***
Her zaman gittiğimiz restoranda girdik. Küçük ve şirin bir yerdi. Pencere kenarındaki masaya oturduk. Bu küçük restoran Oliver Wood'un ailesine aitti. Oliver Wood, ikiz abilerim Fred ve George'un sınıf arkadaşıydı. Mezun olmadan önce okul futbol takımının kaptanıydı ve okulda da çok popülerdi. Sarı saçlı ve yapılı biriydi.
Şimdi de bir futbol takımının alt yapısında oynuyordu. Birkaç yıla kalmaz keşfedileceğine de eminim. Çünkü gerçekten de çok iyi futbol oynuyordu.
Mrs. Wood, yanımıza doğru gelirken yüzündeki gülümseme büyüdü. Onu gördüğüme sevinmiştim, yakın zamanda kanseri anlatmıştı. Oliver ne kadar çalışmasını istemese - çalışmaya da ihtiyaçları olmasa bile- Mrs. Wood çalışmak istemişti, işin aklını dağıttığını ve kendisini mutlu ettiğini söylüyordu. Saçları yeni yeni uzuyordu, her zamanki gibi güzeldi, güzelliğinden hiçbir şey kaybetmemişti.
"Buraya uzun zamandır uğramıyorsunuz. Özlettiniz kendinizi." dedi sitemle. Ron " Eh, son sınıf öğrencisi olduğumuzdan eskisi gibi dışarı çıkamıyoruz." dedi. Onaylarcasına mırıldandım. Zaten buraya gelecek kafa mı kalmıştı bende?
"Pekala, affetmiş gibi yapacağım." güldü, sonra hemen Ron ve benim aramda oturan Harry'ye takıldı gözü.
"Yeni biri demek," dedi Harry'yi işaret ederek. " Seni daha önce görmüş gibiyim." diye mırıldandı, hemen yanımda durduğundan mırıldanmasını duymuştum. Harry'nin rahat etmesi için hızlıca " Değişim öğrencisi" dedim. Birdenbire yüksek sesli çıkan sesimle Harry bana dönmüştü. Mrs. Wood da Harry'ye döndü yeniden.
"Öyle mi? Nereden geliyorsun canım?"
Harry'nin cevap vermesine fırsat vermeden "Fransa!" dedim.
Tamamen salladım. Onu buraya getiren bendim, bu yüzden onu zor durumda bırakmak istemiyorum.
Harry de beni bozmadı ve başını salladı.
"İngilizcesi pek iyi değil, bu yüzden çok konuşmayı tercih etmiyor." dedim.
"Öyle mi? Peki, nasıl anlaşıyorsunuz?"
"Fransızca biliyorum." dedim sırıtarak. Yalan değildi, küçükken çok meraklı biri olduğumdan- hala öyleyim- birçok dil kursuna yazılmıştım ve Fransızca da öğrenmiştim. Mrs. Wood Harry'yi biraz daha incelerken Harry'ye peruk, lens ve kare gözlük taktırdığım için kendimi tebrik ediyorum tekrardan. Harry normalde de lens takıyordu, sadece kahverengi lensini taktırdım - yanında farklı renklerden lens taşıması da garip- süs olarak kullandığım kare gözlüğümü de zorla taktırmıştım.
Mrs. Wood başını memnun olmuşçasına salladı. " Şimdi hatırladım, Harry Potter'a benziyorsun. " dedi. Gergince sırıttım " Harry Potter mu? Mrs. Wood, o ünlü egoist Harry Potter buraya mı gelecek?" Eğer Harry bacağıma ayağıyla vurmasaydı devam edecektim ama susmamın en iyisi olduğuna karar verdim.
"Neyse ne, yemeğe geçelim." dedim kocaman sırıtarak. Tam karşımda oturan Luna dudaklarını birbirine bastırmış ve gülmemek için yoğun bir çaba harcıyordu. Rolf'un pot kırmamış olmasına da şaşırdım doğrusu. Neville'in Hannah'ın yanında olması da şansımızdı. Çünkü Rolf söylemese bile Neville ağzından kaçırırdı.
Yemek siparişlerini verdikten sonra Mrs. Wood mutfağa gitti. Yardıma gitmek için ayağa kalkacağım sırada Harry dirseğimden tutup geri sandalyeye oturmamı sağladı.
"Demek egoist Harry Potter ha?" dedi dişlerinin arasından. Ona doğru dönüp gerçekten de şaşkın bir yüzle " Evet, daha önce biri demedi mi?" dedim.
Gözlerini kıstı. Kahverengi lensleri sevmedim. Yeşil gözlerinin güzelliğini örttüğü için.
Ben ne diyorum böyle ya?
