Selamlar canlarım uzunca bir bölümle geldik.
Lütfen sizden ricam kitabımı okuyorsanız bana destek olmak için oy ve yorumlarınızı esirgemeyin olur mu okuma çok ama oy ve yorum neredeyse hiç yok.
Lütfen bol bol yorum yapın olur mu😍
Keyif dolu okumlar dilerim hepinize 💕
"Sen ol da, ister yâr ol ister yara. Lütfunda başım üstüne, kahrın da.
-ŞEMS-İ TEBRİZİ
Gecenin karanlığında, İstanbul'un gürültüsü her yanımızı sarmışken, kalabalık mekânın derin uğultusu zihnimi esir almıştı. Kürşat ve ablası ve sevgilisi bizimleydi. Masanın etrafında neşe dolu sohbetler dönüyor, kahkahalar yükseliyordu ama benim için her şey flu, boğucu bir sisin içindeydi. O kalabalığın içinde sıkışıp kalmıştım, başıma saplanan keskin ağrı ve midemi kavuran bulantıyla nereye kaçacağımı bilemiyordum. Gülmeye çalışıyordum, sahte tebessümlerle yüzümdeki acıyı saklamaya çalışıyordum, fakat daha ne kadar dayanabileceğimden emin değildim.
Tahir yanımdaydı, onun varlığı her zaman güven verdiği halde, o an bu kalabalıkta o bile bana uzak geliyordu. Bakışlarım istemsizce Gökçe'yi aradı ve bulduğunda, sanki beni hissetmiş gibi göz göze geldik. "Lavaboya gidelim mi?" diye sordum. O, tereddütsüz başını salladı. Tam yerimden kalkacakken Tahir'in gözleri üzerimdeydi, bakışları beni sorgulayan ama aynı zamanda endişeyle bakan bir parıltı taşıyordu. Ona bakmak yerine abime döndüm. "Siz devam edin, biz hemen geleceğiz." dedim, yüzümde biriken terleri silerken. İçimdeki huzursuzluk iyice büyüyordu, bu dar mekândan bir an önce çıkmalıydım. Gökçe'nin koluna girdim ve kalabalıktan uzaklaşmak için adım attım.
Henüz iki adım atmıştık ki, nefes almakta zorlandığımı hissettim. "Süveyda... İyi misin?" diye sordu Gökçe, sesi endişeyle doluydu. O an sanki ayaklarımın altındaki zemin kayıyor, dünya yavaşça bulanıklaşıyordu. Ter damlaları bir bir yüzümden süzülürken, her şey daha da ağır gelmeye başladı.
"Gökçe..." dedim, sesim zar zor çıkıyordu. "Çıkar beni buradan..." Kelimeler dudaklarımdan dökülüyordu ama her birini söylemek bir savaş gibiydi.
"Tamam, tamam, çıkıyoruz." dedi Gökçe, beni sıkıca tutarak. "Abimi arayayım, bir baksın."
"Hayır... arama. Geçer. Sadece... dışarı... çıkmam lazım." Nefes almak her geçen saniye daha zorlaşıyordu, kelimeler boğazımda düğümleniyordu. "Havasız... sadece hava..."
Kapıya ulaştığımızda, dışarıdaki rüzgâr yüzüme vurdu. O serin esinti, terimi soğutuyor ve bir an olsun kendimi daha iyi hissettiriyordu. Ama bedenim tükenmişti. Son bir hamleyle, kapının dışındaki bir yere çöktüm, dizlerimin bağı çözülmüş gibi yere yığıldım. Gözlerim açık, fakat dünya puslu bir perde ardında gibiydi. Gökçe'nin sesini duyuyordum, ellerim buz gibiydi, onun sıcak elleri avuçlarımı tutarken, "Ellerin buz kesmiş, Süveyda." dedi. Sesindeki telaş içime işliyordu, ama onu net bir şekilde göremiyordum. Gözlerim Gökçe'yi arasa da, bulanık bir siluetten başka bir şey görmüyordum.
"Abi, kimseye çaktırma, çıkışa gel." dedi Gökçe, sesi artık uzaktan bir yankı gibi geliyordu. Her şeyin sonuymuş gibi bir his göğsüme oturdu. Sanki dünyadan kopuyordum. Boğazıma düğümlenen acı, son bir nefeslik zamanım kalmış gibi üzerime çöküyordu. Gözlerim kapanmadan önce, içimde garip bir huzur hissettim; belki de bu his, her şeyin sonundan önce insanın hissettiği o son sakinlikti.
****
Tahir
Kalbim sanki durdu, dünya yavaşladı... Gözlerim bir noktaya kilitlenmişti; orada, birkaç adım ötede, yere yığılmış halde Süveyda. Çevresinde telaşlı figürler, bulanık suretler... Ama ben sadece onu görebiliyordum. Zamanın içinden çekilmiş gibi her şey donmuştu, sesler silinmişti.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
SÜVEYDA
Ficción GeneralYerimden doğrulup ona doğru yaklaşırken parmakları parmaklarımı daha sıkı kavrayıp hızlı bir hamleyle beni kendine doğru çektiği o an... "O senin bana dert bildiğini ben hiçbir dermana değişmem Süveyda. Bütün derdim sen ol yeter ki, ben o derdi se...