Sedef'ten
"Yağmur çiseliyor,
Korkarak
Yavaş sesle
Bir ihanet konuşması gibi."Bulutların arasından süzülen güneş ışınları yağmurun yavaş yavaş durmaya başladığının kanıtıydı. Yağmuru her zaman severdim ama bu sefer içime bir sıkıntı çökmüştü. Bir elimde market poşetleri, bir elimde şemsiye ile su birikintilerine basa basa eve doğru ilerliyordum. Beş katlı gri apartmanın önünde durup, zar zor açılan koskocaman demir kapıyı açmaya çalışıyordum. Yine hastalanmıştı... Ve ben her zamanki gibi ilaçlarını getirmiş, ona sanki bakıcısıymışım gibi ilgi göstermeye gelmiştim. Emir... Benim umudum, düşlerim, nefesim, her şeyim.. Günün her saati yaptığım gibi onu düşünerek karanlık merdivenlerden çıkıyordum. Sanırım elektrikler kesilmişti çünkü aniden yanışıyla beni yerimden zıplatan sensörlü lamba bu defa yanmamıştı. İçimde büyümeye devam eden tedirginlik ile son basamağı da çıkıp kapıya baktım. Zifiri karanlık olan koridoru aralık olan kapıdan gelen loş bir gün ışığı aydınlatıyordu. Yine şaka yapıyordur düşüncesiyle kapıyı ayağımın ucuyla itekleyip içeriye girdim. "Emir?" diye seslensem de ortam sessizliğini koruyordu. İyice korkmaya başlamıştım. "Emir eğer yine şaka yapıyorsan hiç hoş değil!" yine ses yoktu. Odaları tek tek dolaşmaya başladım. Yatak odasının kapısının önünde görünen küçük kırmızı birikinti tüylerimi diken diken edip titremeye başlamama sebep oldu."E-emir?" diye titreyen sesimle odaya doğru yürüyordum. Az sonra göreceğim manzaranın gerçek olmaması için yalvarırken, gözyaşlarım değdiği yerleri yakarak süzülüyordu. Gerçekti. Beynim o görüntüyü hafızama kaydettiği an binlerce iğne aynı anda bedenime saplanmıştı sanki. "Emir!" bu sefer sesimin titremesi bir yana dursun, öyle bir çığlık atmıştım ki kendi sesimden korktum. Sevdiğim adam kanlar içinde yerde yatıyordu. Deli gibi ağlayarak yanında diz çöktüm çıplak dizlerimi ıslatan kana aldırmadan. Kafasını avuçlarımın içine alıp gözlerini açması için yalvarıyordum ona. Ama nafile.. Gözleri kapalı, hareketsiz, ve buz gibi. Kalbimi onunla bırakarak telefonumu almak için koştum. Titreyen ellerimle hıçkıra hıçkıra ambulansı aradım. Sonra tekrar Emir'in yanına geldim. Sakin ol Sedef. Sen de bir doktorsun. Yaraya baskı yapmalısın kanamayı durdurmalısın.. Dolaptan elime gelen ilk kumaş parçasını çektim ve yarasına baskı uygulamaya başladım. Elimi boynuna götürüp nabzını kontrol ettim. "Şükürler olsun yaşıyor! Yaşıyor!" onun üstü gibi benimki de kan içinde kalmıştı. Korkudan titrememe sebep olacak olan düşünce beni şoka sokuyordu ve aynı zamanda kendime de getiriyordu. Bunu kim yapmıştı? "Emir vazgeçme tamam mı? Bak ben bırakmayacağım seni. Lütfen vazgeçme. Lütfen..." Bundan sonrasında neler olduğunu anlatmak için kelimeler yetmiyor. Hissettiğim duygunun tarifi yok. Kısa süre içerisinde ambulans gelip Emir'i aldı. Hastaneye vardığımızda onu ameliyata aldılar. Girmek istedim. "Erdal Bey. Ben de doktorum oraya girmeye hakkım var!" diye bağırsam da, o gayet sakin bir şekilde cevap vermişti benim haykırışlarıma. "Doktor olabilirsin ama şuan sadece hasta yakınısın. Lütfen kendine hakim ol ve burada bekle." diyerek içeriye girdi. Hâlâ ağlıyordum. Hem içim, hem gözlerim yanıp kavruluyordu. Dizlerimin bağı çözülürken yere düşmemek için duvardan destek alıyordum. Arkamdan gelen tanıdık sesin "Sedef!" diye seslenişi ile arkamı döndüm. Endişeli gözlerle yanıma hızlı hızlı yürüyen Yiğit beni kollarının arasında alıp sarılınca ben de ellerimi beline dolayıp daha güçlü ağlamaya başladım. Birbirinin ardı ardına dökülen gözyaşlarım benim yanaklarımı, onun da gömleğini ıslatıyordu. "Y-yiğit. O b-beni bırakmaz değil mi?" tek amacım teselli bulmaktı. Küçük de olsa bir umut verilmesiydi düşüncelerime. "Sakinleş güzelim. Gel otur şuraya." birkaç adım ileri yürüdük ve beni oturttu. Sonra gidip plastik bardaklardan birine su doldurup bana getirdi. "Hadi şunu iç, sakinleş, ve anlat bana." Dediği gibi öncelikle titreyen elimle bir yudum su içtim, ve yarım yamalak olanları anlatmaya başladım. "O y-yine hastalanmıştı. Ben de i-ilaç ve yiyecek bişeyler alıp eve g-gittim. Kapı aralıktı. Y-yine şaka yapıyor zannettim.
A-ama odanın içi k-kan doluydu. Yiğit ona bir şey olmasın lütfen ona bir şey olmasın."
"Şşş. Bir şey olmayacak. Bak birazdan emniyettekiler gelir. Ben senin ifadeni aldığımı söyleyeceğim. Başka bir şey bilmiyorsun değil mi?" Ne demek başka bir şey bilmiyorsun? Ne zannediyorlardı? Ona bunu yapan kişiyi bulmaları için elimden geleni yaparım ben. "Hayır." dedim titrek sesimle. Yeniden bana sarıldı. Biraz olsun sakinleşmeme yardım ediyordu. "Kim yaptı bunu? Niye yaptı Yiğit? Kim ne ister bizden? Ben onu istiyorum Yiğit. Onu bana getirsinler."
***
Son birkaç saat böyle geçti. Hayatımda hiç bu kadar yıpranmış hissetmemiştim kendimi. Yiğit üzerimi değiştirmem için bana kıyafet verdiğinde, Emir'in kurumuş kanları dolan kıyafetlerimden kurtuldum. Geri döndüğümde Emir'in ameliyattan çıkarılıp sedye ile sürüklenişini görünce içimde kelebekler uçuştu. Bi an olsun tebessüm belirdi yüzümde. Nereden bilebilirdim ki saniyeler içinde bu tebessümün acıyla dolacağını. Evet Emir sedyede yatıyordu, ameliyat bitmişti, ama onun yüzü de örtüyle kapatılmıştı. İşte kalbime saplanan hançer, bu defa boğazıma da saplanmıştı. Şimdi tam sırasıydı. Asıl acıyla haykırışlar şimdi başlıyordu. Gözümden yaşlar firar ederken, sesimin en ince tonuyla çığlıklara boğuldum. "Emir!"
