"Şuraya.." Bir İskandinav Tanrısından birşey rica etmek üzere olduğunu çığlık çığlığa bağırıyorsun içinden ama dışarıdan onun yeşil bakışlarının altında derin bir nefes alarak devam ediyorsun. "Şuraya oturabilir misin?" Sandalyeyi gösteriyorsun.
Gözleri anladığını gösterir gibi kapanıyor ve sandalyeye ilerliyor, otururken sen de elinde hançerle onun hala kan damlaları sızan dudaklarına bakıyorsun.
"Ondan önce yarayı temizlememi istemediğine emin misin?" Kaşlarını çatıyor. Daha önce bir kez sorunu yanıtladı.
Nefes alıyorsun. Parmaklarında hançer düşmek üzereymiş gibi duruyor, metal eline o kadar yabancı geliyor ki.
Daha önce hiç kimsenin dudaklarına dikilmiş ipi kesmedin.
Yaklaşıyorsun, bir adım, iki adım, ayak seslerini halı boğuyor ama onun burnundan aldığı nefesler sakin, sana karşındakinin acı çekebilecek bir varlık olduğunu her solukta hatırlatıyor.
Bir rüyada olmayı diliyorsun.
Rüyada eller titrer mi?
O alev yeşili gözlerini senden ayırmıyor, cesaretin olsa ona bakmamasını söyleyeceksin çünkü sakinleşmene hiç yardımcı olmuyor.
Hançeri tutan elin yanında öylece duruyor. Hiç kaldıramayacağını düşünüyorsun, sanki elindeki metal en ufak bir hareketinde binlerce ton ağırlığında beton bir bloğa dönüşecek-
Bileğini soğuk parmaklar kavradığında irkiliyorsun. Loki parmaklarını daha da sıkıyor ve elini kaldırıyor, metalin ucu dikişlerin birkaç santim ötesine geldiğinde duruyor ve başını sallıyor.
Sana cesaret veriyor.
Bunca korkunun arasında ona bir kez daha hayranlık duymadan edemiyorsun çünkü asıl korkması gereken o, canı yanacak olan o ama elleri titreyen sana cesaret veriyor, bu adamın zor zamanlarda bir ordu yönetebilecek yeteneğe olduğuna o anda daha da inanıyorsun.
Heyecanın yüzünden kulaklarını kaplamış uğultu biraz hafifliyor, titrekçe başını sallıyorsun ve kimi hazırladığını bilmeden fısıldıyorsun. "Acıtacak."
Derin bir nefes veriyor o, sen de soluğunu tutarak onun dudağının sağ kenarındaki dikişten başlıyorsun. Makas kullanmana izin verseydi şimdi dudaklarındaki ipi iyice çekiştirmek zorunda kalmayacaktın.
Bıçak ileri geri giderken parmaklarına kan sıçrıyor.
Onun dişlerini sıkarken çenesindeki damarın attığını görebiliyorsun.
Bir dikiş eksildiğinde hanginizin daha rahat nefes aldığını bilmiyorsun, parmağını uzatıyor ve ipi çekiyor, dudaklarındaki iki deliği ipten kurtarıyorsun.
Delikler kapanıyor ve sen şaşıramıyorsun, diğer dikişe geçiyorsun.
"Mjollnir için mi bunu yaptılar?" Fısıldıyorsun. Yeşil gözleri aniden açılarak sana bakıyor. Açıklıyorsun. "İnsanların sana verilen cezalarla ilgili birkaç efsanesi var."
Öfke sıcak birşey gibi onun bakışlarını yakıyor. Onu küçümsediğini zannediyor ve senin korkuyla -sadece can korkusu değil, yanlış anlaşılma korkusu- devam ekliyorsun. "Onları haklı bulduğumdan söylemiyorum. Hakkında öğrendiğim ne varsa beni kızdırmaktan başka bir işe yaramadı." Gözlerini kısıyor, sen bir dikişten daha onu kurtarıyorsun.
Loki'nin dudaklarının dikildiği hikayeyi duymuştun, Loki cüceleri kandırarak Mjollnir'i alıyor, çekici Asgard'a getiriyor ve Odin'in huzuruna çıkarıyor. Cüceler de onun peşinden kralın önüne geliyorlar ve Loki'nin cezalandırılmasını talep ediyorlar.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Frost (Loki/Okuyucu)
FanfictionGecenin bir yarısı odanda bir İskandinav Tanrısı belirseydi ne yapardın?
