-selam kontrol etmeye pek vaktim olmadı umarım pek fazla hata yoktur,
-umarım beğenirsiniz, keyifli okumalar tilkicikler<3
***
"Jeongin tabağındakileri bitirir misin?" diyen babamın sesiyle daldığım düşüncelerimden çıkıp babama kafa salladım. Pilavımı hızlıca bitirdikten sonra masadan kalktım. Odama girdiğim gibi kendimi yatağa bıraktım. Bugün gereksizce kendimi çok yorgun hissediyordum. Dolabımdan pijamalarımı alıp üzerimi değiştirdikten sonra balkona geçip bir sigara yaktım.
Sigaramı içtikten sonra hemen yatmak istiyordum ama yarın yine okula gideceğim için sabah olsun hiç istemiyordum. Sadece günlerce uyumak istiyordum. Tüm düşüncelerimden uzaklaşmak ve rahatlamak istiyordum.
Sigaramın izmaritini küllükte ezerken Hyunjin'in balkonunda bugün gördüğüm kızı görmüştüm. Elindeki boş olduğu açıkça belli olan karton kutuyu bırakıyordu. Oraya açıkça baktığım çok belli olmuş olmalı ki kız kutuyu bıraktıktan sonra bana el sallayıp içeriye girmişti.
Ben ise bir kaç saniye öylece arkasından bakmış daha sonra içeriye girmiştim. Uyumak için kendimi yatağa attığım anda Hyunjin'in bize kalmak için geldiği gün yaptığımız konuşma aklıma gelmişti.
Kız kardeşi olduğu ve yakında annesiyle birlikte geleceğini söylemişti. Sanırım bu kız kardeşiydi. Sırıttığımı fark edince ise yorganın içine girdim. Ne olduğu umurumda değildi. En azından böyle olmalıydı, Hyunjin'le ilgili hiçbir şey umurumda olmamalıydı.
Hyunjin'i ve onunla ilgili şeyleri umursamayı bırakmalıydım. Dengesizin tekiydi. Rahatça uyuyabilmek için kulaklığımı takıp slow müzik playlistime girip karıştıra tıkladım.
Hyunjin'den nefret ediyordum.
Hayır ondan nefret etmiyordum, asıl nefret ettiğim şey ondan nefret etmememdi.
Annemin beni zorla uyandırmasıyla ilk on dakika hasta taklidi yapıp annemi ikna etmeye çalışmıştım ama başarılı olamamıştım tabi ki.
"Anne çocuk muyum? Hayır , ha-hayır istemiyorum."
Son on dakikadır da annem elindeki ilkokul çocuğunun bile giymeyeceği bir şapkayı bana zorla giydirmeye çalışıyordu.
"Jeongin! Hava çok soğuk, giyeceksin o şapkayı." gayet net ve ciddiydi.
Changbin hyung beş yada altıncı kez zile basmıştı. Kafamda kulakları olan bebek şapkasıyla ayakkabılarımın bağcıklarını bağlarken annem "Çok tatlı oldun." diyordu.
Anneme öpücük verip "Tatlı olmak istemiyorum." dedim ve asansöre atladım. Asansör aynasından kendime baktığımda cidden sevimli tatlış bir şey olmuştum. Kaşlarımı çatmama rağmen tatlı göründüğümü fark edince modum düşmüştü.
Changbin hyungun günaydın bile demeden dün neden Felix'le okuldan kaçtığımızı sormuştu. "Sana da günaydın canım hyungum. Evet bende iyiyim." derken gözlerini devirmişti.
"Günaydın Jeongin evet iyi olduğunu görüyorum şimdi sorularıma cevap vermek ister misin?" derken montunun fermuarını çekmekle meşguldü.
"Derse girmek istemedik ." dedim.
"Babanın okuluydu ya, rahatlığa bak pezevenkteki."
"Ya hyung ne abarttın, sanki adam öldürdük. Eve gelip film falan izledik." dedim söylenir bir tonla.
"İyi bir şey demiyorum." derken bile tripli gibiydi. Acaba onu çağırmadığımız için miydi? Yoksa başka bir sebep mi vardı? Bu tepkileri pek normal gibi değildi. Ama sorgulamak istediğim de söylenemezdi. Ne de olsa yakında çıkardı kokusu, kurcalamaya gerek yoktu.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
ethereal | hyunin
Fanfiction| hyunin | Alt dudağını ısırdığı anda dizimde hissettiğim şişmiş aletiyle elimi hemen boynundan çekip kendimi ondan uzaklaştırdım. "Sikeyim seni Hyunjin." diyerek kendimi hızla sınıftan attım. Ne yaşamıştım ben az önce? Ağzını yüzünü dağıtmaya gitti...