Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
''Sana inanamıyorum.'' Avuçlarım arasındaki kolyeye bakarken burnumu çektim aktıkları için. Hayır, ağlamanın sırası değildi. Üzeri parlak beyaz taşlarla süslenmiş kolyeye bakarken Jaemin koluma dokunmuştu hafifçe.
''Bebek gibi ağlıyor musun bir de? Eww, cidden garipsin.''
Bedenimle beraber yüzümü de ona çevirdim, sırıtıyordu. ''Komik mi?''
''Evet?'' dedi dalga geçercesine. Kaşlarımı çattığımda sırıttı. ''Gel buraya.'' Arkama geçip kolyeyi benden alırken karşımda kalan aynadan onu izliyordum. Bunların hepsi bir hayaldi 3 ay öncesine kadar. Hatta 6 ay öncesine kadar. Ama şimdi gerçekten de bunları yaşıyor, gençlik denen şeyi hissediyordum.
Geçen gün dondurmacıya gitmiştik mesela, lunaparka gitmiş ve eğlenmiştik. Uzun zamandır yaşadığım ölüm korkusu artık yoktu. Çiçekler ve kan yoktu. Bunlar beni ne kadar sevindirse de bir yandan üzülüyordum çünkü eninde sonunda ikimiz de ölecektik. Jeno olmayacaktı, Hena olmayacaktı. Ben yine yalnız kalacaktım ama eğer şimdiki zamanımı iyi değerlendirirsem geriye pişman olacağım hiçbir şey kalmazdı. Hena ve Jungwoo da mutluydu çünkü ben de mutluydum. Hepimiz iyiydik, Jeno dışında.
Jaemin'le beraber olduğum için pek denk gelmiyor ya da görüşmüyorduk. Yarın ya da ertesi gün müsait olursam anında yanına gidecektim çünkü ne yalan söyleyeyim, özlemiştim. Tek arkadaşı/ konuştuğu kişi olduğumdan onu umursamamak ya da görmeye gitmemek saçma olurdu.
Jaemin kolyeyi takmayı başardığında saçlarımı karıştırmıştı. Daha yarım saat önce duş aldığımdan saçlarım yarı ıslaktı. Sırtımdaki havluyu alıp saçlarıma getirdi ve kurutmaya başladı. ''Saçlarının boyası akmaya başlamış.''
''Kötü mü gözüküyor?''
''Hayır, boyayalım diyecektim. Bu sefer kahverengi yapsana, yakışır.''
''Bunun için çok üşengecim.'' Kahkaha atarak havluyu başımdan çekmiş ve karşıma oturmuştu. ''Ben boyarım.''
''Uykum var.'' Kolunu bana atarak başımı omzuna koymamı sağladığında derin bir nefes aldım ki bu kokusunu duymak içindi. Tarçın kokuyordu. Eğer ameliyat olsaydım ve tüm umudumu kaybedip onu da beraberinde unutsaydım asla ama asla yaşayamazdım bunları. Tanrı beni sevmeye başlamıştı.
''Film izleyelim.'' dedi ben başımı kaldırırken. Elini saçlarıma getirip saçlarımı geriye atarken yüzüne baktım. ''Ne izleyeceğiz?''
''Korku filmi.'' Yüzümü buruşturdum. ''Hayır, saat daha üç. Oyuncak Hikayesi izleyelim.'' Sanki aşırı saçma bir şey demişim gibi benimkinden daha çok buruşturdu yüzünü. Eğer bilmeseydim midesinin bozulduğunu ve kusacağını düşünürdüm. Bu ifadeyle komik gözüküyordu.
''Çocuk değiliz ki, Avengers daha güzel.'' Göz devirerek ayağa kalktım ve bileğinden tutup kendime çektim onu. ''Hayır, oyuncak hikayesi.''
Böylelikle ikimiz de önümüzdeki abur cuburlarla beraber koltuğa kurulduğumuzda neşeli olduğumuzu belli ediyorduk. Jaemin dakika başı gülüyordu, cips birkaç kere boğazında kalmıştı ve ben 5 dakika boyunca aralıksız gülmüştüm ona. Güneş batarken de mayışmışlıkla sarılarak uykuya dalmıştık.
Mutluyduk ve kolyemdeki gibi sonsuzduk. Daha ne isteyebilirdim ki?
🌸🌸🌸
final geliyor... her şeye hazırlıklı olun lütfen sonra linçlemeyin beni 🥰