Giden kızıl saçlı kızın ardından bakakaldım. Öyle dehşet bir yüz ifadesiyle konuşmuştu - daha çok bağırmış- ki, içimdeki sinir birden uçuvermiş ve karşısında küçülüvermiştim.
"Ginny böyledir, hemen alevlenir." dedi hemen yanımda duran turuncu saçlı çocuk. Ağzım kupkuru oldu, bahsettiği ikizi olmalıydı. Sabah adınını da söylemişti ama aklıma gelmedi adı.
"Neden Ginny diyorsun, Ginevra değil mi adı?" diye sordum merakıma yenik düşerek.
"Aslında Ginevra isminden nefret eder. Ama bir tek ailesine ve yakın çevresindeki insanların ona Ginny demesine izin verir." dedi. Sonra neşeyle elini uzattı "Bu arada ben Ron, Ron Weasley." dedi. Az önceki siniri yoktu. Uzattığı eli kavradım " Harry Potter" dedim. İçeri öğrenciler girmeye başladığında kenara çekilmek zorunda kaldık. Ron kaşlarını havaya kaldırarak şakacı bir sesle "Hadi ama, kendini tanıştırmana gerek yok. Muriel teyze bile senin kim olduğunu biliyor." dedi.
"Muriel teyze?" anlamamıştım. Hemen açıkladı "Teyzem, kendisi biraz çatlaktır." dedi. Ron'un yüz ifadesine güldüm.
Sonra aklıma Ginevra ya da Ginny... Her neyse. Ginevra geldi. Ginny demek daha hoştu gerçi ama Ron'un söyledikleri yüzünden neden beni düzeltmediğini anladım. Muhtemelen onun yakın arkadaş çevresi içine girmediğimdendi. Gerçi az önceki bağırmasını hesaba katarsam benden nefret etmeye daha yakın olduğu seçeneğine varıyordum. Bana benimle arkadaş olmak istediğinden değil, mecburiyetten katlanıyordu. Bu açıktı. Tıpkı benim gibi, buraya isteyerek gelmediğimden mecburiyetten burada olmam gibiydi. Yine de bu his hoşuma gitmedi.
"Şey" dedim sersemce, nasıl soracaktım ki? "Ginevra.... yani Ginny..." sıkıntılı bir nefes verdim. " Yani ikizinin dedikleri doğru muydu?" diye sordum. Daha önce gerçekten de hiç onun tarafından olaylara bakmamıştım.
Ron'un gülümseyen yüzü düştü "Evet, sıkıntılı günler geçiriyor." dedi. Alnı kırıştı ve ders zilinin çalması ile "İyi dersler" deyip sırasına doğru ilerledi. Ben de sınıftan çıkıp kendi sınıfıma girdim.
Sınıfım... Burayı bu kadar sahiplenmem normal miydi?
Doğruyu söylemek gerekirse Hogwarts Lisesi gerçekten de büyüktü. Duvarlarda çeşitli resimler ve yazılar vardı. Hatta merdivenlerde bile. Rengarenk kapıları, geniş sıraları vardı. Üstelik sosyal faaliyetlerle doluydu. Öğrencilere gelecek olursa... Hiçbiri gösteriş meraklısı budala değildi. Eski okulumda her gün farklı bir telefon veya herhangi pahalı teknolojik bir eşya ile sınıfa girerlerdi.
Bakışlarımın sınıfın içinde dolandığında Ginny'nin... yani Ginevra'nın benim sıramın hemen yanına- kendi yerine- oturduğunu gördüm. Bunu beklemiyordum. Gerçi yanına gitmeye de korkuyordum, gözleri gözlerimi bulduğunda resmen ateş çıkacaktı.
Yerime oturduğumda birçok bakış bana döndü. Kendi aralarında da fısıldaşıyorlardı. Muhtemelen kavga ettiğimizi duymuş olmalılardı. Umarım Cho hakkında dediklerimi duymamışlardır, yoksa bu gerçekten de kırıcı olurdu.
Bu zamana kadar başımdan geçenler yeniden gözlerimin önünden geçti. Canlı yayın sırasında attığı mesajı okuduğumda neye uğradığımı şaşırmıştım. Canlı yayın devam etmişti ama o mesaj birçok insanı etkilemişti. Aslında beni bile etkilemişti, sadece üzerinde düşünmek için zamanım olmamıştı. Canlı yayın sonrası birçok gelen iş teklifi geri çekilmişti. Bunu duyan menajerim çılgına dönmüştü. Sonra ne olduğunu bile anlamadan bu liseye gelmiştim ve menajerime göre eski ünüme bu şekilde kavuşacaktım. Şansa bak ki, annemin öğretmen olduğu liseye gitmiştim. - Bu yüzden annem ve babam hiç karşı çıkmadan kabullendiler- O akşam eve gittiğimde annem ve babam olayı çok normal karşılamışlardı. Annem Ginevra'yı tanıdığını hatta en parlak öğrencisi olduğu ile ilgili bir düzine övgü yağdırmıştı.
Şimdi düşününce... Aslında burada olmak kayıp değildi. Birçok iş teklifi geri çekilmiş olabilirdi ama sanki nefes aldığımı hissediyordum. Bir yayından öbür yayına koşarken kendime ayırdığım zaman uçup gidiyordu. Bazen okula bile gidemediğim oluyordu. Bu tempo neredeyse bitmişti. Menajerim kısa bir ara vermemi ve Ginevra ile aramı iyi tutup bunu basına yansıtmamı istemişti. Gerçekten de ilk başta bu fikirden nefret etmiştim. Ama liseye gelince nefret edilecek bir fikir olmadığına karar verdim.
Belki Ginevra - yani Ginny ona henüz nasıl hitap etmem gerektiğini bilmiyorum- mecbur kalmıştı ama bana gerçekten de yardımcı olmuştu. Öğle yemeği arasında dışarı çıkmaya bile fırsat bulamamıştım ama Ginevra bunu kolayca halletmişti. Sonra o peruk... O peruk sayesinde ilk kez magazinlere yakalanmamıştım.
Bugün yaptıkları ise istemsizce beni sinirlendirmişti. Bu sınıfta bir tek Ginevra'nın yanındayken diken üstünde değildim. Ama o gelmiş ve Cho'nun yanımda oturması için ısrar etmişti. O zaman Severus Snape'in sınıfa girmesine sevinmiştim. Doğrusu çok soğuk bir adamdı, anne ve babamın liseden arkadaşıydı ve hala görüşürlerdi. Gerçi daha çok annemin arkadaşıydı, babam onun soğuk bakışlarından pek hoşlanmazdı.
Keşke Austin de burada okusaydı. Austin benden iki yaş küçük erkek kardeşimdi. Ailemi hiçbir zaman magazinle tanıştırmamıştım ve Austin de kolejde okuyordu. Henüz liseye başlamayan bir de dünyalar güzeli kız kardeşim vardı. Ellie. Ela gözleri ve uzun alev gibi saçları vardı. Austin daha çok babama benzerdi. Tek farkı saçları babamın saçları gibi dağınık değildi, her zaman düzdü.
Severus Snape'in sesi sınıfı yeniden doldurduğunda düşüncelerden ayrıldım. Ginevra'ya göz ucuyla baktığımda kitabını asık bir suratla açtığını gördüm. Onun için gerçekten de üzüldüm, kendimi düşünüp onu umursamadım. Haklıydı.
Ailesi ile arasının bozulması, açılan anti sayfalar ve gönderilen hayran mesajlarını - korkunç demek daha doğru olur- tahmin etmem gerekirdi. Sanki göğsüme bir ağırlık çöküverdi. Bu his gerçekten de berbattı. Saçlarından yayılan çiçek kokusunu bir süre soludum. Farklı ve hoştu. Tıpkı bir çiçek bahçesindeymişim gibiydi. Başımı iki yana salladım hızlıca, en son benim yüzümden başına gelenleri düşünüyordum. Konu ne ara buralara gelmişti? Derse geri döndüm, ders boyu onu düşünmemeyi de aklıma not ettim. Teneffüste bir özür borcum olduğunun da bilincindeydim.
***
