BÖLÜM 4: "SAKLI"

144 15 4
                                        

Uzun bir sessizliğin ardından konuşan babam olmuştu.

"Grace, yürümen şu an enstütü tarafından sağlanabilecek bir şey değil. Yapılan serum daha çok yeni ve  yan etkilerini bile bilmiyoruz." Çok sakin bir şekilde ellerimi önümde birleştirerek babama baktım. Bunu yapmayı Henry'den öğrenmiştim. Hareket ve tonlamalar konuşmalarda çok önemliydi.

"Baba. Az önce de söylediğim gibi; yürümek istiyorum ve eğer bir umut varsa bunun peşinden gideceğim."

"Grace seçmeler bu Cumartesi. Her şey yoluna girmeye başalmışken neden böyle yapıyorsun?" Annem çaresizce oturduğu kanepeden bana bakıyordu. Ona ne diyebilirdim ki? Tek çocucuğuydum ve beni kaybetmek istemiyordu. Ama bu benim için yeterli olmuyordu.

"Her şey yoluna giriyorken? Söylesene anne yoluna giren şeyler ne? Hayatımın tüm bölümlerini lanet, yürüyen bir sandalyede geçirdim. Sitede benden başka sakat bir insanın olmaması da cabası. Hatta kocaman sitede tek sakat olan benim!  Ve bana bakan herkesin acınası gözlerle yanımdan uzaklaşmasından, hiçbir işe yaramamaktan çok yoruldum! O lanet seçmeler umurumda mı sanıyorsun? Sence enstütüde hayatım boyunca deney yapıp yaşlanmak istiyor muyum? Eğer lanet bacaklarım çalışsaydı askeriyeye yazılıp yapmak istediğimi yapardım. Ama şimdi bir köşeye atılıp kaybolmamak için enstütünün loboratuvarlarından birine kapak atmak zorundayım. Biliyor musun? Michael gibi kafamı sıkarım daha iyi." 

Tekerlekli sandalyeyi iki üç hatta dört defa kanepeye çarpıp ondan sonra asansöre girebilmiştim. Aşağıya odama inmek yerine asansörü durdurdum ve orada beklemeye başladım. Kalbim bir tartışmadan çıktığım için deli gibi çarpıyordu. Çünkü ben anneme daha önce hiç bağırmamıştım. Hayattan en nefret ettiğim zamanlarda bile. Ve onlara Michael örneğini verdiğim için de pişman olmuştum. Sonuçta eskiden sitede sakat olan sadece ikimizdik ve o tüm olanlara dayanamayıp kimya loboratuvarında kafasına sıkmıştı. Kimse silahı nereden bulduğunu anlayamamıştı. Ama ben askeriyedeki en yakın arkadaşından temin ettiğini adım gibi biliyordum. Gözlerim yine alev gibi yanmaya başlamıştı. Onun ölümü en çok bana dokunmuştu sanırım. Başımı tavana çevirip gözyaşlarımı tutmaya çalıştım. 

"Ağlamayacağım." Ben kendimle mücadele ederken annemin titreyen korku dolu sesini duymuştum.

"Grace! Grace! İyi misin?" Evet onu Michael'ı hatırlatmamalıydım.  Hemen;

"İyiyim." demiştim. Büyük ihtimalle kendime bir şey yapmış olabilceğimi düşünmüştü. 

"Çok özür dilerim anne. Öyle söylemek istememiştim. Ben sadece..." Ama daha fazla konuşamamıştım. Sadece ağlayabiliyordum. Bunu onlara yapmaya hakkım yoktu. 

"Tatlım seni anlıyorum tamam mı? Her zaman yanındayım ve biz seni çok seviyoruz." 

"Biliyorum." Biliyordum ama bu da düşüncelerime engel olamıyordu. Bu aklımı durduramıyordu ya da beni daha itattkar ve sabırlı yapmıyordu. Gerçekten çıldırıyor muydum? Bilmiyordum. Odama çıkıp Kendimi yatağıma hapsedip soğuk gecede yarını bekledim.

************************************************************************************************************

"Kendini bu kadar yorma. Sen bize lazımsın." Hannah yaramaz bir çocuk gibi mikroskoptaki lameli alıp gülümsedi. 

"Hannah lütfen. İşim var hadi."  Bir tane tabure çekip karşıma oturdu. 

"Burada durarak zaman öldürüyorsun ayrıca bir sürü eğlence kaçırıyorsun."

"Genelde benim olduğum ortamlarda eğlence malzemesi olarak kullanılma ihtimalim olduğu için ortamlara girmiyorum."

"O yüzden de dünyadan haberin olmuyor." Mikroskoba yeni bir cam yerleştirirken ;

MALIVA: DEVRİMBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin