Hiç ummazdım canımı kurtarayım derken buzla kaplı iki kalbin ortasına yangın gibi düşeceğimi, sevmeyi bilmeyen iki insana sevmeyi öğreteceğimi. Hep duydum isimlerini fakat hiç göremedim mübarek yüzlerini, şimdiyse ikisinin de canından çok sevdiği bi...
Buraya geleli 1 hafta olmuştu ve Miral'la çok iyi anlaşıyorduk, espri yapıyorduk gülüyorduk tabii tedaviyi de aksatmıyorduk. Eve getirilen fizik tedavi aletleriyle her gün egzersiz yapıyorduk hatta sonuç almaya başlamıştık bile, Miral ayak parmaklarını oynatıyordu az da olsa.
Fizik tedavi rampasında Miralın bir eli bende diğer eli rampanın korkuluğunda küçük küçük adımlar atıyordu, yere yatıp ayaklarımızı birbirine yaslayarak bisiklet sürüyorduk, konağın merdivenlerinde bir basamak inip çıkıyorduk, masajlarımızdan bahsetmiyorum bile.
Tekerlekli sandalyeden kurtulmuştuk, koltuk değnekleriyle yürümeye başlamıştık. Buraya gelmek gerçekten çok iyi olmuştu, birbirimizi tanımak için harika fırsatlar yakalamıştık, şimdiyse Miral televizyonun karşısında ayaklarını uzatmış oturuyordu bense bulaşıkları yıkıyordum.
Camdan birinin geçtiğini gördüm, kafamı kaldırıp dağlık alana bir göz gezdirdim. Dışarıyı daha net görmek için perdeyi hafifçe araladım fakat bu sadece tüylerimin daha sebep olmuştu. İçime dolan o garip hisle Miral'a seslendim. "Miral!" Ağzında cipsle buğulu bir cevap alsam bile Miral'ın içerde olduğunu bilmek beni hem mutlu etmişti hemde germişti. Bir ses duydum! Tüylerim ürpermeye başladı, saat geceye geliyordu ve buralardaki tek ev bizdik.
En iyisi Miral'a çaktırmadan çıkıp bakmaktı. Elime aldığım bıçağı hırkamın kolundan içeriye saklayıp salonla birleşik amerikan mutfağından Miral'a bir göz attım, filme dalmıştı sessiz olursam çıktığımı anlamazdı. Mutfaktaki sürgülü bahçe kapısından sessizce dışarı çıkıp sağı solu kolaçan etmeye başladım.
Gece gece bana nerden cesaret gelmişti bilmiyorum ama bir şey beni evden dışarı atmıştı. Her yer ıssızdı ve dağlardan uluma sesleri geliyordu, vücudumda aşırı derecede adrenalin hormonu salgılanıyordu, umarım karşıma çıkan herhangi bir şeyle donup kalmam zira kilitlendiğim anlarda canımı kurtarmam çok zordu.
Çalılıklardan gelen sesle aniden o tarafa dönüp mırıldandım, "Kim var orda?" Soruyu sormakta bir şey yoktu fakat cevap gelirse ne yapacağımı bilmiyorum. Birden birisi kolumu tutup sırtımı evin duvarına dayadı, ağzıma bastırılan diğer el beni kilitlemeye yetecek güçte olsa da kendimi kaybetmemeye çalışıp hırkamın iç koluna sakladığım bıçağı karşımdaki kişinin karnına bastırdım ama saplamadım.
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
"Vaay! Bıçak falan?" Tanıdık sesle gözlerimi aralayıp karşımdaki ruh hastasına baktım. "Elimi çekeceğim eğer bağırırsan o bıçakla seni doğrarım." Yine gücünü kadına karşı gösteren bir gerizekalı daha! "Sıraç?" Ne bekliyordunuz? Bu ruh hastası başka kim olabilirdi? "Özledin mi beni?" Bilmiş bakışları altında ezilsem de bunu ona belli etmeyecektim.
"Bak sana karşı hep saygılı olmaya çalıştım ama çizgiyi aşıyorsun artık." Elini kaldırıp omuzuma düşen saç telimi okşadı ve sırıtarak, "Ama ben seni çok özledim." Dedi. Hışımla eline bir tane geçirip saçımdan düşmesini sağladım, bu hareketim onu ciddileştirdi. "Şşş! Uslu dur yakmayayım canını." Hala karnına değen bıçağı biraz bastırıp dişlerimin arasından tısladım.