Saat gece on bire yaklaşırken Innie kalabalık sokakta, ellerini ince hırkasının ceplerine koymuş öyle yürüyordu. Bu aralar düşündüğü hiçbir şeyi tam olarak bilmiyordu, neyi düşünüyordu, hangi anı, hangi sözleri, belirsizdi. Kalbinden ve zihninden o anda o kadar çok farklı şeyler geçiyordu ki belirli tek bir şey bile yakalayamıyordu.
Gördüğü bir markete girip kendine içecek almış, sahil kenarına geçerek tek başına banka oturmuştu. Onu arayan Jisung'a nerede olduğunu haber ederken gözlerini gece sayesinde siyah renge sahip denize çevirdi.
İç çekerek soğuk çayın metalik halkasını çevirip açmış, büyük bir yudum almıştı. Kendince yürüyüş yapan insanlar geçiyordu önünden, yaşıtı olanlar da vardı, arkadaşları ile dışarı çıkmış, eğleniyorlardı, saatin geç olması önemli değildi.
Başını geriye atarak gözlerini kapattı ve kollarını göğsünde birleştirdi, hayatının son iki yılı bir anda sanki üstüne kara perde çekilmiş gibiydi, eliyle açsa görürdü ama açmamak için direniyordu.
Onun da hatası vardı, o da Yejoon'u kırmıştı ki zaten o gün dışarı çıkma sebebi bunun için Yejoon'dan özür dilemekti ama bir anda kendini iğnelemesi ki sorun bu da değildi, Innie buna da takılmazdı Yejoon'un bilerek yaptığını düşünmüyordu ama sen ne kaybettin ki demesi işte bu düşüncesizlikti. Bilse de bilmese de her insan hayatında bir şeyler kaybederdi.
Bunu diyen Yejoon muydu gerçekten diye düşünüyordu, gözlerine sinirle bakıp bunları diyen kişi Yejoon muydu, gördüğü ve duyduğu şeyin gerçekliğini inkar etmek istiyordu.
Bundan sonra nasıl devam edecekti şimdilik bilmiyordu tek emin olduğu şey sadece devam etmesi gerektiğiydi. Derslere dönerdi, kurslara dönerdi, bir şekilde ederdi, yine ve yine net bir şey yoktu aslında sanki boşlukta iple sallanıyordu.
Yerinden kalkıp biten içecek kutusunu çöpe atmış eve doğru yürümeye başlamıştı, bu aralar yürümeyi arttırmıştı, gideceği her yere yürüyerek gitmeyi tercih ediyordu.
Sakin, oldukça sessiz sokağa girdiğinde gözleri kendi evini buldu, bahçeyi gördüğü gibi aklına gündüz düşmüş, yutkunmuştu. Başını iki yana sallayıp evin şifresini girdi ve içeri doğru adımladı.
"Innie?" dedi merdivenleri inen Jisung. Innie ona baktı. "Hım?"
"Nasılsın, kurs nasıldı, neler yaptın?"
Jisung onun çantasını sırtından almış, kenara bırakmıştı. Innie de hırkasını çıkarıp koltuğun üzerine bırakırken "Normaldi," diyerek ellerini yıkadı. "Daha çok gelişmişim, dönüşte de sahil yolundan yürümek istedim. Siz neler yaptınız, babam uyuyor mu?"
Başını sallayan Jisung "Evet," deyip oğlunu onaylamış, koluna girmişti. "Yoruldu bugün uyudu o yüzden, yemek yedin mi?"
"Yedim."
"Emin miyiz?"
Kafa salladı. "Eminiz eminiz, hadi git uyu. Duş alacağım ben de sonra biraz not bakar, uyurum."
Zor bela Jisung'u yanından gönderdikten sonra duş almış, boynundaki bantları sinirlenip çöpe atmıştı. Odasına geçip dersin başına otururken kalemini eline masa lambasını açtı.
Saatlerce çalışıyordu ama sinirini bozan şey o saçma salak sorular önüne geldiğinde yapamayıp geri dönüp çözüm videolarını izlemekti, kendini bu yüzden aptal hissediyordu. Ona böyle aptal hissettiren sisteme de siniri bozuktu doktor olmak isteyip fizik görmek saçmaydı, çok saçma.
Elinde tuttuğu kurşun kalem gözünden düşen yaşla beraber kırılırken tam olarak neye ağlıyordu, belirsizdi. Derse mi, aklına gelen şeylere mi, sınava mı, karmaşıktı.
