BÖLÜM 18 : "MEDCEZİR"

69 5 4
                                        

"Grace." Goran elleriyle yüzümü hafifçe peş peşe vuruşlarını sıralarken yerde boylu boyunca yattığımı yeni fark etmiştim. Neler olduğunu, nerede olduğumu beynim bana yavaş yavaş hatırlatınca var olan tüm dehşet ve panik tekrar kendini göstermişti. 

"Neredeyim ben? Burası neresi?" Goran sakin ama tedirgin bakışlarıyla omuzları sıvazlayıp beni sakin olmaya zorlamıştı. Ki işe yarıyordu da. Bu adamın yanındayken kızgın ya da öfkeli olmak bir süre sonra imkansız hale geliyordu.

"Sakin ol Grace. Burası bir mezar. Buraya nasıl geldin?" 

"Mezar mı?" Yanımdaki lahit şimdi gerçek olduğunu ispatlamıştı. Ürkerek yerden kalktım ve birkaç adım uzaklaştım. Artık bir şeyleri saklayabilecek durumda olmadığım için ne olduysa direkt anlatmaya başladım.

"Beni çağırmışsın. Ben de koridorlardan geçerken sanırım koyboldum. Duvarlardaki tabloları takip ediyordum. Sonra daha önce duvarda olmayan bir tabloyu fark ettim. Yanına yaklaşıp incelemeye başladım. Sonra.. sonra arkamdan bir ses beni çağırdı. Biliyorum garip ve biliyorum gitmemeliydim ama yine de merak ettim. Duvarın karanlığında bir kapı vardı. Açtım. Binanın boşluğu gibi bir yerdi. Merdivenler vardı ve yukarı çıkmaya başladım. Sonra tıkandım ve her şey oynamaya ya da bana dokunmaya başladı. Karşıma çıkan ilk kapıyı açtım. Ve işte buradayım. Çok özür dilerim. Senin için önemli bir yer olmalı."

Goran beni kollarının arasında çok dostane bir şekilde sararak hıçkırıklarımın bitmesini bekledi. Gerçekten korkmuş ve suçlu hissediyordum. Bir süre sonra Goran'in beni elleriyle kontrol ettiğini fark ettim. Herhangi bir yerimde kırık çıkık var mı onu merak ediyor olmalıydı. Ne de olsa ayaklı belaydım. Geri çekilip yüzüme bakarken her şey yolundaymışçasına içimi rahatlatan bir gülümseme bırakmıştı.

"Her ayrıntıyı anlattın değil mi Grace?" İşte bu şaşırtıcı bir soruydu.

"Ne gibi?" 

"Seni çağıran şu sesi tanıyor musun?"  YALAN SÖYLE...

"Evet, tanıyorum." 

"Kimdi?" Ellerimi işin içinden nasıl çıkacağımı bilemezmiş gibi başımın iki yanına koymuştum.

"Bak Goran belki bana deli diyebilirsin. Ama ben bir süredir gerçek olmayan şeyler görüyorum. Gerçekte var olmayan şeyler. Ve bunlar rüyalarımda falan olmuyor. Ayak üstü gündüz gözüyle karşıma çıkıyorlar ve benimle konuşuyorlar. Doktora gitmem gerekiyor evet.Ama buna bir çözüm bulabileceklerini sanmıyorum." Aynı sakinlikte bana bakmaya devam ediyordu.

"Kimi görüyorsun?" 

"Bilmiyorum. Aslında onu tanımıyorum. Sadece adının Mona olduğunu ve benimle bir derdi olduğunu düşünüyorum."Goran beni omzumdan tutup odanın dışına götürmeye başladı. Artık yüzü eskisi gibi sakin değildi. Hatta yüz hatları biraz dehşet içeriyordu ama görmemezlikten gelmeye çalışıyordum. Odadan çıktıktan sonra karşımızdaki düz koridoru görünce olduğum yerde kalakalmıştım.  Herhangi bir tarafta merdiven aradım. Ama hiçbir yerde öyle bir merdiven yoktu. Sade geniş meşalelei mistik bir koridor karşımızda duruyordu. İlerledik. Önce sağa sonra sola, tekrar sağ... Sonunda tanıdık olan kapıdan içeri girdik. İlk geldiğimde yaptığım gibi masanın kaşısındaki koltuğa oturdum. Ama Goran masanın sandalyesine oturmak yerine karşımda, masaya yaslanarak ayakta dikildi.

"Grace Newton. Burada kendini nasıl hissediyorsun?" 

"Evimi bulmuş gibi." dedim hemen.

"Peki gördüğün kişinin kim olduğunu biliyor musun?" "

"Hayır." Goran hevesle yerinden uzaklaşıp dolabından bir kağıt düzenesi çıkardı. Sayfaları karıştırkça kalp atışlarım hızlanıyordu. 

"O kız Mona grace. Bundan iki buçuk asır önce yaşamış biri. Aslında bu korkunç savaş iki büyük ailenin anlaşmazlıklarıyla doğdu. Sonra ülkelere, eyaletlere, belli başlı dolaplarla tüm dünyaya yayıldı. Mona General Rupert'ın kızıydı. Çok hazin bir olayda hayatını kaybetti ve biz de yıllar boyunca onu hatırlamayı ve anmayı kendimize görev bildik. " Midem bulanmaya başlamıştı. Bir ölüyle konuşuyordum. Bir ölüyü görüyordum.

"Peki benimle ne alakası var? Neden onu görüyorum. Daha adını hiç duymadım. Varlığından beri haberdar değildim. Neden onu görüyorum."

Goran yavaş adımlarla bana yaklaştı.

"Biz Magronlar doğaüstü şeylere inanırız Grace. Belki de onu görmenin bir nedeni vardır. Belki de anlatmak istediği herhangi bir şey.." Ateşim yüzüme doğru hücum ederken oturduğum koltukta iki büklüm olmuştum. 

"Peki nasıl öldü?" Goran'in yüzü derin bir üzüntüyle kırışmıştı. Anlatmak istemediği belliydi. Ama anlatmaya da mecburdu.

"Rupert dediğim gibi bir generaldi. Siyasi anlaşmazlıklardan sonra askeriyede ayaklanmalar oldu ve bugün Maliva'nın merkezi olan enstütü o zaman ana merkez binaydı. Belirli devlet yürütmeleri orada yapılırdı. Askerler bir gece isyan ettiler ve enstütüyü bastılar.  O gece Mona da oradaydı." Sesi titremeye başlamış ve olan her neyse bugün bile hala inkar etmek istiyordu.

"Onu orada öldürdüler." Farkında olmadan ayağa kalkıp kapıya yönelmiştim. Midem ağzımda konuşuyordum. 

"Onu nasıl öldürdüler , biliyor musun?" Goran yüzüme acıyla bakıyordu.

"Boğazını kestiler." Bu sefer çöp kovası yanımda değildi bu yüzden kendimi tutmuştum. Sadece başımı öne eğdim ve biraz bekledim. Sonra odadan dışarı çıktım. Koridorlardan deli gibi geçiyordum. Beyaz bir yer arıyordum. Işıklı, temiz, tertemiz ve saf... Koridordaki lavabolardan birine girdim. Hiçbir şey beyaz değildi. Sadece tepemde yarım yanan bir florasan vardı. Duvardaki meşaleden ateşin kızılı yüzüme çarpıyordu. 

Enstütüdeki lavaboyu hatırladım. Bembeyazdı ve o karşımdaydı. Saçları dağılmıştı. Her zamanki gibi değildi aslında. Kıyafetleri hafiften bozulmuştu. Boğazında kırmızı bir fular vardı... Kırmızı fular.... Neden boğazında kırmızı bir fular olduğunu anladığımda ertelediğim kusma nöbeti geri gelmişti. Hiçbir şey yemediğim için sadece boş boş öğürmüştüm. Başım döne döne oradan da çıktım. Hava kararmaya başlamıştı. Kendimi sahanın aşağısındaki koruluğa attım. 

Birisi her akşam olduğu gibi bir ateş yakmıştı. Birkaç grup ateşin etrafında sohbet edip gülüyordu. Freedom'un beni sahada harcadığı gün olduğu gibi dizlerimin üzerine düşmüştüm. Nefesim kesiliyordu, burnum ısınıyordu, ve her yeri kan kokusu sarıyordu. Sadece kan kokusu...

MALIVA: DEVRİMBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin