Ersin annesine bakmak için evine dönmüştü. Bu da bana fırsat gibi gelmişti. İşimi tek başıma halletmek istiyordum.
Evden çıkıp yaşlı kadının evini bulmak için yola koyuldum.
Sarhe Nine...
Bir süre yürüdükten sonra karşıma çıkan ilk kapıyı çaldım. Kapı aralandı. İçeriden bana bakan gözler korkuyla büyümüştü.
"Kimsin?"
"Polis Karhan Afez. Sarhe Nine'nin evini biliyor musunuz?"
"Hayır... sadece ismini duydum ben o kadının."
Kadın kapıyı kapatmaya hazırlanırken elimle araya girdim.
"Hanımefendi, burada ciddi bir soru soruyorum. Polisi böyle mi geçiştiriyorsunuz?" dedim sertçe.
"Bilmiyorum dedim ya!"
"O zaman bildiğiniz kadarını anlatın!"
"Bildiğim hiçbir şey yok!"
Kapıyı yüzüme sertçe kapattı.
Derin bir nefes aldım.
Sakin ol Karhan... sakin...
Kasabadaki evleri tek tek dolaştım. Hiçbirini atlamadım. Ama sonuç değişmedi. Açılan her kapıda aynı korku dolu bakışlar... ve aynı cevap:
"Bilmiyorum."
Tam vazgeçmek üzereyken bir kapıya daha vurdum.
"Kim o?"
"Polis Karhan Afez!"
Kapı bu sefer yavaşça açıldı.
"Buyurun?"
"Sarhe Nine'yi tanıyor musunuz?"
"Evet."
İçimden bağırmak geldi.
Sonunda!
"Nerede oturuyor?"
"Ne yapacaksın?"
"İşim var. Söyler misiniz?"
Kapı tamamen açıldı.
"Benimle ne işin var?"
İçimden sövdüm.
Demek sensin... meraklı meraklı süzdüm kadını ama belli etmedim.
"Gebe kadın için geldim." dedim.
Kadın bir anda sessizleşti. Başını kapıdan çıkarıp etrafı dikkatle süzdü. Sonra içeri doğru hafifçe başını salladı.
"Gel."
İçeri girdim. Bahçenin ortasında durdum.
"Zamanım yok. Ne biliyorsanız şimdi anlatın." dedim.
Kadın derin bir nefes aldı.
"Ne öğrenmek istiyorsun?"
"Hepsini."
Bahçedeki eski koltuğa oturdu. Masadan bir bardak alıp tek seferde içti. Sürahideki suyun yarısı gitmişti.
"Gel, otur." dedi kısık bir sesle.
Yanına oturdum. Kadın etrafına bir kez daha bakıp sesi daha da alçaltarak konuşmaya başladı.
"Gebe kadının gerçek adı Yeliz'di... Bu kasabada doğup büyümüş, genç ve güzel bir kadındı."
Duraksadı. Sürahideki yarım kalan suyu bardağa doldurdu ve yavaş yavaş yudumladı. Sanki sabrımla oynuyordu.
"Bir adama âşık oldu. Ailesini karşısına alacak kadar... Ama ailesi sonunda kabul etti. Sevdikleri adamla evlendi. Kocasının adı Adil'di."
"Mutluydular yani?" dedim.
"Çok..." dedi gözlerini uzaklara dikerek. "Herkes onları örnek gösterirdi. Kavga etmezlerdi. Sessiz, huzurlu bir hayatları vardı."
"Eee?" dedim sabırsızca. "Sonra ne oldu?"
Kadının yüzü sertleşti.
"Çocukları olmadı."
Kısa bir sessizlik oldu.
o konuşmayınca sessizliği ben bozdum. "Çocukları olmayan çok çift var ama sanırım onlar bunu biraz fazla sıkıntı etmişler ha?"
"İkisi de çok istiyordu ama olmadı. Bu durum evliliklerini yavaş yavaş kemirdi. Yeliz hâlâ kocasına âşıktı... ama Adil değişmeye başlamıştı."
"Evlat edinemezler miydi?"
"Yeliz istedi ama Adil kabul etmedi. Başkasının çocuğuna bakmak istemedi."
"Adil'i bulmam lazım. Nerede?"
Kadın gözlerini bana çevirdi.
"Bulamazsın."
"Neden?"
"Öldü."
Kaşlarım çatıldı.
"Nasıl?"
"Bir gün önce Yeliz'le kavga etmişler. 'Bir çocuğu bana çok gördün!' diye bağırmış Yeliz... Ertesi gün o kulübenin arkasındaki kuyuda su çekerken düşmüş. Orada ölmüş."
İçimden bir şeylerin yerine oturduğunu hissettim.
"Yeliz?"
"Yeliz o günden sonra bir daha normal olmadı." dedi kadın. "Aklını kaybetmiş gibiydi."
"Sonra?"
Kadın dudaklarını ısırdı. Bardağındaki suyu tekrar yudumlamaya başladı. Onun suyu ile birlikte benimde sabrım bitiyordu.
"Kulübeden ağlama sesleri gelmeye başladı. Çığlıklar... İnsanlar korkmaya başladı. Ben de kızcağızın haline üzüldüm de gittim. Kapıyı çaldım, açmadı. Camdan baktım..."
Durdu. Elindeki boş bardakla oynamaya başladı.
"Ne gördün?" dedim.
"Yeliz... tek başına değildi."
bir gerginlik hissettim vücudumda. kanıma karışan bir heyecan, uyuşan parmaklar...
"Ne demek istiyorsun?"
"Karşısında biri varmış gibi konuşuyordu. Ağlıyordu... ama odada kimse yoktu."
Kollarımı göğsümde birleştirdim.
"Polisi ya da doktoru arayabilirdiniz."
Kadın bana sertçe baktı.
"Yeliz'i götürmedik mi sanıyorsun? Her yere götürdük! Doktorlar, hocalar, koca karı ilaçları, dualar ama hiç bir işe yaramadı. Eve kapandı... ve değişti."
"Nasıl değişti?
"İnsanların üstüne yürümeye başladı. Bağırıyordu. Herkesi suçluyordu. 'Kocamı sen öldürdün' diyordu."
"Sonra?"
Kadın bu sefer gözlerini kaçırdı.
"En kötüsü... Adil'in ölümünden dört ay sonra başladı."
"Ne yaptı?"
Kadın bütün dikkatini verdiği bardaktan kaldırdı yaşlı gözlerini ve yavaşça bana baktı.
"Çocukları kaçırmaya başladı."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
VAKA
TerrorGökyüzü kan kırmızısına dönmüştü. Sanki yukarıda bir şey ölmüş... ve ardında sadece kanını bırakmıştı. Ama asıl mesele gökyüzü değildi. Asıl mesele... aşağıdakilerdi. Kalbi yorulmuş insanlar. Ağlayanlar. Kaybedenler. Onları susturmak kolaydır. Bir s...
