Karnaval

1K 73 0
                                    

2010

"Caroline, sakın uzaklaşma." Genç kız onu başıyla onayladı. Çok heyecanlıydı çünkü kasabadaki yıllık karnaval tekrar gelmişti. Küçük bir karnavaldı ama Caroline yine de heyecanlıydı. Çünkü bu Klaus'la ilk kez dışarı çıkışıydı. Büyük olasılıkla arkadaşları da burada olacaktı, böylelikle adamı onlarla tanıştırabilecekti. Herkese ne kadar şanslı olduğunu gösterebilecekti.

Caroline onu bir standın önüne çekiştirdi ve eline sert topu tutuşturdu. Parmak uçlarına kalkarak Niklaus'un kulağına yaklaştı. Parmağının ucuyla bir ayıyı gösterdi. "Bunu istiyorum." Caroline'ın gözlemlediği kadarıyla o ayı en büyük ödüldü ve kimse onu kazanamamıştı. Biliyordu ki Klaus o demir bardakları kolaylıkla devirirdi.

Niklaus genç kızı mutlu etmeyi seviyordu. Onun gözlerindeki ışıltı, gülüşü kendisini de mutlu ediyordu. Niklaus kazandı.

Ayı kocamandı. Pofuduk pofuduktu. Caroline geceleri onunla uyuyabilecekti. Ayıya sarıldı. Sıkı sıkı sarıldı. Kolları onu sarmasına tam olarak yetmesine de sarıldı. Bir kaç dakika sonra yaptığı kabalığı fark etti. Klaus'a baktığında gülümseyerek kendisini izlediğini gördü. Hızla adamın yanağına bir öpücük kondurdu. "Teşekkür ederim." dedi topuklarına ağırlığını vermeden önce. Etrafına bakındı ve gördükleri karşısında dilini dudağında gezdirdi. "Şeker!" diye inledi çocukça ve koşmaya başladı. Sınıfını bu sene yüksek bir derece ile geçmişti. Biraz şımarmaya hakkı vardı değil mi?

Niklaus sakince kızın peşinden giderken bir kalabalık girdi aralarına. Adam kızı kaybetmemek için hızlıca insanların arasından geçti. Kalabalık azalınca şekercinin standında gezdirdi gözlerini. "Caroline?" Kızı hiçbir yerde göremiyordu. "Caroline!" Panikle etrafı kontrol etti. İşte bu yüzden onunla kalabalığa karışmak istemiyordu. Sesli bir küfür savurdu. Etrafa bakındı. Çok uzaklaşmış olamazdı sonuçta. İnsanlara çarpa çarpa ilerliyordu. Niye bu kadar kalabalık olmak zorundaydı?

Etrafı talan edince omzunda hissettiği elle arkasını döndü. "Patron, sorun mu var?" Onun için çalışan melezlerden birinin bunu sormasıyla daha da çılgına döndü.

"Evet, sorun var! Ben seni niye getirdim? Caroline'e göz kulak ol diye! Peki Caroline nerede?" Melez bir sağına bir soluna bakındı. Kızı göremeyince üzüntüyle patronuna baktı. "Yok!" Patronu o kadar çok bağırmıştı ki tüm karnaval onları izliyordu resmen.

"B-Ben özür-"

"Sakın!" Niklaus onun sözünü kesmişti. Gözlerini kapadı ve derin bir nefes aldı. "Artık sana ihtiyacım yok." Sakinleşmiş ama hala sert geliyordu sesi. Melezin kalbini büyük bir soğukkanlılık ile yerinden çıkardı. Herkesin bakması umrunda değildi. Etrafındakilere sert bir bakış attıktan sonra sanki hiçbir şey olmamış gibi eve gitti. Caroline'i bulmak zorundaydı. Onu kim kaçırırsındı ki? Caroline'in sorun yaşadığı birileri var mıydı? Neler saçmalıyorsun Niklaus. Bu kadar çabuk gözden kaybolduğuna göre kesin senin düşmanlarından birinin işi bu. Hızla evine vardığında kardeşine seslendi. "Elijah!"

Bir kaç dakika sonra merdivenlerden inen Elijah kardeşinin neden bu denli sinirli olduğunu anlamaya çalışıyordu. Neden bu kadar erken dönmüştü? Ayrıca Caroline neredeydi? Adamın elindeki kanı fark etti. "Caroline'e bir şey mi oldu?"

"Evet!" Niklaus kükremişti. "O-O..." Çok güçsüz hissediyordu. Az önceki kükreyen aslan gitmişti sanki. "Onu götürdüler. Yok. Hiçbir yerde yok." Nasıl güneşinin bir anda kaybolmasına izin vermişti? Onu nasıl korumazdı? Bu işin tek suçlusu Niklaus'dan başka kimse değildi. Temiz elini saçlarının arasından geçirirken ofladı.

"Kendini suçlamanın zamanı değil Niklaus." Elijah kardeşini çok iyi tanıyordu. Adamın hayatı boyunca başına gelenler onu korkulu birine dönüştürmüştü. Niklaus yalnız kalmaktan korkuyordu, ailesiz ve Caroline'sız kalmaktan. Bu yüzden çoğu zaman paranoyak davranıyordu.

"Neler oluyor?" Rebekah, Finn ve Kol sırayla salona girdi.

Niklaus'un konuşacak hali yoktu. Bunu söylemek istemiyordu. Bunu fark eden Elijah, "Caroline kaçırılmış." diyerek açıklamada bulundu.

Nik'in, Caroline sayesinde sıcak olan kalbi çok kötü sızlıyordu, bu da adamın doğru düzgün düşünmesine engel oluyordu. Düşünmek zorundaydı. Buna kimin cürret ettiğini öğrenmek zorundaydı ki onlara acı çektirebilsin, işgence edebilsin. Onu kaçıran, kızın adam için ne kadar önemli olduğunu bilmesi gerekiyordu. İçerden biri olma ihtimali kaçtı, bir casus mesela? Mikaelson'lar haricinde evde bir sürü melez kalıyordu. "Melezler!" Kükremeyi duyan hizmetkarlar salonda hizaya geçti. "Aranızda bir casus olduğunu biliyorum." Adamın söyledikleriyle Mikaelson ailesi şaşkına döndü. Hepsi Niklaus'un zeki olduğunu biliyordu. "Ama hanginiz olduğu konusunda şüpheliyim. Bu sen olabilirsin." Kızıl melezin önüne dikildi. "Değil mi, Ellar?" Yüzüne korkutucu bir gülümseme yetiştirdi. Ellar tam itiraz edecekti ki Klaus bir başka melezin önünde durdu. "Ya da sen, Jeff?" İri yarı melez de tam itiraz edecekti ki Klaus geri çekildi. Uzaktan hepsinin yüzlerine baktı. "Bana hanginiz olduğunu söyleyin," Genç, ufak tefek meleze yaklaştı ve beklenmedik bir anda onun kalbini kavradı. "Böylelikle size yaşama şansı vereyim." Bu genç melezin casus olmadığından emin olduğu için diğerlerine göz dağı vermek adına onun kalbini vücüdundan çıkardı ve diğerlerinin üstüne attı. Yüzündeki korkutucu gülümseme ile arkasını dönüp ailesine yaklaştı. "Size sadece beş saniye veriyorum." Elijah'ın takımının iç cebinden çıkarıp kendisine uzattığı mendile elini sildi. "Dört..." Sakince geriye doğru sayıyordu. Eğer kimseden ses çıkmazsa onları tabii ki de öldürecekti. "Üç..." Casus ölse bile Caroline'ını bulurdu o, er ya da geç. "İki..." Gözlerini kehribahar rengine çevirdi ve damarlarının çıkmasını sağladı. Sipsivri dişlerini sergilerken hırlıyordu.

Titreyen melezin birinden bir itiraf çıktı. "Efendim lütfen durun! K-Kimin yaptığını... Biliyorum." Memnun olmuşcasına gülümsedi ve dişlerini ve damarlarını düzeltti. "Zsolt kendi sürüsü için çalışıyor."

Niklaus ona yaklaştı ve bir anda kalbini çıkardı. Diğerlerine dönüp "Arkadaşınızın tam bir ispiyoncu olması ne acı." dedi. Casusa yaklaştı. "Zsolt," Onu etkisi altına aldı. "Bu doğru mu?"

Adam başıyla onaylarken "Evet efendim." dedi. Hipnoz olmuş gibi çıkıyordu sesi.

Niklaus'un dişleri çıktı. "Onu nereye götürdüler?"

"Bilmiyorum efendim." Ah harika, diye geçirdi içinden Klaus. Hızlı olmalıydı. Pislik Macar Sürüsü, güneşinin ışıklarını almadan onları bulmalıydı. Zsolt işine yaramayınca onun da kalbini çıkarıp attı.

Kardeşleri onu izlerken diğerlerini de öldürdü. Çevresinde Caroline'den başka kimseyi istemiyordu. Kardeşlerine döndü ve "Bana güçlü bir cadı bulun." dedi.

Bir kaç dakika sonra Kol, siyahi bir kadınla geldi. Klaus hemen kadına bir tarak verdi. Onu birkaç dakika önce kızın evinden almıştı. "Caroline'ı bul." Sertti. Sabırsızdı.

Geçen on dakikanın ardından Greta gözlerini açtı ve açıklamaya başladı. "Onu bulmam zor oldu. Saklandıkları mağara büyücüler tarafından gizlenmeye çalışılmış. O şu an iyi ama-"

"Lanet olasıca söyle artık, nerede?!"

"Büyük Kanyon'da."

Hiding My Heart (Klaroline)Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin