Bölüm 35

91 9 2
                                    

"Bana güvenebilirsin. Sadece, o kız bizim sınıf arkadaşımızdı ve sevgilisiyle telefonda tartıştıktan sonra buradan sinirle gitti."

Anne'nin beni aptal bir bahaneyle mutfağa çağırmasının üzerinden yaklaşık on dakika geçmişti ve ben hala aynı yalanı devam ettirmekten sıkılmıştım. Neden inanmıyordu anlamıyordum. Gayet gerçekçi bir senaryo yazmıştım ve sanki ısrarla buna inanmamak için çabalıyordu.

"Peki, sana güveniyorum." dedi yüzüne büyük bir gülümseme yayılırken.

Tabii ki bana güvenmemeliydi.

"O halde artık içeri geçsek?" dedim sorarca.

Onaylarca başını salladığında hızla kapıya yöneldim ve mutfaktan çıktıktan sonra merdivenlere doğru adımladım. Karşıma çıkan Lisa ile olduğum yerde kalırken ona sorarca baktım.

"Eve gidiyorum Nan. Saat ilerledi ve kar da durmuşken daha fazla beklemek istemiyorum."

"Bu gece burada kalabilirsin." diye öneride bulunduğumda başını olumsuzca iki yana salladı.

"Ben senin aksine okula hala düzenli olarak gidiyorum ve yarın Bayan Hunter'a, bugün konuştuklarımızı da ekleyip bir liste vermem gerekiyor." dedi sırıtarak. Ardından benim yanımdan geçerek kapıya ilerledi ve askılıktaki atkısını aldı.

Ona ilerlerken "Aslında yarın okula gelmeyi düşünüyordum." dedim ve omuz silktim.

Atkısını boynuna dolarken bana alayla baktı.

"Aman Tanrım, buna inanamıyorum!"

Yüz ifadesine sırıttım.

"Kes sesini Lisa. Sadece okulun son günlerinde devamsızlık hakkımı kullanıyorum."

"Hey! Gidiyor musun tatlım?"

Anne'nin sesi de bize katıldığında mutfak kapısından bize bakan Anne'ye baktım.

"Şimdi çıksam iyi olur. Hoşçakalın!" dedi Lisa gülümseyerek sorusuna karşılık.

"Görüşmek üzere!"

Tekrar Lisa'ya baktım ve göz devirdim.

Bana gülerken kapıyı açtı ve hemen ardından içeri giren soğuk hava ile gözlerini irileştirdi. Gerçekten çok soğuktu.

"Eğer yarım saat içinde sana mesaj atmazsam polisi ara Nan ve donmuş cesedimi bulmalarını söyle." dedi alayla sırıtarak. Ardından yanağıma büyük bir öpücük kondurdu ve dışarı çıktı.

"Ve Paul'a da onu çok sevdiğimi söyle."

"Siz gerçekten fazla cıvıklaşmaya başladınız. Tanrım, bu mide bulandırıcı." dedim kusacakmış gibi yaparken.

"Kes sesini ve kendine bir erkek bul. Böyle daha ne kadar takılmayı düşünüyorsun?" diye sordu gözlerini devirerek.

"Asıl sen kes sesini. Erkeklerin hepsi ahmak varlıklar." dedim kapıya yaslanarak.

"Peki peki. Bunu tartışmak için yanlış mekan, yanlış zaman ve yanlış hava. Görüşürüz!" dedi kapıdan uzaklaşırken.

"Güle güle." dedim ve kapıyı arkasından kapattım.

Derin bir iç çektikten sonra kapının önünde beklemeyi kesip odama çıkmak için merdivenlere yöneldim. Anne hala mutfaktaydı ve cidden ne yaptığını bilmiyordum. Richard çok yorgun olduğunu söyleyip kendini odasına atmıştı. Ve Harry Edward Styles da her zaman olduğu gibi odasındaydı.

Minik adımlarımı sonlandıran üst kata ulaştığımda Harry'nin kapısının önünden geçerken istemsizce durdum. Yaklaşık üç saat önce tanık olduğum sahne tekrar zihnimden süzülürken tekrar aklım karışmıştı. Harry'i ciddi anlamda anlayamıyordum. Hiçbir zaman da anlamamıştım zaten. Garip biriydi ve fazlasıyla değişken bir ruh haline sahipti. Bazen arkadaş canlısı davranıyordu, ki bence bu çok aptalcaydı, bazen de fazla sinirli ve agrasif oluyordu, ki bence bu da çok aptalcaydı.

BAD GIRL (Harry Styles Fanficton)Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin