Evimi biraz temizledim ve bir bardak şarap doldurdum. Tanrım, şarabı gerçekten seviyorum.
Kapının çalındığını duyduktan sonra,Namjoon'u kızdırmak için bir süre beklemeye karar verdim .
Kapıyı açarken pes etmek üzere olduğu için söylenmeye başladığını duyabiliyordum.
En iyi arkadaşlarımdan biri olan adamın gözünün içine baktığımda ben olduğumu hemen anlamıştı. Bana sarılırken ağlamaya başlamıştı ve neredeyse beni yere yapıştırıyordu ama yine de sırtını sıvazlarken gülümsüyordum.
"Neredeydin? Öldüğünü sandım,lanet olsun öldüğünü düşündük. Neredeyse her gün Jin ile birlikte eve gelip gelmediğini kontrol etmek için buraya geldik. " Biraz burnunu çekti
" Ekim geldiğinde durmak zorunda kaldık çünkü biz sadece... artık gelemezdik çünkü senin asla geri dönmeyeceğini düşünüyorduk."
Tekrar bana sarılmıştı ben ise sadece sırtına daireler çiziyordum çünkü kimseye Sarılmam...ben şarabımı içerken mutfak masasına oturduk.
"Peki o gece ne oldu?" Şarabımdan bir yudum alıp iç çektim.
"O gece Jimin'i incittikten sonra, artık kendim gibi hissetmiyordum.Nereye gideceğimi bilmeden koşarken bir nehir buldum ve doğruca içine yürümeye karar verdim. " Biraz gülümsedim.
"2 saat kadar o suda yatarken nasıl hastalanıp ölmedim bilmiyorum ama sanırım Tanrı benim tarafımdaydı ya da öyle bir bok işte.Ölmek istemedim desem yalan olur o gece kendimi öldürmek istedim gerçekten istedim ama bir şey bana yapmamamı söyledi." Namjoon tekrar ağlamaya başlamıştı.
" Yüce İsa Aşkına" Kıkırdadım
" Gözlerimi kapatıp suda süzüldükten sonra nehrin sonunda güzel bir ev buldum çok güzel ama terk edilmiş bir yerdi."Şaraptan bir yudum daha aldım.
"Bulabildiğim şeylerle orada yaşamaya başladım, evde eski konserveler vardı ve bu yüzden yiyebileceğim kadarını yedim. Bir şekilde hayatta kaldım mevsimler geçirdim ama öleceğimi düşündüğüm zamanlar çok oldu. " Namjoon bir bardak şarap alıp içmeye başladı .
"En soğuk kış geceleri ve en sıcak yaz günleri çok zordu.Yalan söylemeyeceğim, nehir muhteşemdi ve isteseydim orada bir yıl daha kalabilirdim ama sadece geri gelmek istedim." Bir kadeh daha şarap doldururken hikayemi bitirdim.
"Yüce İsa , farklı görünmene şaşmamalı , sana sarıldığımda kastan daha çok kemiklerini hissettim ama şaşırtıcı bir şekilde hala iyi kasların var ." Kıkırdamaya başlamıştım ama sonra durdum
" Hoseok'tan haber aldın mı ? " Ah bu aptal iblis. "Hey Namjoon ben gittikten sonra ne oldu?" İç çekti.
"Sen gittikten sonra, Hoseok'un acı içinde ağlamasına neden olan bir şey oldu, sonra aniden bir daha asla görünmemek üzere ortadan kayboldu,Tıpkı senin gibi...Ne yapacağımızı bilemedik,Jungkook, Taehyung ve ben seni bulmaya giderken Jin Jimin'i dışarı çıkarmak için yardım etti. O gece seni bulamayınca çıldırmaya başladık.Jimin bu konuda uzun süre kendini suçladı anca birkaç ay sonra suçluluk duygusunu üstünden atabildi." Namjoon elimi tutarken bardağıma baktım.
"Yaptıkların için kimse senden nefret etmiyor aksine kendimizi kötü hissettiğimiz bir şey varsa sana yardım etmememiz. Taehyung ve Jungkook, neler yaşadığını duyunca duyduklarına inanamadılar çünkü sadece Jimin'in anlattığı kadarını biliyorlardı."Bir şişe şarap alıp bir bardak daha doldurdum.
"Derin bir konuşma yaptıktan sonra Jimin sonunda ne yaptığını fark etmişti ve ağlamasını durduramıyordu,seni bir iblis çağırmak zorunda kalacağın noktaya kadar getirdiği için kendini gerçekten kötü hissetti. Ama o geceden beri Hoseok'u ne duyduk ne de gördük."
Hikayeden sonra ben ve o ayrılmadan önce biraz daha konuştuk."Döndüğümü kimseye söyleme lütfen, tamam Jin'e söyleyebilirsin ama başka kimsenin bilmesini istemiyorum."
Başını salladı ve ayrılmadan önce bana bir kez daha sarıldı.O gittikten sonra anlattıklarını düşünerek iç çektim ve hemen bir şişe daha şarap açtım.Ah seni nasıl özledim tatlı alkol.
Birileriyle, özellikle de onunla tekrar görüşmeden önce hayatımı toparlamam gerekiyordu.
Yeni bir iş aramaya başlamıştım ama henüz çalışmamaya karar verdim,sadece beklemek istedim. Namjoon ile konuştuktan sonra tekrar numaralarımızı aldık, bazen o bana mesaj atıyordu, bazen de ben ona mesaj atıyordum.
Bana eski işimi ve sekreterlerin nasıl sadece bir gün çalışabildiğini ayrıca patronun nasıl asla orada olmadığını,ama bir şekilde işleri halledip toplantılara gittiğini anlatıyordu.
Sanırım klonlarından birini kullanmıştı, ben ve o ne zaman dışarı çıksak ya da işten kaçsak bunu yapardı. Dürüst olmak gerekirse bunları anlatması hem işimi hem de iblisi özlememe neden oluyordu.
Jin de ayrıca bana mesaj atıyor, hatta köpekleri görmem için FaceTime yapıyordu,açıkçası bunu sevimli buluyordum.Evlerine nadiren gidiyorum çünkü insanlar genelde habersiz gelmeye eğilimlidir bunun aramızda bir alışkanlık haline gelmesini istemiyorum.
Bu hayatı özlemedim diyemem çünkü özledim, Namjoon ve Jin'in kavgalarını özledim.Ama en çok iblis geldikten sonra evimin renklenmiş halini özledim.Hayatım şimdi pişmanlık ve hüzünle doluydu ve artık Jimin'i düşünmek hiçbir şey hissettirmiyordu.
Nehir kenarında geçirdiğim bir seneden sonra onu aştım ve devam etmeyi öğrendim ama devam edemediğim tek şey iblisti.Terk edilmiş evde o adamı özlediğimi ve ona düşündüğümden daha fazla ihtiyacım olduğunu fark ettim.
Ona derinden aşık olduğum söylenebilirdi ama geç kalmıştım ve bir daha bu şansı yakalayabilir miydim bilmiyordum.Dudaklarımızın neredeyse birbirine değdiği o uzun geceler ve birlikte dans ettiğimiz o gece, onu ne kadar sevdiğimin işaretleriydi.
Bunu ancak şimdi görebiliyorum, evet onunla uğraşıyordum ve tahrik ediyordum ama bir parçam her zaman bunun sadece bir oyun olduğunu düşünüyordu ama yanılmışım.O gece kontratı sonlandırdığımda,ağladım, Jimin yüzünden değil, Hoseok'u kaybettiğim için ağladım.
Adını söylemek hala içimde ki neşe kaynağıydı ama yüksek sesle söylemekten hep korktum çünkü gelebilirdi ve ona verdiğim acıya katlanamazdım.Bu yüzden kendimi geliştirmeyi seçtim.Onu gerçekten sevdiğimi ve hayatımda istediğimi anladığımda onu tekrar çağıracağım.
Çoğu günümü evimde yemek yiyerek ya da oyun oynayarak geçirdim ama aynı zamanda yavaş yavaş hayatımı değiştiriyordum.Daha sağlıklı seçenekleri tercih ettim ve şeytanlar ve anlaşmalar hakkında daha çok şey öğrendim.Kısacası Hoseok ile tekrar buluşmaya hazırlanıyordum ve ne yapıp ne yapamayacağımdan emin olmak istiyordum.
Jin'e mesaj atıp merak ettiğim her şeyi soruyordum ve bana neler yapabileceğimi anlatıyordu.Anlaşmamızın asla bitmeyeceği ve sonsuza kadar benimle kalacağı bir çözüm bulmak istiyordum.
Biliyorum kulağa ürkütücü geliyor ama bunu sadece beni isterse yapabilirdim.Bu yüzden bu aralar onunla bir daha asla kimsenin anlaşma yapmamasının bir yolunu bulmaya çalışıyorum.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
JUST SAY THE WORD (SOPE)
أدب المراهقينYoongi, Jimin ile dağılmakta olan bir ilişki içindedir.Bir gün sarhoş ve depresif bir ruh halindeyken istediği her şeyi yerine getirecek bir İblis çağırır.
