B29 Çizgi

1.5K 60 3
                                        

Gölgenin telefon konuşmasından 20 dakika sonra içeri feryatlarla giren Süreyya Gündoğanı görünce gerilmiştim. Ardından güzel kız kardeşi Berna Gündoğan.
koyu kahverengi saçlı olan 17 yaşındaki Bernanın duru bir güzelliği vardı. Tıpkı annesi gibi. Babası Salim Gündoğan arkasında hızlı adımlarla eşini takip ediyordu.

Beni gördükleri an endişeli bir şekilde durumu nasıl diye sordular, konuşmama fırsat vermeden konuşmaya giren Gölge aydınlatmıştı onları.

Durumunun stabil olduğunu ve kazayı nasıl yaptığını anlatmıştı. Çaresizce oturduğum bekleme sandalyelerinde ellerim karnımda oturuyordum. Kafamı duvara yaslamış öylece tavanı seyrediyordum. Derin düşüncelere dalmış eğer Berkeyi kaybedersem ne yapıcağımı düşünüyordum. Nişan düğün falan derken toplam 2 aydır onu tanıyordum, ona gerçekten alışmıştım. Sürekli beni aramasını ve neredesin demesine çok alışmıştım. Alıştığım şeyleri kaybedersem canım çok yanardı biliyordum.

Ne annem vardı ne babam  ailem dediğim tek insan Berkeydi. Ve şimdi ailem dediğim insan camın öbür tarafında makinalarla yaşıyordu.

Koridorun başında Büşra diye bağıran yağmurun sesini duymamla oraya dönmem bir olmuştu. Sandalyeden kalktığımda yağmur yanıma ulaşmış ve ince ellerini bedenime sarmıştı. Kardeşimin sarılmasıyla hıçkırıklarım koridoru doldurmuştu. Ardı arkası kesilmeyen hıçkırıklarım beni rahatlatıyordu. Sarıldıkça sarılıyor, ağladıkça ağlıyordum.  Ellerini bedenimden ayırdıktan sonra hıçkırıklarıma biraz ara vermiştim.

Yaklaşık 2 gün sonra kendimi yine koridorda Berkenin camından içeriye bakarken buldum kendimi.
Sayenin ve yağmurun ortamı yumuşatmak bir an olsun gülmemi sağlamak için yaptıkları esprileri dinlemiyordum bile. Karnımdaki bebeğin babası içeride yatıyor ben ise öylece ellerim camda içeriyi seyrediyordum.
Pür dikkat içeriyi izlerken Berkenin ellerini yumruk yaptığını görmemle gözlerimi kırptım ve halüsinasyon görüp görmediğimi kesinleştirdim. Makinalarda her zaman duyduğum sesten başka bir ses vardı bu sefer, filmlerden tanıdığım bu ses makinaya bakmamı sağladı.  Bir hafta üç gündür bitkisel hayatta olan kocamın bağlı olduğu makineler çizgi şeklini almıştı. Bunun anlamı hepimizin bildiği gibi ÖLÜM.

Ellerim camda yumruk şeklini alırken doktorlar Berkenin odasına girmiş ve perdeyi kapatmışlardı. Onu göremiyordum. Aramıza giren perdeden sonra elektro şok aletlerinin sesleri geliyordu odadan. Omuzlarımdan tutan kardeşlerim çöktüğüm dizlerimin üstünden beni kaldırmaya çalışıyordu. Yere oturup ağladığım sırada içeride devam eden elektro şok aletleri sesi kulaklarıma geliyordu. O gençti, hemde çok gençti. Ölmemelisin Berke diye var gücümle bağırmaya başladığımda kollarıma giren hemşireler beni sedyeye yatırmışlardı. Bir yandan bırakın beni orda durmam lazım diyor bir yandan tuttukları kollarımdan kurtulmaya çalışıyordum.
Koridorun sonuna varmadan Süreyya Gündoğanın feryatlarını duyunca anlamıştım ne olduğunu. Yattığım yere kendimi bırakmış öylece tavana bakıyordum. Gözlerimden süzülen yaşlar acımı temsil ediyordu. Bir yandan hayır diyor bir yandan ağlıyordum. 24 yaşındaki kocam ölmüştü. Bu feryatların anlamı buydu. Bebeğim babasız kalmıştı. Bebeğimi düşündüğüm an var gücümle Berke diye bağırdığımda sesimin ona ulaşmasını diledim. Ulaşsın ve gelsin yanımıza istedim.

Uyandığımda sakinleştirici yediğimi anlamıştım. Kolumdaki serumu çıkarıp odanın kapısına doğru yürüdüm. Tanıdık olan bu hastanenin tanıdık koridorlarında kocamın yattığı odaya doğru yürüdüm. Odanın önüne geldiğimde Berkenin sedyenin üzerinde olduğunu gördüm. Kapıdan dışarı çıkartılan sedyenin üzeri beyaz örtü ile örtülüydü. Sedyenin önünde durduğumda onlarda durmak zorunda kaldı. Yanına gidip örtüyü açtığımda eşsiz yüzünü gördüm. Çizilmiş gibi olan dudaklarının üzerinde gezinen ince parmaklarım yanaklarına doğru yol almıştı. Kafamı boynuna gömdüğümde hıçkırıklarım koridoru doldurmaya başlamıştı. Yumruklarımı sıkıyor ve boynunda neden diye çığlık atıp bağırıyordum.

Hıçkırıklarım azaldığında belki bir umut atıyordur kalbi diye dinledim. Dinledim. Ama hiçbir ses duyamadım. Yumruk yaptığım elimi nasıl bırakırsın beni Berke diye var gücümle göğsünün sol tarafına vurduğumda kollarıma sarılan doktorlar sayesinde ne yaptığımı anlamıştım. Var gücümle vurduğum yumruğum elektro şok cihazlarının geri getiremediği kalbini geri getirmişti. Derinden aldığı nefesi sayesinde yarısına kadar kalkan Berke nefes  alması bittiğinde sedyeye yatmıştı. Ben onu geri getirmiştim. Sol yanımda Berkeyi izleyen doktorun ağzından iki kelime çıktı. Bu mucize.
Evet bu mucizeydi. Sedyeyi önümden çekmeye başladılar ve çıkardıkları odaya geri soktular.

Yaklaşık yarım saatlik tetkikler sonucu artık kendi kendine nefes alabildiğini öğrendim. Bağlı olduğu makineler sadece kalp atışlarını dinliyordu. Şimdi beklememiz gerek diyen doktor uyanmasını bekleyeceğimizi söylemişti.
Süreyya Gündoğanın bana sımsıkı sarılması ve ağlaması ile ne kadar güzel birşey yaptığımı fark etmiştim. Bebeğimi babasız bırakmamıştım. Oda bizi bırakamazdı. Bu kadar kolay çekip gidemezdi. Hiç bir açıklama yapmadan çekip gitmesine izin vermezdim onun.

ELDİVEN (Tamamlandı)Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin