BÖLÜM 12 "KAÇIŞ"

138 11 14
                                        

Nefes nefese karanlığın içinde yere kapaklanacakken biri kolumdan tutup beni duvara yapıştırmıştı. Çığlık atmaktan neredeyse boğazım yırtılacaktı ama yine de atmıştım. Ağzımı elleriyle sıkı sıkı tutup beni kollarının arasında sıkıştırdı.

"Grace sessiz ol." Bu Jasper'dı. Jasper! Sessizce ızgaranın altından dışarıdaki seslere kulak kabartıp beklemiştik. Sessizlik uzayıp gidince ellerinin arasından kurtulmuştum. Olağan dışı bir asabiyetle konuşmuştum.

"Ne halt ediyorsun burada?" 

"Sen?" 

"Ben kaçarken şans eseri buraya girdim. Hani benimle buluşacaktın?" Tereddüt ederek ne söyleyeceğini düşünmüştü. 

"Ben gelecektim. İşim vardı." 

"Biliyor musun? Artık sana bir gram inanmıyorum. "

"Grace-" 

Kapa çeneni Jasper." Arkamı dödüğümde karanlıkta görünmeyen bir şeye takılmıştım. Bir tekerlekli sandalye olduğunu anlamam çok uzun sürmemişti. 

"Bunun ne işi var burada?" Cevap yoktu ve sinirlerim daha çok oynamaya başlamıştı.

"Jasper! Sana bunun ne işi var burada dedim?" Bana   doğru hızla gelerek dudaklarımın üstüne parmağını koydu ve ızgaradan dışarıyı kontrol etti.

"Grace sakin olur musun? 3. siteye geçmek için o." Birkaç saniye karanlıktaki yüzüne bbakmıştım. O bana bakamıyordu bunu hissediyordum.

"Beni kullandın." dedim kırık ve incelmiş bir sesle. Kolumu tutmaya çalışmıştı ama hemen geri çekilmişti. 

"Grace ben öyle düşünmüştüm ama sonra değişti."

"Ne değişti? Aynı zamanda her dediğini inanacak kadar saf olduğumu mu fark ettin!?" 

"Saçmalama. Bak sıradan basit bir kız olduğunu düşünüyordum. Yapmaya çalıştığım şeyi asla anlamayacağını. Ama öyle değilsin. Sen her şeyin çok fazla farkındasın ve savaşabilirsin." 

"Seninle hiçbir şey yapmıyorum ben!" deyip geri çekilmiştim. Aynı zamanda hayal kırıklığımın acısıyla ağlıyordum. Arkamı dönüp karanlıkta ilerlemeye başlamıştım. 

"Grace!" 

"Cehennemin dibine git Jasper!"Koşarak ilerliyordum. Kırmızı bir kapıya gelince kapüşonlumu kafama geçirip dışarı çıkmıştım. Hava yine ciğerlerimi yakmıştı ama umursamıyordum. 

Burası başka bir çıkıştı. Hiçibir şeyi tanımıyordum. Sokaklardaki insanlar bana bakıyordu. Kıyafetlerim temizdi ve çok sağlıklı gözüküyordum. Kuytu bir köşeye kendimi atıp yerden aldığım tozları üzerime boca etmiştim. Yüzüm görünmüyordu ve yürürken hafifçe aksayarak yürüyordum. Yine de herkes sanki bana bakıyor gibi geliyordu. İleride tıka basa dolu bir sokak görmüştüm. Hemen aralarına daldım. İnsanlara çarpa çarpa ilerliyordum. Burası sanki özel bir sokaktı. İnsanlar tahta tezgahlar kurmuş, üzerlerinde yiyecek, kıyafet ya da değerli eşyalar olan masaların yanında  dikiliyor diğerleri de beğenip beğenmedikleri şeylere bakıyordu. Bir tür pazar olmalıydı. Ve para kullanmıyorlardı. Değiş tokuş yöntemiyle alış veriş yapılıyordu. Başımı daha da içeri çekerek sokaktan çıkmanın bir yolunu aramaya başlamıştım. 

Sonunda boş bir sokak bulup girdim. Jasper peşimden gelmemişti. Gelmemeliydi de.  Çünkü kalbim bie alev yumağı gibiydi. Hala yumuşaktı, hala her şeyi affedebilir gibiydi ama aynı zamanda her şeyi küle de döndürebilirdi. Deli gibi kızgındım ve önüme gelen her şeyi kırıp dökmek istiyordum.  O sırada yan sokaktan eğik, siyah bir çarşafa sarılı elinde bir bez torbasıyla yaşlı bir kadın yıkık duvarın önünde yığılmıştı. Koşarak yanına gidip nabzını kontrol etmiştim. Kalbi hala atıyordu ve gözleri de gayet keskin bir maviyle bana bakıyordu. Fazla yaşlı olan bu kadının yüzünde değişik şekillerde bir sürü dövme vardı. Ellerinde ve görünen her yerinde... Yaşlı teninin üzerinde siyah mürekkep silinir durumda olsa bile bir Magron olduğunu bilgili olan herkes anlayabilirdi. 

MALIVA: DEVRİMBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin