varoluş amacım

265 26 139
                                        

Banka oturduk ama elimde olsa bırakmaz, daha fazla sarılırdım. Ay ışığı olduğumuz yeri azıcık aydınlattığından onu görebiliyordum. Kapkaranlık değildi yani. Bir şeyler anlatmaya başladı.

"Çok özür dilerim. Seni üzdüğüm için her gün buraya gelip ağladım. Geceleri bile geldim. Çok üzgünüm, yalvarırım beni affet."

Dedikleri canımı daha da yaktı. Evet, bana bir özür borçluydu(?) belki ama böyle olsun da istemezdim. Böyle üzülmesini istemezdim. Onu ağlattığım için kendimden nefret ettim.

O her akşam giderdi, tıpkı güneş gibi, kaybolurdu. Ama günlerdir benim yüzümden, geceleri bile gelmiş. Geceleri bile burada beni beklemiş. İçimdeki pişmanlık kalbimi paramparça ediyordu.

Dudaklarımı okuyamayacağını düşündüğüm için işaret dilini kullanarak konuşmaya başladım. Umarım düşüncelerimi hatasız bir şekilde aktarabilirdim ona.

"Böyle ağlaman beni daha da üzüyor. Yapma. Ayrıca ben de özür dilerim, ne olursa olsun buraya gelmeliydim. Seni yalnız başına beklettiğim için çok üzgünüm. Kalbini kırdığım için sen affet beni, aptallık ettim. Geceleri burada yalnız başına oturmana izin vermemeliydim. Gelmeliydim."

Burnunu çekti, ardından gözyaşlarını sildi. Ben de kendi gözyaşlarımı sildim.

"Üzülme ne olur. Sana bir şeyleri açıkça söylemek isterdim ama yapamıyorum. Sana güzel haberlerle geleceğim bir gün, o zamana kadar bana o fotoğrafla ilgili bir şey sorma... Lütfen. Sadece sana verdiğim kaktüse iyi bak, çiçek açtığı zaman sana her şeyi anlatacağım."

Bu dedikleri daha da meraklanmama sebep olmuştu. Kaktüsü ile bana söyleyeceği şeyin ne alakası vardı pek çözemedim. Ama tahminim doğruysa kendi kendine kaktüs çiçek açarsa söyleyeceğim gibi bir şey demiş olmalıydı. Bu yüzden de çiçek açmasını istiyordu.

Bir hastalığı vardı, bunu anlamıştım ama ne olduğunu söylemiyordu. Eğer o fotoğrafı görmeseydim böyle bir sorunu olduğunu da bilmeyecektim.

"Beni üzmemek için mi böyle yapmayı seçiyorsun?"

Başını aşağı yukarı sallayıp dediğimi onayladı. Kaşlarımı çattım ve: "Bunu yapmanı istemiyorum. Bana ne olduğunu anlat. Bilmek istiyorum. Yanında olmak istiyorum. O kaktüsün çiçek açmasına daha çok var, beklemek istemiyorum."

Birkaç saniye duraksadı. İç çekti ve ellerini kaldırdı.

"Şimdi söylemek istemiyorum. Lütfen bekle."

"Beni üzüyorsun." Bunu demek istemezdim ama kendimi tutamadım. Pişmanlıkla gözlerimi yumdum, geri açtığımda bana cevap verdi.

"Sadece sana değer veriyorum."

Ona sarıldım ve onu öptüm. Ne yapabilirdim ki? O söylemek istemiyorsa elimden ne gelirdi? Yine de öğrenecektim. Öylece bırakamazdım, bu merak ve endişe beni yiyip bitirirdi yoksa. Sabırlı olamazdım bu konuda.

Banka oturup yıldızları izlemeye başladık. Gülümseyerek gökyüzüne bakıyordu. Sanki yıldızları ilk kez görüyormuş gibi tepkiler veriyordu. Onu çok özlemiştim. Saçlarını, tenini, gülüşünü... Çok özlemiştim. Elini tutup başımı gökyüzüne çevirdim. Genelde bu tarz hamleleri hep o yapardı fakat öyle özlemle doluydum ki sürekli ona sarılmak, elini tutmak ve onu öpmek istiyordum.

Bana yaklaşıp başını omzuma koydu. Derin bir iç çektim. İçimde hâlâ kırgınlıklarım vardı fakat şu an çok huzurlu hissediyordum. O yanımda böyle bana sokulurken nasıl huzursuz olabilirdim ki? Nefes alış veriş sesleri kalbimi titretiyordu. Ne olur dedim içimden. Ne olur Jimin'e bir şey olmasın, o hep sağlıklı ve iyi olsun. Hep gülsün.

silent voice Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin