⚜️
Ev
⚜️
Işıkları tamamen sönük eve bakınırken bu yaptığımız şeyin ne denli iyi olup, olmadığını düşündüm kendi kendime. Zihnimde defalarca kurulan yargı masaları, kurultaya bile gitmeden kapanıp, bir yenisini açmaktan geri durmuyordu. Yarım saati aşkın zaman önce güvenli diye gidilen mekanda şehre ses getirecek bir saldırı yaşanmıştı. Ackermanlar, bu gece halk tarafından çok fazla düşman kazanacaktı...
Yan koltukta, elindeki bezi omzunda tutan Levi, terleyen alnına rağmen, hiçbir sorun yokmuş gibi davranma rolünü ustaca sergiliyordu yine. Kendi çatısı altında yaralanan birkaç insanla ilgilenmeye çalışırken gözlerindeki o telaş, sanki hiç gelmemiş gibi gitmişti gözlerinden. Mavi gözlerine rağmen çok koyu bakıyordu.
"Hastaneye gitmeyi ne diye reddediyorsun?"
Söze girmeden evvel, aracın dışındaki aynadan yüzümü görmek ister gibi eğildi hafifçe. Bana bakmasa bile çehresinin gerildiğini görebiliyordum. "Bu soruyu soracak kadar aptal değilsin."
"Onlar da hastaneyi basacak kadar aptal değil, Levi." Göz devirip, emniyet kemerimi çözdüğümde, kapıyı açmak için hareketlendim. "Hepimiz biliyoruz ki, bu geceki olay sadece korkutmak ve namını zedelemek içindi." Hemen ardından kendimi serin havaya bırakarak dışarıya çıkıp, aracın önünü dolaştığım sırada anahtarı işaret parmağıma taktım. Dikkatli bir şekilde o da arabadan indiğinde, onun yerine kapattım kapısını. Sözlerime cevap dahi vermeden dimdik bir şekilde ilerledi malikaneye doğru. Ne elindeki bezi yarasına bastırıyor ne de omzunu düşürüyordu.
Gömleğini bürüyen kırmızı lekeler olmasa, hiç yaralanmadı sayabilirdim onu.
Herhangi bir şey daha söylemeden arkasından ilerlediğimde o konuşana kadar bir şey söylememeyi kararlaştırdım zihnimde. Ağır takılmayı tercih ediyorsa daha ağırını görmeyi göze almış demekti. Tedirgin insanlar gibi durmadan laga luga yapma düşüncem de yoktu zaten.
Kapının yanına kadar vardığımızda durup, kenara çekilince kutu gibi bir şeyin içindeki ekrana dokundu birkaç kez. Kapı küçük bir sesle aralandığında, ittirip daha da açtı. Ardından ilerlediğimde, bu kez bir kart çıkardı pantolonunun arka cebinden. Tam, eve girişini kıçında taşımıyordur herhalde, diye düşünürken düşüncelerimi yok eden sesle bir kez daha aralandı bir kapı.
Önden ilerlediğinde hemen arkasındaydım. Evin aydınlatmaları duvarların renginin grimsi bir mavi olduğunu ifşalarken iliklerini çözmeye başladığı gömlek hareketlerini durdurarak yüzüme baktığını gördüm. Tam o an, içimde kurup durduğum alaylı sözlerin mimiklerimde resmedildiğinin farkına varınca, aniden tüm yetkiyi aldım onlardan. Bakışları yeniden benden döndüğü sırada, "Eğleniyor olmalısın," diye konuştu.
"Çok..." Alaycı bir mırıltıdan sonra cevapladım. "Sevgili düşmanımın evindeyim, benden mutlusu olamaz."
"Keyfini sür," dedi aynı iğnelemeyle. Kanlı gömleği üzerinden tamamen çıkardığında, elinde sıkıca tutarak birkaç saniye içinde yok oldu gözden.
Ne oturtabiliyordum ne de etrafı kurcalayabiliyordum. Duvardaki garip tablolarda gezinen gözlerim, ara sıra da gittiği yöne bakınarak ne zaman geleceğini bekliyordu. Eren ve Mikasa eve çoktan varmış olmalıydı... Jean'in yaşanılan her şeyden haberi olduğunda nasıl tepki vereceğini düşünmeden edemiyordum. Mikasa'yı görünce ne yapacağını kestiremiyordum bile. Reiner evde miydi? Levi ile kaldığımı öğrenince o sinir bozucu bakış ve sözlerine beni hedef yapacaktı hiç şüphesiz. Çoktan ısınmaya başlayan suyunu kaynama noktasına getirmekte yeminli gibiydi. Eğer yine bir şey yaparsa bu kez kendimi tutmadan ağır olmaktan korkuyordum.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
MY DEAR ENEMY | Levi Ackerman +18
FanfictionKolum, onun boynunu tersten sardığında, dizinin içine vurup, minik bir iniltiyle çökmesini sağladım. Temastan nefret ettiğini biliyordum ve bu benim en büyük kozumdu ona karşı. Silahın namlusunu yanağına sürttüğümde, hemen karşımızdaki kırık aynaya...
