⚜️
Balık
⚜️
Bedenimdeki yangının, güzel bir tedaviden sonra hafiflemesinin ardından en az onlar kadar hafif bir yatakta saatlerimi geçirirken kapalı gözlerim ardında gördüğüm rüyalar oyaladı beni. Odayı aydınlatan ışık artık gökten gelmezken küçük bir tık sesinden sonra devreye giren avize, uyanık olsam da açmadığım göz kapanlarıma çarptı.
İçeriye girenlerin seslerini dinlemeye koyulduğumda, Reiner'in bir kez daha burada olmayışını farkettim her şeyden evvel.
Ve ikinci farkettiğim şey, küfürbaz Jean'in belli etmeye çalışmasa da oldukça endişelendiği ruh haliydi. "Daha ne kadar fıçı gibi delinecek bu kız?" diye sordu kontrol etmeye çalıştığı sesiyle.
"Ne bileyim oğlum? Sanki anlaşma mı yaptık evrenle şu kadar kesilip biçilelim diye."
"Sikerler bu işi. Hem de dildolarla."
"Ne o?" Güldü Eren. Aklından bir piçlik geçtiğini daha o saniye anlamışken, "Seninkinin boyu yetmiyor mu?" diye ekledi sözlerine.
"Lan... Seni de sikerim."
Gülümsememek için kendimle savaş verdim adeta. Mimiklerimin bir can bulmaması için karnımdaki yarayı daha fazla hissetmeye çalıştıktan hemen sonra plandan vazgeçip, sesten uyanma rolünü aldım devreye.
Yakalanmaktansa rol yapmak daha iyiydi.
İlk önce ufaktan inleyip olduğum yerde kıpırdamaya çalıştım. Film ve dizilerdeki o saçma sahneler gibi pat diye gözlerimi açmak yerine, usulca bakındım onlara. Eren, beni anında fark ederek elindekileri çekmecenin üzerine bırakırken, "Tam zamanında," diye konuştu.
"Im...Biraz daha uyumak istiyorum." Yeniden kapadım gözlerimi. Rol üzerine ödül almaya oynarken, "Konuşup konuşup uykumu siktiniz," diye mırıldandım yeniden.
Yatağın yanında bir çöküntü oluştuktan sonra alnıma konan uzun parmaklar, ateşimin olup olmadığını kontrol etti. "Yeter o kadar. Yemek yemelisin."
"Aç değilim."
"Kollarını bağlayıp, ağzına bastırma bana."
Gözlerim, mavi gözlerini bulduğunda, alnına akan birkaç tutama uzanmak istedim. Uzattığım elimle ne yapmak istediğimi anlamış gibi çehresini bana yaklaştırdığında, yumuşak saçlarını tutup, kulağının arkasına verdim. Parmaklarını parmaklarımın arasına geçirip yüzünden çektiğinde kucağıma bıraktı usulca. Yerimde toparlanmama yardım ettikten hemen sonra sıcacık bir çorba ve tavuklu makarna bulunan tepsiyi aldı eline.
"Bir tabak bile yedirmedi," dedi Jean aniden. "Hadi ye çabuk, ben de açım."
Soğutulmuş kaşıktaki çorbayı bana uzatan Eren, sola kıvırdı dudaklarını. Yemeği yutkunup, Jean'a baktığımda, asıl söylemek istediklerinden neden kaçtığını merak ettim o an. Yemeği yemem için böyle bahane sunduğunun ya da gerçek bir olayı böyle gün yüzüne çıkardığının farkındaydım. İlk tanıştığımız zamanlar anlayamaz ve sinilensem de şimdi ne zaman böyle konuşsa tatlı tatlı döverek sevesim geliyordu.
"Yavaş yavaş yiyeyim de açlıktan öl." Güldüm.
O da güldü. "Turp gibisin yine. Nazar değmesin."
Başımı sallayıp, ona katıldığımda aynanın karşısındaki sandalyeye daha da yaslanarak mıhladı dudaklarını. İkinci uzanan kaşığı da yuttuktan sonra kendim yiyebileceğimi söylesem de kaşığı vermeyen Eren, kaseden yeni bir kaşık alacakken durup, karnıma dikti gözlerini.
"İlena."
"Hım?"
"Nasıl oldu?"
"Pusuya düştüm. David meğerse asıl kimliğimi biliyormuş."
Bakışlarını önüne eğip, dolu kaşığı kaseye sürttükten sonra dudaklarıma yaklaştırdı. Mimiklerinde hâlâ daha yer edinen endişe, onu rahat bırakmıyordu bir türlü. "Çok fazla devrilen bedenler vardı. İyi savaşmışsın."
İçimi ısıta ısıta inen çorba, zihnime akın eden düşünceleri de aleve verdi sanki. Kaç kişiyle dövüştüğümüzü saymamıştım. Levi, beni odada bıraktıktan sonra kaç kişi daha devirmek zorunda kalmıştı bilmiyordum. Ya da devirmiş miydi ondan da haberim yoktu.
Eren geldiğinde, onu görmüş olsaydı çoktan söylemişti bana. O gelmeden önce gitmiş olmalıydı.
Zihnimi kurcalayan en büyük şey, bana ne diye yardım ettiğiydi. Elini kanıma bulamadan benden kurtulma şansı vardı. Ama o kurtarmayı seçmişti.
Üstelik...
Üstelik susturmak için öpmüştü bile.
Tanıdığım Levi Ackerman böyle yapmazdı asla. Bir planı olmalıydı. Ya ileriye dönük ya da o an için... Bir durum olmak zorundaydı.
"Reiner nerede?" Konuyu değiştirmek istedim o an. Aynı zamanda zihnimi karıştıran detaya da değindim. Bu adamın bu soru işareti tavırları sinirlerimi bozmaya başlıyordu artık.
"Gün içinde geldi, ama yine gitti," dedi Jean. Ona bakındığımda, ayna önündeki bakım malzemelerini anlamak ister gibi oyalandığını gördüm.
"Senin için endişelendi İlena," şeklinde konuştu Eren. "Yaralandığını haber verince hemen eve geldi. Birkaç saat evde durdu. Defalarca yanına geldi."
Ses tonu, ona sinirli kalmamamı ister gibiydi. Ne denli öfkelendiğimi biliyordu. Grup içi gerginlik olmamasını istiyordu her zaman.
Elbette ki söylediği sözden ötürü ona fazlaca kızmıştım. Bu kızmadan sonra bahsettiği şey başıma da gelmişti. Fakat yine haksızdı. Benim bile isteye yaptığım bir şey değildi.
Ama ona öfkeli kalmam doğru da değildi. Grup içi gerginliğin uzamasına izin veremezdim.
"Nereye gitti?"
Sorumdan hemen sonra henüz bir cevap gelmemişti ki, aniden açılan kapıyla, "Buradayım," diyerek odaya giriş yaptı Reiner. Yüzündeki ifade ciddi kaldı birkaç saniye boyunca. Ama tamamen ona dönen bakışlarımızdan sonra elindeki dosyayı havaya kaldırarak gülümsedi. "Balık tutup geldim."
"Ne balığı?" kağıt dolu siyah dosyaya bakındım.
"Ah başkan..." Güldü. "Şu ana kadar ki en büyük balığımız olabilir."
⚜️
SELAM MİLLET!
Nasılsınız?
Nasıl gidiyor?
Umarım iyisinizdir. Bölüm de iyi gelmiştir.
Sizce Reiner'in bahsettiği balık ne?
Ve Levi ne diye bize yardım etmiş olabilir ki?
Tahminleriniz varsa yazıverin şuracığa. Ortaya çıktığında da bakalım kim bilmiş.😏
Oy verip yorum yapmayı unutmayın!
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere!
ŞİMDİ OKUDUĞUN
MY DEAR ENEMY | Levi Ackerman +18
FanfictionKolum, onun boynunu tersten sardığında, dizinin içine vurup, minik bir iniltiyle çökmesini sağladım. Temastan nefret ettiğini biliyordum ve bu benim en büyük kozumdu ona karşı. Silahın namlusunu yanağına sürttüğümde, hemen karşımızdaki kırık aynaya...
