Çok zaman olur ki nereden kıstırıldığını bilmediğin bir halin içinde kıskıvrak yakalanırsın ve bir muallakta sallanır vaziyette hapsolur kalırsın. Elin yetişmez ki tutunasın bir yere. Gücün yetmez ki durabilesin ayaklarının üstünde. Dibi görmek yetmez, daha düşülecek çok yol var der sanki sana hayat. Hayat apartmanından her gün bir taşın düşmesi gibi... Paramparça hayallerinin her parçası başka bir diyara aittir sanki ve sen her parçaya hasret bir şekilde devam etmek zorundasındır. Anlarsın ki o zaman, senin vazifen hayatında her şeyi yoluna koymak değildir. Zira bu gücünün üstündedir ve sen gücünün yetmediği şeyle mükellef değilsin. Belki sana verilen vazife sadece: ne halde ne vaziyette nerede nasıl olursan ol, o halin gerektirdiği şekilde kulluk etmektir. Düşünsene bir; çaldığın ve önünde umutla beklediğin kapı Rahman'ın kapısı.
Allah bekliyorsa,
seni bekletiyorsa,
boşu boşuna değildir.
Eğer o kapının önünde bekletiliyorsan o kapı açılmak için senin edebini takınmanı bekliyordur, rahmetin kıymetini anlayacak şekilde "aczini ve fakrını" hatırlamanı bekliyordur. Aczini ve fakrını hatırlamadan kul olamazsın.
Hatırla artık vazifeni, yap üstüne düşeni. Sen üstüne düşeni yap ki, kaldırılasın düştüğün yerden.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Gülce
ChickLitBir genç kız kara sevdaya tutulursa kalemi 21. parmağı olur. Gel gör ki bu defa bir sevda, öyle nefse yâr olacak kadar basit değildir. Nefse düşman, zamana rakip, ömre bedel, ölüme gülerek yaşamak; öyle basit değildir... "Saniyeler gözlerimde birer...
