ile dökülünce zorlukla yutkundum. Onu öpmemek için kendimi zorluyordum. Acı çekmek hoşuma gitmiyordu ama bu adamda beni çeken başka şeyler vardı, bilmediğim şeyler. "Güzel bir kadın için güzel bir isim." Gözlerimi devirmemek için kendimi zor tuttum ama içimdeki küçük Caroline yerinde zıplayıp ellerini birbirine çırpıyordu. Bana güzel dedi! "Şimdi, senden bu gecenin son dansını bana saklamanı istiyorum aşkım."

Hiding My Heart (Klaroline)Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin