Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Çoğu geceler ağrıdan uyuyamazdım. Bırakın uyumayı, gözümü bile kırpamazdım. Yine uykusuzluktan tavanı izlediğim günlerden birindeydim ama bugünün farkı neredeyse öğlen olmasıydı.
Gece boyu uyuyamamıștım. Bu yüzden de şimdi uyumak istiyordum ama imkanı yoktu işte. Yataktan kalktığım gibi hazırlanmaya başlamıştım. Hena büyük ihtimalle stüdyoda olmalıydı. İnsanların derisini çizmeyi seviyordu ve benim tek yaptığım oturup onları izlemekti. Can sıkıntım ve boş vaktim böyle geçiyordu çünkü.
Evden çıkarken de kötü hissediyordum. Hava almam iyi olur zannetmiștim ama şu an öyle değildi. Jaemin'le son konuşmamızın üzerinden dört gün kadar geçmişti. Hava biraz rüzgarlıydı, pembe kısa saçlarım uçuşuyordu hafif hafif ama hoşuma giden bu şeye bile sevinemiyordum. Önceden olsa mutlu olurdum buna. Ellerimi montumun cebine koyarken burnumu çektim. Jaemin'in nerede olduğunu bilmiyordum ama büyük ihtimalle sevgilisi ile birlikteydi. Mutlulardı.
Dükkana yaklaştığımda kapının hemen yanındaki minik aynadan kendimi gördüm. Berbat görünüyordum. Göz altlarım şişmişti ve uykusuz olduğum çok açıktı. Rengimi kaybetmiștim. Soğuktan hissedemediğim ellerimle yüzümü ovușturdum ve kapıyı iterek içeri girdim. İnce uzun koridorun sağındaki büyük alana girdiğimde olduğum yerde kaldım. Jaemin oradaydı. Yanında sevgilisiyle beraber.
Hena ile konuşuyorlardı. Daha doğrusu Zoe konuşuyor Jaemin dinliyordu. Dövmeden bahsediyorlardı, sanırım ortak bir karar almışlardı.
Jaemin kapıya dönük olduğu için beni farkeden ilk o olmuştu. Elini kaldırırken sağ eliyle Zoe'nin elini tuttuğunu gördüm. Yıkılmıştım.
"Jiseul, gelsene." Dudaklarıma sahte bir gülümseme yerleștirip sırt çantamın iplerini sıka sıka yanlarına ilerledim. Hena anında arkasına dönerken gözleri gözlerimi bulmuştu. Kötü gözüktüğümü biliyordu, gözleri endişe ile bakıyordu.
Hena'nın yanında durup Jaemin'i karşıma alırken Zoe bedenini bana çevirdi. "Hoşgeldin Laura, saçların çok güzel olmuş." Parmaklarım istemsizce kısa saçlarıma çıkarken Hena benim yerime konuştu. "Ben boyadım. Bir hafta oldu."
Zoe gülümseyip Hena'ya döndü tekrar. "Anladın değil mi, ikimiz de baş harf istiyoruz. Baş parmağımıza." Ah, ne güzel. Birbirlerinin isimlerini kazıyacaklardı. Yutkunup elimle saçımı düzelttim ama sadece oyalanmak içindi. Diplerinde durup aşklarını izliyordum. Kalbimde bir ağırlık vardı.
"Parmağın," dedi Jaemin kısık sesiyle. Gözlerim kendi parmaklarımdan önce ikisinin birleşik olan eline kayarken elime baktım. "Kan mı o?"
"Boya." dedi Hena aniden. "Dün boya yaptık ama çıkmamış herhalde." Zoe bana bakıp gülümserken gözlerimi kırpıștırdım. İyi ve tatlı bir kızdı, inanmıștı. Parmaklarındakinin çiçeklerimin kanı olduğunu anlamamıștı.
Ama onun aksine Jaemin'in yüzündeki kuşkucu ifade silinmiyordu. Böyle bakması beni korkutuyordu. Jaemin'e bakmamaya çalışarak koltuğun kenarındaki sandalyelerin birine oturdum.
Benden hemen sonra Zoe sağımda kalan tekli deri koltuğa oturmuştu. Sol elini Hena'ya uzattı. Hena kendi taburesine otururken bana baktı. Belki de gitmemi, bunu görmememi istiyordu. Başımı eğdim. O anda makinenin sesi gelirken gözlerim parmaklarımda dolaştı. Onun parmağında Jaemin'in izi varken benimkinde kan vardı. Jaemin yüzünden benim kanım vardı ve acıtıyordu. Tam dibimde durup sevgilisiyle mutluluğunu kazıması sanki kalbimi çiziyormușcasına acıtıyordu. Tek istediğim sevilmekti. Ölmek istemiyordum.
Kısa bir sürenin ardından koltuğa Jaemin otururken başını arkaya yaslayıp gözlerini kapatmıştı. Canının acıdığı belliydi, anında benim de canım yanmaya başladı. Onunki gibi, sağ baş parmağımda keskin bir acı hissettim. Korktuğum şey oluyordu.
"Ben bir lavaboya... Gitmem lazım." Gözlerim Zoe'nin elini sıkıca tutan ele kaydığında öksürmeye başladım ayağa kalkarak. Jaemin gözlerini açarak bana bakarken Hena'nın gözlerinin dolduğuna şahit olmuştum. "Ne oldu?"
Zoe'ye cevap veremeden koşar adımlarla çıktım kapıdan. Kendimi lavaboya attığım gibi kapıyı kilitleyip klozetin önüne çöktüm. Kusmaya başladım.
Ama ağlamıyordum çünkü alışmıştım. Ellerim titremeye başlamıştı.
Boğazımdan yukarı yükselen çiçekler dışarı çıkarken gözlerimi kapattım. Onları görmek istemiyordum. Öksürüklerim iyice arttı. Çiçek kusmayı, kan kusmayı bitirmiștim ama bu sefer öksürüklerim durmuyordu.
Sifona zor bela basıp yere çökerken boğazımı tuttum. Nefes alamıyordum.
Ağlamaya başladım daha sonra. Ama bu üzüntüden değil acıdandı. Nefes denen şey uğramıyordu bile bana. Öleceğimi zannettim. İlk defa ölümün bana bu kadar yakın oluğunu hissetmiștim. Nefes almak için boğazımı tutarken ellerim acımaya başlamıştı. İz çıkmıştı belki de ama bunu yapmak zorundaydım.
Kapı tıklatıldı. Ben orada can çekişirken duyduğum ses kalbimi tekletirken yutkundum. "Laura, iyi misin?"
"Senin neyin var?" diye sordu sorumu yanıtsız bırakarak. Kaşları çatılan ben oldum bu sefer. Gözlerinde sadece şüphe vardı. "Son bir haftadır berbatsın ama bugün daha da kötüsün ve gelir gelmez lavaboya girdin."
Gelmesini beklemeden önden yürürken gözlerimi kırpıștırdım birkaç kere. Beni merak ediyordu, halimi soruyordu ama sebebinin kendisi olduğunu bilmiyordu.