Çaresizlik

429 14 0
                                    

" Ay ışığı mehtaba vurmuştu. Ne de güzel dalgalanıyordu deryada balıkçı tekneleri. "

Neler olmuştu saatler önce, neler yaşanmıştı. Biz bu duruma nasıl gelmiştik. Ben az kalsın yani ben... Allahım bu nasıl birşey, o benim yıllarımı çocukluğumu beraber geçirdiğim insan nasıl oldu da bunları yaşadık biz nasıl ...

Her birimiz başka bir yerlere yığılıp kalmıştık. Kimsenin diyecek tek kelimesi yoktu çünkü. O sırada Meriç ayaklanırken beni de kaldırmaya çalıştı. Bir koluma girip;

''Hadi güzelim seni temizleyelim. Kalk yavaşça.'' Adımlarım bile o kadar sarsakçaydı ki. Yavaş yavaş odama doğru yol alırken merdivenlerin başında Berk elini uzattı koluma girmek için. Küçük bir el kaldırma ile durdurmuştum onu. Şuan ihtiyacım olan şey bu değildi. Bu halde onların yanımda olmasını istemiyordum. Üzerimdeki kirli kıyafetleri çöp kutusuna attıktan sonra küvete oturdum. 
''Sen içeri geç olur mu. Ben halledebilirim.'' Gözlerimin içine uzunca bakıp emin olduktan sonra kapıyı kapatıp çıktı.

Elimdeki sabun beziyle öptüğü yerleri temizlemeye çalışıyordum. Bu yaşadıklarımdan utanıyor muyum ya da utanmalı mıyım bilmiyordum? Bu benim hatam mıydı ? Neyi yanlış yapmıştım?  Elimde olsa farklı olur muydu acaba?

"Allah kahretsin kahretsin." Berk'in  duyduğum sesi beni kendime getirmeye  yetmişti.  Herkes bir şeyler söylüyordu benimse elimden gelen tek şey olduğum yerde tepkisizce oturabilmekti.

Kollarımda bir sıcaklık hissettim.
''Kendini kötü hissetmeyeceksin. Güçlü olacaksın sen kaldır o kafanı. Kafanı yere eğecek bir şeyin yok senin."

Kafamı yavaşça kaldırdığımda belki de saatler sonra ağzımdan çıkan kelimeler ''Ben buradan gitmek istiyorum.'' oldu.
Sanki daha fazla orda dursam oksijeni biten bir akvaryum gibi daha da nefesim tükenecekti. Olmazdı bir süre olmazdı. Zaman lazımdı. Zamana ihtiyaç vardı. 

Hızlıca kalkıp odama çıkmaya başladım. Dolaptan çıkardığım küçük bir sırt çantasına birkaç parça eşya yerleştirirken Berk kolumu tuttu. 
''Nereye gidiyorsun saçmalama. Gidemezsin.'' Meriç'ten yanıt gecikmemişti tabii ki.  ''Berk sakin ol üstüne gitme istersen.'' 
''Hayır hayır şuan bu şekilde kaçıp gidemez. Nereye gidecek. '' 

Ona dönüp sıkıca kollarına tutunduğumda;  ''Bulurum bir yer. Bir otele giderim ya da bir pansiyon ne biliyim bir yer bulurum ama şimdi gitmem gerek. Ne olur anla beni. Tamam mı '' gözyaşlarım çoktan akmanın fırsatını bulmuştu.
''Ben seni yalnız bırakamam. Olmaz hem annenler, annenlere ne diyeceğim ben. Seni sormayacaklar mı ne cevap vericem? '' sesi gerginliğin verdiği rehavetle yükselmeye başlamıştı.
''Ben konuşurum , merak etme kimse sana bir şey sormayacak.''
''Sen hep böyleydin zaten, İlk fırsatta bir sorun mu yaşadın pırr Derin Hanım ortadan kaybolur onu asla bulamazsınız.''
''Sen şu an ne dediğinin farkında mısın. Ya ben bir kaç saat önce ne yaşadım. Sıradan bir arkadaş kavgası falan değildi biliyorsun dimi olanları sende gördün dimi ben yaşarken.'' artık boğazıma düğümlenen çığlıkları tutamazdım istesem de.

Boynumdan tutup kendine çekmesiyle bağıra bağıra, birbirimize sarılarak ağlamamız bir oldu. İhtiyacımız olan şey buydu belki de.

Aras'ın yanımıza geldiğinde muhtemelen hiçbirimizin beklemediği bir teklifte bulunmuştu. ''Bana götüreyim seni. Rahat edersin ,kimse bilmiyor gözden uzakta Toygar da bulamaz. Kendini toparlayabilirsin.''

Hep beraber yaşadığımız bakışmadan sonra ona bakıp sadece göz kırptım. Uzattığı eline sarsakça kendi elimi uzatmaktan başka çare bulamadım kendimde.

Meğer göz kapakları ayrılıkları görmemek için varmış. 

********

Arabaya bindiğimizde her ikimiz de sessizliğimizi koruyorduk. Kemerimi takıp kafamı cama koyduğumda yaşadıklarımı daha fazla düşünmek istemiyordum.
Omuzumda tonlarca yük vardı. Göz kapaklarım artık yorgundu, isyan bayraklarını çekmişlerdi. Soluma aslında bir şeyler söylemek  için dönmüştüm ama dikkatimi çeken şey karşımda duran gayet ciddi bir şekilde araba kullanan hafif sakalları çıkmaya başlamış , parmaklarıyla arkadaki hafif müziğe ritim tutmakta olan Aras'tı. Gergin olduğu fazlasıyla ortadaydı. Söyleyeceğim şey aklıma  nihayet geldiğinde konuşmaya başlamıştım.

"Teşekkür ederim. Ve özür dilerim.''
" İlginç." 
"İlginç olan ne ?"
"İlk defa bu iki şeyi aynı cümle içinde ve bir kadından duyuyorum. Teşekkürü anladım da özür ne için ? ''
''Yeni geldin. İçeriye adım atmanla olayların içine düşmen bir oldu çünkü. Bu kadar şeye tanık olduğun için.''
''Bu kadar düşünme. Dinlenmene bak .'' hafif bir tebessümün ardından önüne dönmüştü.

Yavaş yavaş gözlerimi aralamaya başladığımda etrafımda gördüğüm şeyler de yabancılaşmaya başlamıştı. Uzun bir yolculuk sürecinden sonra arabanın yavaşlamasıyla yaklaştığımızı anlamıştım.

 Uzun bir yolculuk sürecinden sonra arabanın yavaşlamasıyla yaklaştığımızı anlamıştım

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.

Gördüğüm manzara beni şaşırtmıştı. Aras gibi bir insandan belki de böyle bir ev görüntüsü beklemediğim için. Gerçi daha onu da ne kadar tanıyorsam.
İnanıyordum bir süre her şeyden uzak kalmak bana iyi gelecekti. İyileşecektim.

İhtişamlı bir salonu vardı. Hem enine boyuna dizilmiş ama azıcık da anne eli değmiş ya da of Derin çocuk haklı cidden bu kadar düşünme sen.
"Yatmak istersin diye düşünüyorum ben sana odanı göstereyim. Banyo da var istersen kullanabilirsin dolaplara bakarsın orda tüm eşyalar var zaten kullanırsın ordan."
Birden durdu ve kapıyı gösterdi. "Burası"
"Teşekkür ederim tekrardan her şey için."
''Bu kadar çok teşekkür etme ''diyip arkasını dönüp yukarı çıkmıştı.
İçeri girdiğimde odanın sessizliği dışarıdaki karla birleşince içimdeki yalnızlığı ve yaşananları ortaya çıkarmıştı tekrar. Saate baktığımda 05:00 ı gösteriyordu. Banyo yapmak istediğimi düşündüm. Ama henüz akşam yapmış olduğum banyo aklıma gelince hasta olmak için bu kadar zorlamaya gerek olmadığını düşündüm.
Acayip bir şey vardı ki etraftan çilek ve kırmızı elma kokusu alıyordum. Üzerimi değiştirmeden önce banyoya adım atmıştım. Şu hale bak. Göz altlarım çoktan kendini belli etmeye başlamıştı. Boynumdaki kırmızılıklar, sabaha kadar yerini morluklara bırakacaktı belliydi. Aman Derin sen zaten küçüklüğünden beri hemen kızarırsın. Beyaz tenlisin. Hadi elini yüzünü yıka ve üzerini değiş. Bunu aşma gücü ver bana. 

Kendimi biran önce yatağa atmıştım. Gözlerimi kapattım.
Derin bir nefes aldım.
Ne demiş Peyami Safa :
Hayat böyledir. Çaresizlik ve tehlike anları vardır ki, o zaman çırpınmaya ve haykırmaya gelmez. Batar insan ve boğulur. Marifet o anları geçirmektir. Sonrası gittikçe kolaylaşır. Kadere teslim olmak lazımdır o anlarda. Bu acizlik değildir. Dikkat et sözüme: Bu dünyada ölümden başka hemen her şeyin çaresi vardır.

###YORUM BIRAKIN#####

Hazan mevsimiHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin