BÖLÜM 8 "ELLA"

180 16 4
                                        

"Umut olmasına var. Sınırsız denecek kadar umut var... Ama bizim için değil." 

                                                                                                    -Franz Kafka-

Bilinç dünyaya kendini kapattığında görüş bambaşka kapılara açılıyor. Düşünceler soyut olmaktan çıkıp somut olurken gerçek olduğunu düşündüğünüz şeyler şüphe uyandırıyor. Sesler, görüntüler kayboluyor. Anılar hayallere benzemeye başlıyor ve gerçekliğini yitiriyor.

İşte ben bunların hepsini aynı anda yaşıyordum. Uzun zamandır gözlerimi açabilmek için mücadele ediyordum. Ama sonunda gözlerimi acıtan bembeyaz bir aydınlığa uyandığımda mücadelemi zaferle sonuçlandırabilmiştim. Kulaklarım hala çok derinlerden; sanki bir mağaranın ucundaki sesleri duymaya çalışırmış gibi zorlukla sesleri seçebiliyordu. En net duyduğum şey düzenli sinir bozucu bir tınısı olan  "bip" sesiydi. Yüzümü yastıktan hafifçe kaldırıp nerede olduğumu seçmeye çalışmıştım. Sanırım yine enstütüdeydik.  Son olanları hatırlayınca elim otomatik olarak boğazıma gitmişti. Büyük bir sargı vardı zonkluyordu. Vücudumda sarı ışıkları olan nokta nokta küçük daire şeklinde alıcılar yapıştırılmıştı. Sanırım her şeyimi gözetim altına almışlardı. Ayrıca sol kolumda sargıdaydı. İşaret parmağımı oynatamadığı fark edince bu sefer ucuz atlatamadığımı fark etmiştim.

Ben kendimi büyük bir merakla incelerken kapı aralandı. Ve görmekten en çok mutluluk duyduğum güzel yüz karşımdaydı.  Şişmiş gözlerle bana doğru yürüdü ve yatağın yanındaki koltuğa oturdu. Üzerinde çok güzel bir üniforma vardı. Bu askeri okulun üniformalarından biriydi. Simsiyah kıyafetlerinin arasındaki kolundaki renkli bilekliği hala dışarıya göz kırpıyordu. O konuşmadığı için ben dudaklarımı açmaya zorlamıştım.

"İyi misin?" Bana baktı ama sonra yine yüzünü aşağıya indirmişti.

"Bunu benim sormam gerekirdi. İyi misin?" 

"Sanrım." deyip biraz kendimi yukarı çıkarmaya çalıştım ama imkansızdı. Jsper çabamı görünce yatağımı biraz yukarı kaldırdı. Yüzündeki hüzün ve endişe beni de endişelendirmeye başlamıştı.

"Grace... Ben çok özür dilerim." 

"Neden?" 

"Seni tek başına bırakmamalıydım. Benim suçum..." 

"Jasper saçmalama. Bilemezdin. Kimse bilemezdi. Sakın, bana bak." Elimle çenesini tutup yüzünü yukarı kaldırdım. Artık birbirimizi görebiliyorduk. Gülümseyerek onu gevşetmeye çalışmıştım.

"Senin suçun falan değil. Ben iyiyim. Aslında nasıl hayatta kaldığımı anlatsana bana? Bu boğazımdaki ne yarası?" Jasper pek bir isteksizdi ama ben canlanınca biraz kendine gelebilmişti.

"Boğazını neşter kesmiş. Sanırım laboratuvardaki eşyalardan biri. Hannah sana ilk müdahaleyi orada yapmış. Zaten hemen hastaneye kaldırıldın." 

"Elektrikler kesilmişti." 

"Kısa bir kesintiydi. Sanki planlanmış." derken sesine korkutucu bir öfke vardı. 

"Üzerime bir atladı Jasper. Ama kütüphanedeki kişi mi bilmiyorum." 

"Hannah Siyah giyinmiş biri olduğunu söyledi. Yüzünü görememiş." Bıkkınlıkla kafamı yastığa gömmüş sonra yine Jasper bakmak için kaldırmıştım. 

MALIVA: DEVRİMHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin