Gece hissettiği ıslaklıkla uyanan Steve doğrulmaya çalıştı. Hissettiği sancıyla keskin bir soluk aldı. Elini karnına götürüp hafifçe bastırdı. Acıyordu. Nefes nefese kalmaktan aralık dudakları ve terden sırılsıklam olmuş yüzüyle hem acıyla harmanlanmış hem de korkuyla kaplanmıştı. Aralık dudakları arada tanrıya dua ediyor arada yalvarıyordu.
Gözlerini etrafta gezdirdi. Bulunduğu bu yer depodan farksızdı. İçinde sadece bir yatak ve çalışma masası vardı. Üstünde kalemlerle boş defterler ve masal kitapları vardı. Romanları saymıyordu bile çünkü Steve roman okumayı çok severdi.
Keskin bir acıyla şiddetli bir şekilde inledi. "Tony!" Bağırıyordu. Sesini duyurmaya çalışıyordu. Örtüyü üstünden atıp bakmaya korkuyordu. "Tony..!" Sesi hem ağlamaklı hem de gür çıkıyordu. Acı çekiyordu ama kaybetmek istemiyordu.
Saçları önüne düşmüştü. Terden sırılsıklam olmuştu. Hayır terden değildi. Başka bir şey daha vardı onu ıslatan. "Tony..."
"Geldim!" Endişeyle odaya giren Tony Steve'e baktı. "Geldim sevgilim. Geldim. Neyin var? Hmm? Söyle bana."
Elini karnına daha fazla bastıran Steve endişeli gözlerini sevdiği adama dikti. "Bilmiyorum. Acıyor. Tony çok acıyor. Bir ıslaklık var. Korkuyorum. Korkuyorum."
Tony yavaşça yanına ilerledi. "Bakmama izin verir misin sevgilim?"
"Korkuyorum..." Korku dolu gözlerle bakıyordu Tony'nin gözlerine.
"Tamam bebeğim. Sadece bakacağım." Eğilip yavaşça örtüyü kaldırdım. Bir şey yoktu. "Sevgilim bak. Hiçbir şey yok. Normal. Hiçbir şey yok."
"Ama ıslaklığı hissediyorum... Tony..."
"Ama burda bir şey yok güzelim. Her şey olması gerektiği gibi. Bebeğimiz çok sağlıklı." İçi yanıyordu Tony'nin.
Gözleri dolu dolu olan Steve örtüyü iyice açıp alt bölgesine baktı. Her taraf kırmızıydı. Kıpkırmızı. Kan vardı. Eline kan bulaşmıştı. Karnındaki elini kaldırdı. Parmaklarından kan damlaları damlıyordu.
Şiddetli bir şekilde ağlamaya başladı Steve. "Hayır... Tony o gitti. Gitti. Bebeğimiz... Bebeğim gitti. Canım gitti. Kanı... Kanı b-burda bak. Burda Tony. Parmaklarımdan süzülüp y-yere damlıyor. O ö-öldü!... Bebeğimiz öldü!" Elini sımsıkı bastırdı karnına.
"Ona iyi bakamadım. Sevmedi beni. Terk etti bizi. T-tony..."
Gözleri hızla dolan Tony sessizliğini korumaya karar verdi. Nasıl derdi üstünden koskoca beş yıl geçti diye? Her defasında bunları yaşarken nasıl diyebilirdi? Steve her sabah böyle uyanırken nasıl doğruları söyleyebilirdi? Daha önce denemişti. Fakat sabahına yine aynısı olmuştu. Steve geri dönülmez bir paradoksa girmişti.
Onun depo diye adlandırdığı yer, daha doğrusu gördüğü yer, bir duvarı tamamen camlara kaplı ve deniz manzarası olan bir odaydı. İçindeki eşyalar hep renkli ve canlıydı. Tony elinden geldiğince Steve'e iyi gelecek şeyleri yapmaya çalışıyordu ama olmuyordu. Tony odayı ne kadar değiştirirse değiştirsin Steve bu odayı hep depo olarak görüyordu.
"Tony... Bebeğimiz... Bizim bebeğimiz... O bir mucizeydi. Tanrım o bize verilen en büyük ve en güzel mucizeydi! Koruyamadım! Gitti." Kızarmış gözlerini Tony'ye çevirdi. Elini tutup şişkin karnına götürdü. "Alma onu benden. Bırak doğurayım. Lütfen." Yalvarıyordu Steve. "Ben iyileştiririm onu. Gözüm gibi bakarım. Lütfen Tony... Bak... Hâlâ şiş. Bebeğimiz hâlâ orada. Umudumuz var. Lütfen..."
Gözünden bir damla yaş düştü yanağına Tony'nin. Bağırmak istedi. Karnın şiş değil! Bebeğimiz orada yok! Beş yıl önce öldü! Onu trafik kazasında kaybettik! Üzgünüm, arabayı ben sürüyordum! Her şeyin suçlusu benim!
Ama yapamadı. Söyleyemedi. Yarın sabah yine aynı şeyleri yaşayacaklarını biliyordu.
Yavaşça kendine çekti bedeni. Sarışın adam güven dolu kokuyu içine çekerken içli içli ağlıyordu. "Şşhh. Tamam bebeğim. Tamam."
Elinden başka hiçbir şey gelmiyordu Tony'nin. Sadece sarılıp sevdiği adamın her gün kollarının arasında ağlamasına izin veriyor ve içten içe ölüşünü izliyordu.
520 kelime...
Eğer sevilmezse direkt kaldıracağım.
