Gözlerimiz birbirimizi yemeye birkaç saniye devam etti ve her hangi bir tepki vermeden dönüp içeriye yürümeye başladı. Ben de arkasından hızlı adımlarla ilerleyip ona yetişmeye çalışıyordum sanki becerebilirmişim gibi.
Kapıdan içeriye bir adım attı, kapının kolunu tutup çekti ve kapattı ben tam girecekken. Artık kapı, ben ve Baran iç içeydik diyebilirim. Önümdeki kapıya toslamamak için refleksle durmuştum neyseki. O da kapı kolunu bırakmadan, diğer elini de kapıya yaslayınca dönüp ona baktım.
"Ne yapıyorsun ya?"
"Abiciğin sana eve git demedi mi?"
"Dedi."
"Niye gitmedin Darwin?"
"Sana ne be? Çekilsene." diyerek itekleme-ye çalıştım ama yerinden bile kıpırmadadı. Utanmaz dalga geçiyor bir de! Dudağının kenarı kıvrılırken ben daha da sinirleni-yordum. Ne rahat bir adam bu! Tırnakla-rımı suratına geçirmemek için kendimi zorntutuyordum. İçerideki cam kırılma sesi onu kurtardı ne yazık ki. Tahminime göre boyuma yakın olmak içine eğdiği gövdesini dikleştirdi ve kapıyı açtı. Kapıya yaslandığım için arkaya doğru açılınca geriye düşüyordum! Ama düşmedim sorun yok. Gerçi düşsem de pek bir şey değişmez. Yerle aramda pek bi yükseklik yok.
Baran'ın girdiği geniş salonda ekranı parçalara ayrılmış olan dev bir televizyon vardı. Yiğit, Savaş'ın üstüne çıkmış boğazlamaya çalışıyordu. Melek kalpli Baran onları ayırmak için araya girmişken şapşal Savaş ise gülüyordu. Bu üçlünün arasında en mantıklı davrananın Baran olduğunu kabul etmek istemiyordum.
Etrafa bakındım ama burda Defne yoktu. Ben de koyu kahverengi ahşap merdiven-lerden yukarıya çıktım. Pek fazla kapı yoktu. İkinci denemede odada dolanıp çıkış yolu arayan Defne'yi buldum.
"Sedef pencereden atlayalım!"
"Saçmalama be! Bak şimdi. Aşağıya iniyo-ruz, hemen çıkış kapısına koşuyoruz. Arabaya biniyoruz gidiyoruz."
"Nereye gidiyoruz?"
"Valla seni bilmem ama ben öncede eve gitmeli, üzerimi değiştirmeli, ve işe yetişmeliyim." dedim üzerimdeki kıyafeti göstererek.
"N'olur ben de geleyim."
"Hadi Defne sonra düşünürüz hadi."
Yavaş yavaş merdivenden inerken sessiz kalmaya çalışıyorduk ve bu beni geriyordu Zaten hep böyle alıştım artık.
"3'e kadar sayacağım ve koşacağız." Dedim. Defne merdivenden inmişti ama ben daha ortalarındaydım.
"Bir..."
"İki..."
"Üç!"
Dediğim anda Defne koştu. Hâlâ kavga sesi geliyordu. Bu demek ki onu görmediler. Ben de koşacaktım ama arkamdaki "Hain doktor!" diyen ses ona bakmama sebep oldu. Bu adam hangi ara çıktı yukarı! Evet. Yine koşuyorum. Yine birinden kaçıyorum. Aklıma bardaki olay gelince dejavu yaşa-dım diyebilirim. Ama bu sefer kaçtığım kişi o zaman beni kurtaran kişiydi. Neyse. Kapının önündeydim ve dışarı çıkıyordum. "Aah!" sesini duymasaydım çoktan arabadaydım. Merdivenden düşmüş! Hem de tam poposunun üstüne! Ayağa kalktı-ğında çok sinirli bakıyordu. Arabaya doğru ilerlerken o da arkamdan geliyordu. Arabanın kapılarını açtığımda Defne de ben de içeri girmiş, kapıları hemen kilitle-miştim. Sanırsın seri katilden kaçıyorum! Ama zaten onun katil kiralayan biri olduğu aklıma gelince buz kestim.
Arabayı geri sürüp çıkmam, ve dönüş yapmam gerekirken ben gaza basmıştım.
"Sedef kendine gel ya!"
Tamam. Geriye al, direksiyonu çevir, dön, ve gaza bas! Ben de tam aynısını yaptım. Dikiz aynasında gördüğüm son görüntü yere yatmış duran Baran'dı.
"Öldürdüm mü onu Defne!?"
"Saçmalama Sedef ya boşver sür sen sür!"
Kuruyan dudaklarımı ıslatıp gaza bastım...***
Sonunda odanın kapısından içeri girip kendimi sandalyeye bıraktım. Birkaç saniye gözümü kapatıp dinlendim. Sonra hastaler tek tek gelmeye başladı. Öğle yemeği için kapıyı kapattığımda karşımda gördüğüm manzara kendimi rüyada hissettirdi. Baran, ayağında alçı, kolunun altında da koltuk değnekleri vardı. Bunu ben mi yaptım?
Bana hem sırıtıp hem kızarak bakarken kendimi geri odaya attım. Ne yapıyorum ben ya! Kapıyı geri açıp çıkacaktım ama zaten kapının önünde dikilmişti.
"Nasıl oldu bu?" dedim. Niye bilmiyorum.
"Delinin biri arabayla ezdi." dedi. Bana deli dedi. Bana! Sanki isteyerek yaptım. Gerçi içimin yağları eridi.
"Eee buraya niye geldin?"
"Bugün benimle ilgileneceksin." oldu canım başka emrin!
"Sebep?"
"Sanat eserine doya doya bak diye." dedi ve kolunu omzuma attı.
Nereye gittiğini bilmeden sırf eziyet olsun diye hastanede dolaştığımıza yemin edebi-lirim.
Hastaneyi iki kez turlayıp sonunda kantine oturmayı başarabildik. Karşımda kahvesini yudumlarken benim aklımda Emir vardı. O soğuk toprağın altında yatar-ken ben bundan sorumlu kişinin karşısın-da oturmuş, kahve içişini izliyordum.
"Neden polise söylemedin?"
Beni neden şikayet etmediğini soruyordum. Çünkü normal bir insan böyle bir durumda beni sürüm sürüm süründürürdü. Sahi, şimdi daha beter sürünüyorum.
"Abine mi şikayet edecektim?"
"Baran!"
"Polislerle iyi anlaşamıyoruz biz." Anlaşamazsın tabi manyak psikopat!
"Sende benden böyle intikam alıyorsun öyle mi?"
"İntikam âcizlerin işidir Doktor." intikam âcizlerin işidir... Söylediği söz kafamın içinde ardı ardına tekrar ediyordu. Ben aciz miyim?
"Neden ağlıyorsun ki şimdi?"
Ağlıyor muyum? Evet ağlıyorum. İki damla gözyaşı sadece. Ama kalbimde yağmurlar, bedenimde seller var... Sandalyeyi çekerek ayağa kalktım.
"Ne oldu Sedef?"
Bana ilk defa adımla seslenmişti. Doktor, ya da Darwin demeden. Ama arkamı dönmedim. Çünkü eğer dönseydim, onun gözlerinde Emir'i görürdüm...
