''Böyle iyi mi?'' sordu Leo ''Ahh evet daha hızlı!'' diye yanıtladım. mutluluk ve özgürlük hissiyle harmanlanmıştı ruhum. Her bir dönüşte daha da heyecanlanıyor ve istediğimi alıyordum. ''Daha sert!'' diye bağırdım. Aldıkça daha fazlasını istiyordum. Kendimi durduramıyordum. Dünyadaki en eşsiz hazlardan biriydi bu.
''Yeter artık bu hız sana biraz daha sallarsam yere kapaklancaksın.'' ''Yaa,ama çok eğlenceli. Tüm gün burda sallanabilirim.'' diyip kahkaha attım. ''Sen yeter ki gül depresif papatya ben seni sallarım.''
Moralim bozuk olduğu için sabah bir sürprizle uyandırmıştı Leo. Gözlerimi açar açmaz onun gözlerini görmüştüm karşımda. O yüzden de bu kadar güzel geçiyor olabilirdi günüm. Yanağını yanağıma sürtmüş sonra yeni çıkmaya başlayan sakallarıyla boynumun tikiyle oynamıştı. İşin doğrusu kimseye söylememiştim sadece ben küçükken babam beni öyle gıdıklayarak uyandırırdı, sonra iki yanağımı kocaman öper alnımın köşesine kokumu çekerekten bir öpücük bırakırdı. Leo da aynısını yapmıştı. Özel bir histi bu kolay bulunmayan,unutulmuştu benim adıma...
Ardından beceriksizce de hazırlanmış olsa da hamarat Leo mun ellerinden güzel bir kahvaltı yaptım. Elleriyle beni beslediğine inanabiliyor musunuz? Böyle zamanlarımızda ona öküz dediğim için bir an pişman oluyorum fakat sonra piçlikleri aklıma geliyor ve kaldığım yerden devam ediyorum. Normalde yiyeceğimin üç katı yemişimdir onun güzel ellerinden. Sanki onunla her şey daha bir tatlı gelmişti damağıma.
Günün devamını enerji dengelemesine ayırmıştık. İlk defa dengeli bir şekilde enerjimi kullanmıştım o heyecanla Leo nun kucağına atlamıştım. Fakat sonra biraz ani atlamış olacağım ki dağ gibi Leonard'ımla beraber yere devrildim. Neyseki bahçedeydik ve olan tek şey yerde yuvarlanmamız olmuştu.
''Diyosun ki illa bir dengesizlik yapacağım?'' şakacı şirinim benim. ''Dengesizlik bizim işimiz'' burnuna kondurduğum küçük öpücük gözlerine yaramazlık parıltılarını oturtmuştu. Malesef ben daha yaramazım güneşim bunu unutmamalısın. Gıdıklamaya başladığımda yaramazlık düşünecek hali kalmamıştı gülmekten yanakları kızarmış, gözleri yumulmuştu. Sonra bir anda bu anın güzelliği çarptı beni güneşli bir öğlen gibi. Güneşim beni her an daha da çarpıyordu, çarpsaydı bırakmasaydı gitmesin benim kalsın o, kalbimi ısıtsın, gözlerimi ısıtsın ruhunu ruhuma katsın. Yine dalmışım yeşilleri kavuştu kahvelerime harman etti on an duygularımızı. Kaşlarım hafif aşağı indi tebessüm filizlendi dudaklarımda. O sevimlilik sadece ona ait olabilirdi belki de ondan parçalara, parçalarımıza.
İçimden gelen çocuksu istekle ısırdım yanağını sonra kopacaman şapidik bir öpücük kondurdum allarına. Alnımı alnına dayadım. ''Leonard...'' sesim kısık,boğuk, sanki daha bir içli çıkmıştı. ''Ne sevimli şeysin sen öyle tam sevilmemlik böyle kocaman portakallı haribo gibisin böyle yenilip yenilip bitmemesi istenileninden.'' Başını çimenlere geldi o boğuk sesine yakışan kahkahası can verdi kulaklarıma. Cenneten gelmişti sanki...
''Isabel ne oldu böyle birden çikolata gözlüm?'' Bana dedi, çikolata gözlüm dedi eridim sanırım. ''Sadece Leonard bırakma beni olur mu hiç bırakma, izin verme bizi bizden almalarına beni benden alsalarda ruhum senin kalsın, belki bencillik ama senin eşsiz ruhunu benden koparma doyamıyorum sana, gözlerine yeşillerine, yaşatma bana sensizliği.'' Birden gözlerim dolmuştu. Sözlerim kulaklarıma varınca kalbim titreşti. Ona o kadar alışmıştım bir anda kabullenmiştim ki vazgeçemiyordum. ''Şşş, sen ne kadar bendensen kalbim bir o kadar senden Isabel, ruhum ışığı görüyor seninle, mümkün mü ölmeden kesmek kendimi senden?'' sarıldı bana sıkıca gömdü kafasını boynuma son nefesiymiş gibi çekti nefesini ciğerlerine.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
RUHTAN
Teen FictionBilinmezlik her zaman en korkulan olmamış mıdır? Peki korkuttuğu halde seni çekiyorsa ve bunu durduramıyorsan... Her şey bir anda sarpa sarabilir. Bugün yatağınıza yattığınızda hayal ettikleriniz belki gerçeklerdir. Fakat gerçek hiçbir...
