2, giden sen, kalan ben

596 74 99
                                        

"Görmeniz lazımdı, koca adam oldu ama hâlâ çığlık atıyor su tabancasıyla oynarken

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.

"Görmeniz lazımdı, koca adam oldu ama hâlâ çığlık atıyor su tabancasıyla oynarken." Hena Jungwoo'nun saçma piknik anılarını anlatırken dördümüz de mutfak masasındaydık. Hava biraz soğuk olduğu için herkes kahve bardağını avuçları arasına almıştı. Hena ve Jungwoo yan yana otururken Jaemin benim sağımda kalıyordu. Yani sadece 1 tarafı boştu kare masanın.

"Senin hiç saçma şeylerin yok mu ya?" Jaemin bana baktığında yutkundum. Saçma bir şeyim vardı. Kusardım mesela, öksürmekten bayılacak hale gelirdim. Ama bunu nasıl söyleyebilirdim ki ona?

"Yok galiba." diyerek gülümsediğimde o da gülümsedi karşılık vererek. Şimdi olmaz, diyerek kendimi durdurmaya çalıştım. Gülümsediğinde içimde çiçekler açarken o çiçekler şimdi öldüremezdi beni. Şimdi değil.

''Ben,'' dedim derin bir nefes alıp kahvemin dibini getirirken. Üçü de bana dönerken gülümsedim. ''Ben biraz halsiz hissediyorum. Çıkıp dinlensem iyi olur.'' Ağzımın içinde mırıldanarak ayağa kalktığımda Jaemin konuşmak için ağzını açmıştı ama anında susmuștu. Ne diyecekti bilmiyordum, sesini birkaç saniye daha olsa duymak iyi gelirdi belki.

Odama çıktığım gibi kendimi yatağa atarken yüzümü yastığa gömdüm. Berbat hissediyordum ama bunun öncesinde aklımı kurcalayan şey bizdik. Biliyordum, biz olamazdık ama o ve ben diyemiyordum hiçbir zaman. Olmayacağını bile bile biz diyordum bize. Komik miydi, evet. Olmayacak bir umut vardı ortada ve inatla yapmaya devam ediyordum.

Doğrulup örtüyü üzerime çekerken sırtımı cama döndüm. Kötü hissediyordum ama düşündükçe daha kötü olacaktım ve bu istediğim son şeydi. Daha boğazımın ağrısı geçmemişti ve yenisini de istemiyordum. Kahve ağrımı biraz olsun azaltmıștı ama yeterli değildi. En iyisi uyumaktı çünkü hep öyle düzelirdi bu, yani, umarım bu sefer de öyle olurdu.

Kapının tıklatılmasıyla daha az önce kapattığım gözlerimi açarken doğrulup gelene baktım. ''Rahatsız mı ettim?''

''Hayır, uyumuyordum.'' Onu görmenin sevincinden mi yoksa hızla atan kalbimin başıma bir iş açacağından mı bilinmez, yüzümde garip bir ifade olmuştu. Jaemin gülümseyerek yatağımın birkaç adım uzağındaki sandalyeme oturmuştu. Ben de sırtımı yatak başlığına yasladım ve ellerimi karnımda birleştirdim. ''Son zamanlarda iyi görünmüyorsun.''

Beni gerçekten düşünüyor muydu yoksa her insan gibi durumumu mu merak etmişti? İşte bu ikilem arasında sıkışıp kalmıştım. Başımı iki yana salladım ve gülümsedim. ''Merak etme, iyiyim. Bilirsin, mevsim geçişleri ve klasik alerjilerim işte.''

Bilmiyordu, benim hakkımda tek bildiği şey kahve seviyor olduğumdu. Ona olan aşkımı ya da alerjilerimin olmadığını bilmiyordu. Sadece lafın gelişi söylemiştim ve o da takılmamıştı zaten. Belki de sevgilisini düşünüyordu, buradan sonra onun yanına giderdi belki de. Sevgilisini tanıyordum. Zhang Zoe. Zaten o kızla bir sorunum yoktu ama imrenirdim ona. Benden daha güzeldi, alımlıydı. Benim gibi her şeye salya sümük ağlamazdı, sürekli oje sürerdi. Jaemin ona Zoie derdi. Çok tatlı konuşurdu ona karşı. Bazen kendimi onun yerine koyardım, Jaemin'le sarıldığımızı hayal ederdim. Olmayacaktı işte. Kendini kandırmak tam olarak buydu.

''Zoe ne yapıyor?'' diye sordum içimdeki üzüntüyü bastırmak istercesine gülümserken. Sevgilisinin ismini duyduğunda açık renkli halıda gezinen gözleri gözlerimi buldu ve gülümsedi. Ah, onun adı geçince çok mutlu oluyordu.

"Her zamanki gibi işte." Başımı salladığımda gözlerini ayırdı benden. Bunu istememiștim ama yapması da iyiydi bir yandan, gözlerine bakmaya devam ettikçe kalbi yanmaya devam edecek olan bendim. O hiçbir şey hissetmeyecekti her zamanki gibi.

Asla bilemeyecekti.

Solumda kalan komodinin üzerinden su şişesini aldım ve kapağını açıp yudumlamaya başladım. Boğazımdan aşağı kayan soğuk su bir nebze olsun söndürmüștü içimdeki yangını. Gözleri birkaç saniye daha üzerimde dolaşırken ayağa kalktı. Gidecekti.

"Ben de gideyim artık, sen de kendine dikkat et. Havalar soğudu." Dudaklarımı birbirine bastırıp başımı sallarken çenemdeki ağrıyı hissettim. Hadi ama...

"Görüşürüz o zaman." dedim bir elimi kaldırıp sallayarak. O da bana el sallarken başka bir şey demeden odadan çıkmıştı. Sadece kapıya bakakalmıștım. Gitmişti. Belki beş dakika daha kalması iyi gelirdi bana.

"Alo?" Kapımın hemen dışından gelen sesle nefesim daralırken elimdeki şişeyi sıktım. Berbat hissediyordum.

"Tamam Zoie, geliyoruz zaten şimdi. Görüşürüz."

Gidiyordu.

Benden ayrılıp ona gidiyordu ve ben arkasında öylece kalmıştım. Çiçeklerimle beraber.

🌸🌸🌸

Hope NotBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin