33

29 7 35
                                        

"Sakın bana yaklaşayım deme anne."

Deniz'in konuşması işe yaramazken Zuhal Hanım elindeki, özenle ütülediği çiçek desenli elbiseyi kızının yatağına bıraktı ve ellerini beline yerleştirip kaşlarını çattı. "Bu elbise giyilecek o kadar."

Deniz sinirle burnundan solurken açık penceresinin kenarına gidip pervaza bacağını attı, bir yandan da camı tutuyordu. "Bak yeminle kendimi camdan aşağı atarım. Giymem ben bu küfür gibi olan elbiseyi."

Zuhal Hanım mümkünmüş gibi daha çok kaşlarını çatarken şalterleri atmak üzereydi. Makyajını yarıda bırakan Ceylan gövdesini kapının kenarına dayayarak çekirdek ailesine gülümsedi. "Şu mübarek Ramazan'da, saat sabahın yedisinde bir elbise için kavga eden tek insanlarsınız benim minnak ailem."

Zuhal Hanım ani bir baş hareketiyle büyük kızına dönüp burnundan soludu. "Senin bu salak kardeşin bayram gününde eşofmanla misafirliğe gitmeyi planlıyor Ceylan."

Ardından kafasını tekrar Deniz'e çevirdi. "Sen beni çıldırtacak mısın kız? Sen beni hasta mı edeceksin? Sen beni yakında huzurevine de yatırırsın he!"

Deniz bıkınlıkla soludu ve bağırmamaya özen göstererek yakındı. "Ya ne alaka? Ne alaka?"

Ceylan kahkaha atarak kendi odasına dönerken Zuhal Hanım keçi inadına tutunmaya devam ederek işaret parmağıyla elbiseyi gösterdi. "Ya bunu giyer bizimle dışarı çıkarsın ya da seni bu odaya kilitler, bir hafta bu enik yuvasında kalırsın. Seç bakalım şimdi küçük çıyan."

Deniz ağlayacak gibi olurken gözlerini aşağı çevirdi. "Kadına kendimi aşağı atarım diyorum o da bana bu elbiseyi giyeceksin diyor."

Gözlerini hızla annesine çevirdi ve bu sefer pencerenin açık olmasını umursamadan biraz yüksek sesle bağırdı. "Bu elbise benim canımdan daha mı değerli kadın? Hem sen benim gül gibi odama nasıl enik yuvası dersin?"

Zuhal Hanım sinirli ifadesini bozmadan cevap verdi. "İçeride köpek yaşıyor. İnsan yuvası mı deseydim?"

Deniz daha fazla dayanamayıp tekrar aşağı baktı. "Yok valla dayanamıyorum. Atacağım kendimi."

Zuhal Hanım, kızının arkası kendisine dönük olduğundan fırsattan istifade ederek bir anne köpeğin yavrusunun ensesinden yakalayıp sürüklemesi gibi genç kızı tutup geri çekti ve direkt pencereyi kapadı. "Şimdi ben hazırlanmaya gidiyorum. İçeri geldiğimde elbiseyi giymemiş olursan..."

Elleriyle duvarları işaret etti. "Seni şu duvardan alır diğer duvara çarparım. Çuvala koyar üzerinde tepinirim güzel kızım."

Zuhal Hanım tehlikeli bir şekilde sırıtırken artık pes etmiş olan Deniz tüm öfkesini kustu. "Sen zebanisin, zebani. Allah seni benim başıma zebani olarak seçmiş. Başka açıklaması olamaz. Seni en yakın zaman tımarhaneye yatırıp bu evden kaçacağım. Bilet alıp Güney Kore'de yaşayacağım. Bak görürsün."

Zuhal Hanım kafasını ağır ağır aşağı yukarı salladı ve kızını kâleye almayarak kapıya ilerledi. "Tabii tabii. Güney Kore'ye taşınıp o yedi oğlanla falanda yaşarsın. Bak hemen gittin."

Zuhal Hanım arkasına dönüp pencereden gökyüzünü gösterdi. "Bak, bak. Uçağında uçuyor."

Deniz'in dudakları titrerken ağlamak üzereydi. Resmen bunak annesi onunla dalga geçiyordu. "Sen işine bak moruk. Beni sinirlendirme."

Zuhal Hanım odadan çıkmadan önce eline aldığı terliği Deniz'in gövdesine fırlatıp hıncını almış oldu. Onların tartışmasını duyan Ceylan ise gözlerinden akan yaşlarla kahkahalarını durdurmaya çalışıyordu.

Pinokyo | Texting |Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin