Eren bir saat içinde birkaç mekan göndermişti. Bizde o sırada kafede bir şeyler yiyip içmiş bir yandan da nasıl bir düğün istediğimizi konuşmuştuk. İlk mekana gittik. Etrafındaki ağaçlar ormanın içindeymiş gibi hissettiriyordu. Çokta hoşuma gitmemişti. Gelinliğim çamurlanırdı burada. İkinci gittiğimiz yerde bir otelin düğün salonunu andırıyordu. Ne kadar zarif dursa da beni boğmuştu. Üçüncü mekan ilginç bir şekilde dikkatimi oldukça fazla çekmişti.
Bir camekandı. Hem açık hem kapalı gibiydi. Çok güzeldi. "Bora burası çok güzel. Çok ferah. İlk gittiğimizdeki kadar ağaçlar sık değil. Çok orman orman da durmuyor. Açık alanmış gibi bir his veriyor. Çok güzel değil mi?" Bora elleri cebinde etrafı inceliyordu. "Evet, güzel. Bende beğendim. Tutalım mı burayı. Ne dersin?" Başımı salladım hızlıca. "Evet." O sırada bize burayı gezdiren adamın yanına gittik. "Beğendiniz mi efendim?" Diye sordu adam ilgiyle. "Evet, beğendik. Ama biz henüz nikah tarihi almadık. Birazdan gideceğiz hatta. Burayı tutsak gün içinde de tarihi ayarlasak olur mu?" Adam başını salladı hafifçe. "Tabi efendim olur. Hatta siz tarihi belirleyin, biz size numaramızı verelim. Tarihi kesinleştirdikten sonra da yapabilirsiniz ödemenizi."
"Tamam öyle yapalım." Bora adamın kartını aldı. Oradan çıkıp belediye binasına gittik. Gerekli belgeleri önceden hazırlamıştık zaten. Tam olarak istediğimiz gün boştu. Bu hafta cumartesi günü saat 17.00'de nikah kıyılacaktı. Belediye binasından çıkıp arabaya bindiğimizde Bora hemen adamı aramış ve mekanı tutmuştuk. "Sandığımdan daha kolay oluyor sanki." Dedim gülümseyerek. Ay kız deme böyle şeyler. Şimdi bozulacak. Tutamıyordum ağzımı!
"Çok zorluk çektik, kolay olsun bir zahmet artık." Bora arabayı çalıştırdı. "Şimdi davetiyelerde mi sıra?" Başımı salladım. "Evet." Eren bir matbaacı bulmuştu. Biz de oraya gidecektik. Çok uzakta sayılmazdı.
40 dakika içinde matbaanın önünde durduk. Az kişi olacaktık. Ama yinede davetiye olsun istedim. Oysaki 40 kişi bile yoktuk neredeyse.
Adama istediğim davetiyeyi anlattım. O da bunu yapabileceğini onayladığında sevinçten havalara uçmuştum içten içe. Onları da ödeyip çıktık oradan. "Bora ben çok yoruldum, artık eve mi gitsek?" Bora kapımı açtı. "Gidelim güzelim. Sen ne istersen o." Kalan işleri sonra da halledebilirdim. Ne de olsa bugün salıydı ve cumartesine daha çok vardı.
Eve geldiğimizde Binnur teyze yoktu. Kapıdaki korumalar dışarı çıktığını söylemişti. Ben her zamanki gibi çok aç olduğum için ilk işim mutfağa gidip bir şeyler hazırlamak olmuştu. Buzdolabında gördüğüm sütlaçla ikileme düştüm. Hazırladığım yemeği mi yemeliydim, tatlıyı mı? İkisini aynı anda yemek istiyordum! Omuzlarımı düşürüp kalçamı tezgaha yasladım. Ellerimi göğsümde birleştirip düşünmeye başladım. Bora yanıma gelip ellerini kollarıma koydu. Yanağımı öptü. "Ne oldu güzelim? Suratın neden asık?"
"Tatlı mı yesem, yemek mi karar veremiyorum. İkisini de aynı anda yemek istiyorum. Neyim ben, çöp torbası mı?! Çok sıkıldım hamile olmaktan. Ben eskiden yemek yemeden 3 gün bile geçirebilirdim. Şimdi yemek yemeden duramıyorum. Canım her dakika bir şey çekiyor." Bora gülerek sarıldı. "Çok normal sevgilim. Canın ne istiyorsa onu ye. İstersen ikisini aynı anda ye. Ama yemesen daha iyi, miden bulanır. Ayrı ayrı yiyebilirsin." Geri çekildi. "Çok kilo alacağım kesin ya. Ben istemiyorum." Tekrar güldü Bora. "O zaman şöyle yapalım. Şimdi yemeğini ye. Eğer hâlâ canın istiyorsa tatlını da ye. Olur mu?" Dudaklarımı büzdüm. "Bilmiyorum... Bora! Şu bebeğini birazda sen taşısan olmaz mı?! Bazen beni çok sinirlendiriyor." Bora kahkaha attı. "Maalesef güzelim, mümkün değil. Ama mümkün olsaydı kabul edebilirdim teklifini." Başımı öne atıp Bora'nın göğsüne yasladım. Saçlarımı öptü. "Açta değilim zaten. Sadece canım istediği için yiyorum." Tekrar güldüğünde omzuna vurdum.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Kimlik
Teen FictionYeni kimlikler, yeni hayatlar... Geçmişinizden kaçabilir misiniz? Nereye kadar? Peki ya sırlar... Mezara kadar saklanabilir mi? Beyaz sayfama geçmişimden kara bir leke bulaşmıştı. Rafa kaldırılmış tozlu sayfaların arasından çıkmış bir kara leke. Kur...
