FİNAL
Elimdeki sarı uçan balonu çürümüş bankın sol köşesindeki çivi çıkıntısına bağladım. Tıpkı yıllar önce küçüğümün yapmış olduğu gibi. Gülümseyerek rüzgarla hafif hafif savrulan balona baktım. Ardından elimdeki pastayı ortaya koyup, sağ köşeye oturdum. Bugün 13 Ekim, Jimin'imin doğum günüydü. Hiç unutmaz, her yıl buraya gelir doğum gününü kutlardım.
Eh, yaşlı başlı adam olduğumdan, kimse huysuzluğumu da çekmek istemediğinden, ne yaptığımı soran eden yoktu. Jimin'le yalnız kalıyordum ne güzel.
Dizlerimi ovuşturup soluma baktım, derin bir iç çektim. Eğer bu dünyada olsaydı, bugün 63 yaşına girecekti... Onu 22 yaşındayken tanıdım, benimleyken 23 yaşına girdi ve öyle de kaldı. Ben yılları atlatıp da 68 yaşıma bastım basmasına da, benim güneşim hep 23 yaşında kaldı.
Yaşlılık nedeniyle bazı ufak rahatsızlıklarım vardı. Eklem ağrıları, görme bozukluğu gibi. Gözlüğümü takmak için elimi cebime attım ve gözlük kabımı çıkardım. Gözlüğü gözlerime yerleştirdikten sonra güzel manzaraya bakıp iç çektim.
Bunca yıldır Jimin için yaşıyordum.
Bu güzellikleri onun için görüyor, bu havayı onun için soluyordum. Bu bedenin içinde sadece benim ruhum değil, aynı zamanda Jimin'in de o saf, berrak ruhu vardı. Yani yalnız bir adam değildim. Bunu onun gidişinden sonra çok geç anladım. Yetişkinlik yıllarımın çoğunu depresyonla boğuşarak geçirmiştim, Jimin yok sandığımdan. Oysa Jimin hep varmış, hep içimde bir yerlerdeymiş. Ben geç fark ettim.
Hayat çok fazla şey verip, çok fazla şey de götürmüştü bizden. Jungkook ve Taehyung, Jimin'in ölümünden altı yıl sonra yurt dışına gidip orada yaşamaya başlamışlardı. Haberleştiğimizden ne durumda olduklarını biliyordum. Çok geçmeden bir yıl sonra evlenmiş, bir de çocuk evlat edinmişlerdi. Çocuklarının ismini de Jimin koymuşlardı. Bu yaptıkları çok cesaret isteyen bir şeydi. Sonuçta o çocuk onlara hep Jimin'i hatırlatıp, onları hüzünlendirebilirdi ama anladım ki bu aksine onları mutlu ediyormuş. Jimin'e benzeyen bir çocuk yetiştirip, etrafa neşe saçan bir ufaklık görmeleri onları nasıl hüzünlendirsin ki? Jimin bunu bilse çok sevinirdi.
Çocukları tıpkı Jimin'e benziyordu çünkü. Karakter olarak da, görünüş olarak da andırıyordu. Sarı saçları ve harika bir ten rengi vardı. Kimse dile getirmese de kaderi benzemesin diye düşünüyordu herkes. Benzemedi de zaten. Çocukları büyüyüp, çok harika bir üniversiteden mezun olmuştu. Çok tatlı bir kızla evlenmişti ve hatta yanlış hatırlamıyorsam yedi sekiz yıl önce de çok tatlı bir çocukları olmuştu. Kızın şu an ikinci çocuğuna hamile olduğunu duydum. Jungkook ve Taehyung, ikinci torunlarını bekliyor yani.
Jimin'in anne ve babası yıllar önce vefat etmişti. Evleri Jungkook'a kalınca Jungkook evi satmayıp, bu ülkeye geldiği zamanlar kalmak için kullanmaya karar vermişti. Anahtarları bende de olduğu için, çok sıkıp gidip geliyordum evlerine.
Bana gelince, çok fazla şey değişmişti hayatımda. Jimin bana hep hayallerimin peşinden koşmamı söylerdi, bende onun gidişinden üç dört yıl sonra doktorluğu tamamen bırakmış, aşçılık için eğitim almaya başlamıştım. Aslında eğitim almadan da bu işi yapabileceğime inanıyordum ama elimde bir belgem olsun istemiştim. Çok geçmeden istediğim oldu ve kendi restoranımı açtım. Adını da Silent Voice yapmıştım. Çoğu kişi yemeklerimle alakasını anlamıyordu ama anlayıp anlamamaları pek de umrumda değildi açıkçası.
Aşçılık yaptığım zamanlar gerçekten kendimi iyi hissediyordum. Jimin, yemeklerimin insanları mutlu edeceğini söylerdi. Gerçekten de öyle olmuştu, yemeklerimi yiyen insanlar kocaman gülümser olmuştu. Bu beni de mutlu ediyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
silent voice
FanfictionPark Jimin aşık olduğu adamın gülüşünün sesini hiçbir zaman duyamadı.
