"Sizi böyle gülümseten şey nedir Bay Min?"
Jisoo'nun sorusuyla düşüncelerimden hızla ayrılmış, ne ara takındığımı bilmediğim gülümsememi suratımdan silmiştim.
"Efendim?" dedim duymamış gibi yaparak. Ona Park Jimin yüzünden gülümsediğimi nasıl söyleyebilirdim ki zaten?
Güldü nazikçe. "Hastanız içeride bekliyor diyorum, alayım mı odaya?"
Küçük numaramı anlamış olması sevindirdi beni. Çok nazik ve akıllı bir kızdı. Bu yüzden sekreterimdi zaten. Gereksiz konuşmaz, konuşmaması gereken bir konu açtığında ise kapatmasını çok iyi bilirdi. Olgunluğu takdir edilesiydi.
"Evet, gelebilir."
Ardından odamdan çıktı ve hastamı getirdikten sonra çıkıp kapıyı kapattı. Kısaca selamlaştık genç çocukla.
"Diş tellerim çıkıyor bugün, değil mi?" diye sordu.
"Evet, evet bu son gündü," dediğimde yüzünde yer edinmiş gülümsemesi genişledi. Onu koltuğa yönlendirirken ben de işe koyuldum.
***
Evime gelen kargo haberi yüzünden sahile gitmemiş, hızla eve gitmiştim. Tıpkı söylediğim gibi paketi kapıya bırakmışlardı. Kapıdaki paketi elime alıp kapımı açtım ve içeri girdim. Üzerimi çıkarmakla uğraşmayıp direkt paketi açmaya başladım.
İşaret dilini öğrenebilmek için bir kitap satın almıştım.
Birkaç gündür gördüğüm bir çocuğa karşı olan tavrım beni her ne kadar şaşırtsa da bir yandan tanıştığım bu yabancı hisler beni heyecanlandırıyordu. Bunca yıldır hissetmediğim duyguları onun yanında hissetmek garipti. Park Jimin, kalbimi ısıtıyordu.
Ben ki normalde insanlarla konuşmayan biriyken, onu anlamak ve onunla sohbet etmek istiyordum. Pek sevmezdim konuşmayı oysa. Böyle daha iyi oluyordu çünkü. Bazen sadece susayım ve karşımdaki beni anlasın isterdim, hiç olmadı böyle bir şey. Şimdi içimden bir ses bana diyor ki: bu çocuk senin bakışlarından anlayacak hissettiklerini. Kalbinin sessiz sesini duyacak, bir bakışınla.
Dünkü hareketleriyle bana kurabiyeleri kendisinin yaptığını ve yemem için getirdiğini söylemişti. Ben neredeyse yarısını bitirince de çok mutlu olduğunu söylemişti.
Bütün kurabiyeleri bitiremediğim için saklama kabıyla beraber onları bana vermişti. Akşam birkaç tane daha yedikten sonra uyumuştum. Sıradan çikolatalı kurabiyeler nasıl olur da bu kadar lezzetli olabilirdi? Keşke ona içine sevgini mi kattın diye sorsaydım.
Kitabı masama bırakıp üstümü değiştirdim. Kahvemi ve kurabiyelerimi de masaya koyduktan sonra sandalyeme oturup geriye yaslandım. Derin bir nefes alıp kitabın ilk sayfasını açtım.
Onun için işaret dili öğrenecektim. Yani... Bilmiyorum. Her şeyi öğrenemesem bile temel şeyleri öğrenebilirdim. Bu kitabın yardımcı olacağını düşünüyordum ve umarım yanılmazdım. Onu anlamak istiyordum. Her dediğini düzgünce anlayıp onunla uzun uzun sohbet edebilmek istiyordum. İçimdeki çocuksu sevince engel olamıyordum onunlayken.
Nasıl anlatılır bilmiyorum ama, Park Jimin sanki, yıllardır kalbime batmış olan jiletleri bir cerrah gibi çekip almıştı göğsümden. Ona öyle baktım ya, nasıl rahatladım, bir bilse. Ben ilk kez nefes aldığımı hissettim. İçimdekileri ona söyleme cesaretim olsaydı keşke. İç çekip kitaba odaklandım tekrar.
Evet, tamam. Birkaç temel şey öğrenmiştim. Ona nasılsın diyebilir ve yaşını sorabilirdim. Görüşürüz, iyi akşamlar ve... Seni seviyorum gibi cümleler de öğrenmiştim. Ona seni seviyorum demek istedim bir an. Sonra kızdım kendime.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
silent voice
FanfictionPark Jimin aşık olduğu adamın gülüşünün sesini hiçbir zaman duyamadı.
