"Mortal Kombat oynamaya ne dersin?"
Yemekten sonra William boş boş oturmayalım hadi bir şeyler yapalım diye öneride bulunmuştu. Ben de bir insanı sıkıntıdan camdan atlatacak bir tip olduğumdan doğal olarak iyi bir fikir öne sürememiştim. Türkiyede iken canımız her sıkıldığında arkadaşımla bimden bir paket ekstra tuzlu çekirdek ve diyet kola alıp, sahile gidip, sessiz bir kaya bularak oturup bizi zerre kadar ilgilendirmeyen kişiler hakkında saatlerce dedikodu yapardık. Ama William'ın dedikodudan hoşlanacağını düşünmediğimden ve ev sahibi kendisi olduğundan onun istediğini yapmaya karar vermiştim. Bu yüzden fikrine başımı olur anlamında salladım. Herhalde oyunu onun telefonundan oynayacaktık çünkü benim telefonum dün linç yerken çalınmıştı. Yediğim dayaktan çok çalınan telefonuma acıyordum!
"Tamam getir telefonunu."
Gözlerini birkaç defa açıp kapadı ve bana tuhaf bir bakış attı.
"Atlas telefonumu ne yapacaksın?"
Adımı telaffuz edince neden bilmem bir tuhaf olmuştum. Üzerinde durmayıp, dalga geçermiş gibi bir tonla söze başladım.
"Ya oyunu oynamak için işte." Kaşlarımı kaldırıp ekledim. "Ne yani ben mi yanlış anladım kalkıp Mortal Kombat karakterleri gibi giyinip dövüşmemizi falan mı kastetmiştin?"
Dudakları yukarı kıvrılacakken ağzını kapatıp bir süre bekledi. Gülmemek için kendini zorluyordu. Yüzü domates gibi olmuştu. Gülünecek ne söylemiştim şimdi ben?
"Ben..." ensesini kaşıyıp, sanki utanmış gibi bir ses tonuyla devam etti. " Ben PlayStation'u kastetmiştim aslında."
"Doğru."
Onu başımla onayladım. Sonra salak gibi gülmeye başladım. Bu gün o kadar utanmıştım ki artık beynimdeki utanç bezim kurumuştu. Geri kalan nöronlarım da içinde bulunduğum zenginliğin ışığında kör olmuşlardı. Sanırım bu gün utanca bağışıklık sağladığım gün olacaktı.
Rezilliğim altında ezilmemem için konuyu değiştirme çabasından olsa gerek William tuhaf hareketlerime bir yorum yapmayıp, bana eliyle gel işareti yaptıktan sonra üst kata doğru yol aldı. Ben de çocuk gibi mutlu mutlu takip ettim. Hayatımda ilk defa PS'den Mortal Kombat oynayacaktım. Karakterime daha şimdiden karar vermiştim bile. Mileeeeena.
Odasına çıktığımızda bana yatağa oturmamı işaret edip kendisi de gardrobuyla aynı renk ve desene sahip şifonyerinin üzerindeki LCDsine yürüdü. Mobilyanın üzerinde siyah beyaz şık görünümlü dikdörtgen kutu benzeri bir nesne vardı. PS5 buydu demek. Ne kadar da asil duruyordu ama! Süs eşyası gibiydi. Acaba satsam kaç para ederdi?
William çekmeceden çıkardığı iki kabloyu televizyonuna bağlarken ben de onu izlemeye başladım. İlk kabloyu LCD'ye takmıştı. Sonra... Adamın kol damarları dikkatimi çekince gözlerimle tıpkı bir yıldırıp gibi dallara ayrılan damarları kollarından yukarıya doğru takip ettim. Damarları o kadar belliydi ki gözlüksüz bile rahatlıkla görebiliyordum. Bicepsleri de çok büyüktü. Kolunu her hareket ettirdiğinde kasılıyor, kafam kadar oluyorlardı. Dün beni kolayca odasına taşıyabilmesine şaşmamak lazımdı o yüzden. Aynı çekmeceden bir CD ve iki tane de oyun kolu çıkarırken gözlemlerimi sürdürdüm. Omuzları... Waowww! Bana oversize olan tişörtleri onun vücuduna dar geliyordu. Omuzlarının genişliği bana Lady Gaga'nın giydiği geniş omuzlu takım elbiseyi anımsatmıştı. Ama daha bitmemişti tabi. Omuzlarını sırt kasları takip ediyordu. Adam yunan mitolojisindeki devasa ve kaslı öküzlere benziyordu. Evet, bu arada yunan mitolojisinde gerçekten de kaslı öküzler vardı.
William cihazı kurma işini bitirdiğinde bakışlarımı hemen başka bir tarafa çevirdim. Gizli gizli onu süzdüğümü düşünmesini istemiyordum. Bu sırada adam çoktan ekranı açıp gelip yanıma oturmuştu. Oyun kollarından bir tanesini cihaza bağlamış, diğeriniyse şifonyerin üzerinde bırakmıştı. E hani beraber oynayacaktık? Neyse izlemesi bile zevkli olurdu bunun.
Oyun açıldığında nefesimi tutmuş bir şekilde izlemeye başladım. Training modunu açıp karakter seçim ekranına geldiğinde örümcek görmüş Japon kızı gibi cırladım. "Mileena. Mileenaa! Mileena'yı seç lütfen."
Bu heyecanıma gülümseyip eliyle bacaklarının arasındaki boşluğa vurdu. "Hadi gel. Sana nasıl oynayacağını öğreteceğim."
Bir eliyle vurduğu yere, bir ona baktım. Dalga mı geçiyordu bu benimle? Hareket etmediğimi gördüğünde gözlerini devirip "korkma yemem hadi ama" deyince ağzımı araladım.
"Güvenemedim pek. Sağın solun belli olmuyor senin."
Tekrar göz devirip, arkadaşını yaramazlık yapmaya ikna eden bir çocuk gibi homurdandı.
"Hadi amaa! Sana oynamayı öğreticem bak. Kır şu inadını."
Hayır kırmayacaktım. Yüzüme baktığında ikna olmadığımı anlamış olacak ki bana yavru köpek bakışı atıp mırıldandı. "Hadi ama. Benim için."
Ağzımı açıp siktir git ulan diyeceğim sırada adamın daha dün akşam beni ölmekten kurtardığı ve bugün de beni sahiplendiği aklıma gelince yılan dilimi ısırıp, yerimden kalkarak gösterdiği yere oturdum. Yüzüm o kadar kızarmıştı ki eğer adam görse eminim Trump'a benzetirdi
Uysal bir şekilde lafını dinlediğimi gören genç adam "aferin" dedikten sonra oyun konsolunu elime verip, parmaklarıyla benimkileri yönlendirmeye başladı. Sıcak olan oda şimdi daha da ısınmıştı. Utançtan taş kesilmiş vaziyette adamın söylediklerine odaklanmaya çalışırken kolunu her oynatışında hareket eden kaslarını kendi vücudumda hissetmek dikkatimi dağıtıyordu. Çığlık atmak istiyordum. Çığlık atıp, elimdeki zımbırtıyı kafasına indirmek istiyordum.
'Tabi paşam, sonra adam o zımbırtıyı götüne sokup, kablosuyla beraber seni camdan sallandırsın.'
İç sesim tekrar haklı çıkmıştı!
***
Komboları öğrenmek aşırı zordu. Vücudumu saran kolları ve bacakları dikkatimi toplamamı engelliyordu. Adam güneş altında kalmış sıcak bir taş gibiydi. Seksi anlamında taş değil gerçek anlamda taş. Sıcak ve sert. Gerçi seksi anlamında taşa da giriyordu bu. Adam 'taş' kelimesinin her anlamını karşılıyordu yani. Nihayet 'taş'lığından dolayı dikkatimi bir türlü toparlayamadığımı fark ettiğinde ellerimi serbest bırakıp belimi kavradı.
"Rahatla biraz."
Demesi kolaydı tabi. Şimdi sadece yüzüm değil tüm vücudum yanıyordu. Üzerimdeki tişörtü ve şortu bile çıkarmak geliyordu içimden. Ama bunu ellerimi yeniden yönlendirmeye başlamış adamın önünde yapmak bildiğin intihar olurdu. Bu yüzden pilates hocalarının öğrettiği gibi derin derin nefes alıp vererek dikkatimi oyuna vermeye çalıştım. Ama boşunaydı. William uflayıp belimi tekrar tutarak kendisinden mümkün olduğunca uzakta tutmaya çalıştığım üst vücudumu göğsüne yasladı. Bu esnada popom çok daha sıcak bir noktaya denk gelmiş, ve gözlerim yuvalarından fırlayacak kadar açılmışlardı. Ama o sanki hiç bir şey olmamış gibi konuşmaya devam etti.
"Rahatla ve dikkatini oyuna ver hadi!"
Kaslarının gerilmesinden ve sesinin yükselen tonundan artık sinirlenmeye başladığını hissedebiliyordum. Ama ben ne yapabilirdim ki? Biraz daha zorlarsa ağlayacaktım artık. Sanki bunu hissetmiş gibi kulağıma eğilip yumuşak bir sesle konuştu.
"Hadi çok kolay bak. Eminim nasıl oynandığını öğrendikten sonra beni bile yeneceksin."
Tembel popomu kaldırıp bir buçuk sayfalık ödevden sonra kalktım bir bölüm daha yazdım. Kıymetimi bilin yani (: Değerli yorumlarınızı waiting... c:
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ALIAS (BXB) -TAMAMLANDI-
Action-TAMAMLANDI- *** "Engelimi kaldırmayacak mısın?" Başımı hayır anlamında sallayınca birden ciddileşen tonuyla sordu. "Neden?" Elimde kolamla arkama yaslanıp, "çünkü erkeklerden hoşlanmıyorum" dedikten sonra ekledim. "Ve sen baya baya yavşıyorsun." B...
