BÖLÜM 10 "SOĞUK"

134 13 14
                                        

"Ölümün olduğu bu dünyada, hibir şey çok da ciddi değildir aslında." 

                                                                        -Franz Kafka-

Ölümün  sessiz ve keskin dikenleri boğazımdan vücuduma doğru akıyor ve tüm damarlarım sanki tek bir merkezde toplanmak ister gibi çekiliyor, sıra sıra kopuyordu. Öldüğümü biliyordum. Kalbimin sessizliğinden ve hücelerimin durgunluğundan bunu anlayabiliyordum. Ama nasıl hala düşünebiliyordum? Yoksa ölüm sonsuza kadar bir düşünme dönencesi miydi? Sonuçta sonsuz bir monolog mükemmel bir ceza olabilirdi. Derin ve tanıdık bir ses buzların arasından bana seslendi.

"Grace! Uyan!" Uzun bir aradan sonra kalbimi hissetmiştim. Sonra parmak uçlarımı, bedenimi, nefesimi ve ciğerlerimi... İlk defa ve garip bir hisle bacaklarımı hissediyordum. Kanın akışını ve parmak uçlarımı... Gözlerimi açtığımda kulaklarım çılgın bir ritimle çınlıyordu. Nefesim bıraktığım odada beyaz bir duman gibi dağılıyordu ve çektiğim nefes buz gibiydi, sanki ciğerlerimi deliyordu. Gözlerimle etrafıma baktığımda demir dolapların olduğunu fark ettim. Ve demir bir sedyenin üzerinde üzerimde beyaz bir çarşafla yatıyordum. Bu oda ya buzhane gibi bir yerde ya da ben morga kaldırılmıştım.  Acınası bir çabayla masadan kalkmaya çalıştım ama yere kapaklanmıştım ve benimle birlikte tekerlekli masanın üzerindeki şırınga ve iğneler de düşmüştü. Hala sakardım. Yerde sürünerek kapıya ilerlemeye çalışıyordum ama bu neredeyse imkansızdı. Görüşüm bulanıklaşıyordu. Burnumdan akan kan beyaz zeminde dağılırken öldüğüme karar vermiştim. Sadece çok yavaş bir şekilde şekilleniyordu ve gittikçe acıtıyordu. Kapıya ulaşmamın imkansız olduğunu biliyordum ama yine de uzanmaya çalışmıştım ve başka bir şeyler daha düşürmüştüm. Artık göremiyordum ve çırpınmaktansa bilincimin kaybolmasını ve uykuya dalar gibi başka bir şeye dalmak için bekledim. Yüzüm yerin soğuk zeminine yapışmış bir şekilde yatarken tenimde yabancı elleri hissediyordum. 

Sesler milattan önceki zamanlardan geliyormuşçasına varla yok arası kulaklarıma ulaşıyordu. Bu arada ben tüm bunları hissediyordum. Hiç bitmeyecek bir işkencenin ortasındaydım sanki. Sonra yumuşak bir yatağa yerleştirildim ve bekleme başladım. Zaman sanki; bir kaplumbağanın ayağına bağlanmış tahta parçası gibi kumların üzerinde yavaş ve derin izler bırakıyormuş gibi ilerliyordu ve ben bekliyordum...

Gözlerim kendine ne zaman izin verirse o zaman uyanacaktım ve neler olduğunu anlayabilecektim. Ve Uzun bir bekleme işkencesinden sonra küçük bir ışık sızıntısını algılayabilmiştim. Sıkıca ona tutunmak ve peşinden gitmek istiyordum. Ama ben istemesem de o beni içine çekiyordu ve gözlerimi açmaya zorlıyordu. Yine Tanrı'ya şükürler ediyordum.

Başka bir odaydı ve soğuk değildi. Bu yüzden kesinlikle memnun olmuştum. Birden kollarımda boruların sallandığını , ağzımda mideme kadar inen bir hava borusunun varlığını, ve güneş sandığım ışığın aslında bir florasan olduğunu anladığımda hayal kırıklığı ve büyük bir üzüntüyle ağlamaya başlamıştım. Kabus bitmemiş miydi?  Ama annemin sesini duyuyordum. Başka bir sese o kadar çok benziyordu ki...

Yakınlaşmasını ve beni bulmasını bekledim. İşte annem karşımdaydı ve bana gülümsüyordu. 

"İyisin tatlım. Uyumalısın, korkma tamam mı?" Cevap vermemi beklemeden uzaklaşmıştı ve  ilk defa uyuyabilmiştim.

************************************************************************************************************

 Uyandım. Ve odamda gerçek bir güneş ışıklarını çekinmeden saçıyordu. Üzerimde borular vardı ne de bir monitor. Hatta her şey çok normaldi ve ben güzel bir hikayenin sabahına uyanıyor gibiydim. Üzerimdeki örtüyü kaldırıp yatakta doğruldum. Aslında neyle karşılaşacağımı bilmemenin korkusuyla ayağa kalkmayı denememeliydim bile. Ama içimde hiçbir korku yoktu ve sanki çok sıran bir şeymiş gibi ayağa kalkmıştım. Önce biraz aşım döndü ama ilk adımımı attığımda sanki zafer çığlıkları yükselmişti. Ben ikinci üçüncü adımımı attığımda kapı açılmış ve içeri annem süzülmüştü. Şaşkınlık ve sevinçle yüzüme baktıktan sonra kolları bedenimi sarmış ve bana sıkı sıkı sarılmıştı. 

MALIVA: DEVRİMBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin