BÖLÜM 9 "TEST"

156 13 7
                                        

"Hayat kısadır. Kısa iyidir."

                                 -Aristo-

Eğer ölmüşsem ölümün; derin bir uykudan farkı yoktu. Gözlerimi araladığımda korkuyla ne ile karşılaşacağımı düşünüyordum. Ama yine aynı odadaydım ve perdeler açılmıştı. Sanki mutlu olunması gereken bir gündü. Mutlu olmak için bir sebep olmalıydı ki herkes karşımda kocaman bir gülümsemeyle bana bakıyordu. Evet ölmüştüm ve şimdi sevdiklerime veda ediyordum. Annem koluma dokununca geri çekilmiştim ve bu davranışım haliyle garibine gitmişti. Sanrım her şey benim kuruntumdu. Ama o zaman dün gece gördüğüm neydi? Artık halüsülasyonlar mı görüyordum? Kafamdan bu düşünceleri itekleyerek şimdiye odaklanmaya çalıştım. 

"Biraz daha iyi hissediyor musun?" Annemin elini avucumun içine alıp gülümsemiştim. 

"İyiyim. Hepiniz buradasınız." Arkadan Henry keyifli sesiyle araya girmişti.

"Tabii ki de burada olacağız şampiyon. Bugün senin son "tekerlekli sandalyeli kız" olduğun gün." 

"Ya, evet." deyip anneme bakmıştım. Yüzünde herhangi bir tereddüt ya da hüzün arıyordum. Sanki küçücük bir şey görsem hemen her şeyden vazgeçecektim. Ama annem sadece gülümsüyordu. Ben ne istersem o olacaktı. Jasper da sözünü tutmuş ve odanın köşesindeki kltukta yerini almıştı. 

"Sana bir sürprizimiz var." 

"Neymiş o?" Babam sanki önceden ona verilmiş olan görevi yerine getiriyormuş gibi öne çıkmıştı. Boğazını temizledikten sonra;

"Seçmelerden geçtin ufaklık." Herkes büyük bir mutlulukla gözlerimin içine bakıyordu. Aslında ben de sevinmiştim. Ama biraz sonra içime adını koyamadığım bir şey oturmuştu ve ağlama hissiyle boğuşmaya başlamıştım. 

"Bu mükemmel bir haber." dedim titreyen sesimle. Henry olağan dışı bir mutluluk gösterisiyle konuşmaya devam ediyordu.

"Bence testten sonra toplanıp büyük bir parti yapmalıyız. Hem Grace'in yürüyebilmesini hem de mesleki hayatının ilk adımını kutlarız." 

"Evet, mükemmel ir fikir Henry. Müthiş bir kutlama yapacağız. Hatta evi süsleriz ve şu büyükkannenin keklerinden yaparız. Şarap bile açabiliriz.!" Annem küçük çocuklar gibi cıyaklamıştı. Başımı yavaşça yastığıma yaslamış ve onların umutlarını ve hayallerini dinlemiştim. Kahkalarını kulaklarıma doldurmuş ve zihnimin bir yerine hapsetmeye çalışmıştım. Hatta belki de o anları unutmamak üzere izlemiştim. Daha sonra hepsi odadan sıra sıra çıkmıştı. Yorulduğumu düşündükleri için çıkmışlardı ama aslında ben onları görmeye daha fazla dayanamamıştım. Bir de bir öleceğim ihtimali aklımda sürekli büyük bir çan çalıyordu. Annem odadan çıkmadan önce yattığım yerde hareketlenmiştim.

"Anne?" 

"Uyumuyor muydun?" 

"Hayır. Numara yaptım." Bana çocukken yaramazlık yaptığım zaman baktığı gibi kaşlarını hafifçe çatarak bakmıştı. 

"Bir nedeni var mı?" Çatallaşmış sesimi olabildiğince tatlılaştırarak konuşmuştum.

"Enstütünün çok güzel bir bahçesi olduğunu duymuştum. Kuğular bile varmış." Ne demek istediğimi anlayınca beni yataktan kaldırmaya koyulmuştu. Sandalyeye yerleşirken birden bacağımda bir karıncalanma hissetmiştim. Anneme belli etmemeye çalışmıştım ama korkudan yüreğim ağzıma gelmişti. Elimle bacağımı yokladım. Herhangi bir şey yoktu. Aynı hissizlik orada duruyordu işte. Belki de psikolojik olarak çalışacaklarını düşündüğüm için beynim bana oyun oynuyordu. Beynim bu aralar çok fazla oyun oynuyordu ve artık paronoyak bir manyak olmaktan korkmaya başlamıştım. 

Annemle beraber bahçeye inerek temiz havayı ciğerlerime çekmiş oldum. Burası büyüleyiciydi. Bahçenin büyük ve uzun sıra ağaçlara baktığını bilmediğim için ağzım açık kalmıştı. Sanki bir kartpostala bakıyor gibiydim. Bahçede küçük bir su birikintisi vardı ve üstünde beyaz tüyleri güneşte parıldayan kuğular sessiz sakin yüzüyordu. Annem yanımdaki banka oturarak benimle beraber bu tabloyu izlemeye koyulmuştu. Bir süre sonra konuşma isteği duymuştum.

"Biliyor musun? Eski dünyada Hollywood diye bir yer varmış. Burada büyük bir film sektörü kurulmuş ve filmlerine de Hollywood filmleri demişler. Okuldayken çok eski bir film izletmişlerdi. Adını hatırlamıyorum ama sarışın güzel bir kadın oynuyordu. O kadına çok imrenmiştim. Onun yernde olmak için nelerimi verebileceğimi falan düşünmüştüm. Sen hiç eskiyi özlüyor musun anne?" 

Annem yüzündeki gölgelerin gelgitiyle karşıya bakmaya devam ediyordu. 

"Evet aslında özlüyorum." 

"Bana hiç okul yıllarından bahsetmedin. Arkadaşlarından ya da eskilerden işte." 

"Neden bunları soruyorsun şimdi?" 

"Hiç sadece merak ediyorum." deyip bir şeyler anlatmasını bekledim. 

"Okul yılarımda çok yalnızdım. Kafamı kitaplara gömer bambaşka bir dünyada yaşar dururdum. Öyle işte. Babanla da bir kütüphanede karşılaşmıştık zaten." 

"Anlıyorum." dedim. Kayda değer sıfır hiçbir şey yoktu. 

"Peki adım aklınıza nereden geldi? Yani Allagrace değildi neden Ella olmadı mesela?" 

"Neden?" Beni dikkatle süzerken panik olmamaya çalışıyordum. 

"Hiç sadece hiç Ella ismi yok. Yani Allagrace de garip ama güzel bir isim." Annem kırık bir gülümsemeyle bana bakmaya devam etmişti.  O arada hemşirelerden biri yanımıza yaklaşmıştı.

"Hatayı hazırlamak için odaya almamız gerekiyor Bayan Newton." İçime karanlık bir korku çökerken anneme bakmıştım. O an benden farklı durumda değildi. Hiç konuşmadan enstütüye geri dönmüştük. İki tanehemşire beni odaya sokup üzerime mavi bir önlük geçirmişlerdi. Dışarı çıktığımızda herkes koridorda sıraya girmiş bekliyordu. Annem ve babam ağlamıştı. Henry zoraki bir gülümsemeyle bana bakıyordu. Jasper ise ifadesizdi. Sıra sıra hepsine sarılmıştım. Jasper kapıdan girene kadar elimi tutmuştu. Girmeden önce sıcak nefesiyle kelimeler kulağıma doğru süzülmüştü. 

"ASLA PES ETME!" Sonra gıcırdayan tekerlek sesleriyle buzhane kadar soğuk odaya girmiştik. Burada bir sürü çalışşan alet vardı. İki masanın arasına beni yerleştirmişlerdi. Baş tarafımda en az sekiz tane serumu görümce korkum biraz daha çoğalmıştı. Masanın üzerinde yeşil ve mavi renkli tüpler duruyordu. Daha sonra koluma bir damar yolu açıldı. Ve monitor tekrar çalışmaya başladı. Tüpleri hissetmesem de diz kapağımın hemen arkasına yerleştirdiklerini biliyordum. İki tane de kaburgalarımın altına yerleştirilmişti. Sonra iki tane kollarıma... Kendimi kobay gibi hissetmiştim. Tepemde yüzü kapalı zalim bakışlı adamlar duruyordu ve kalp atışlarım benim isteğim dışında hızlanıyordu. Hareketler hızlanıyor, odada panik artıyor ve monitor ötüyordu. Serumlar bulanıklaşıyor ve bağrışmalar sürüyordu. Tıpkı rüyadaki gibi her şey ağırlaşıyordu. 

Nefes bitiyor, kapılar kapanıyor, ışık sönüyor, Ella kayboluyor, kütüphane boşalıyor ve kalbim son kez seslice gümbürdeyerek beni sonsuz bir boşluğa uğurluyordu. 

MALIVA: DEVRİMBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin