17. Bölüm

438 48 7
                                    



17. Bölüm

Gecikmeler gün olur cana minnet,

Kalem yavaşlar, ama gönül hep emek.

Biliyorum, sizi bekletmek bir ihanet,

Ama hikâyeler bazen sabırla büyür, bu da bir gerçekkkkk😉😉 

 Selamlarrrr. Biz geldik. 

Malum bir türlü hastalıklar kapıdan eksik olmuyor. bir türlü bölüm başına oturamadım ve böylelikle çok geç kaldık. 😣 

Ama  her gecikme bir özürdür, ama aynı zamanda bir vefa borcudur canlarım. Siz benim kalemime anlam veren, hikâyeme ruh katan en güzel ilham kaynağımsınız. Bu yüzden, sabrınız ve anlayışınız için sonsuz teşekkür ederim.🫶

Özlendik mi ki aceppp 😍

Keyifle okuyun:)

17. Bölüm

Senin kusur sandığın her zerrene aşığım ben."

-Cemal Süreyya-

Kapıyı usulca araladım, karanlık odanın içime dolan sessizliğiyle baş başa kaldım. Gözlerimin alışamadığı bu loşluk, sanki içimdeki karmaşayı da dışa yansıtıyordu. Ellerim hâlâ titriyordu; avuçlarım, onun sıcaklığını bir mühür gibi saklıyordu. Yanaklarımdan geçen o parmakların hafızası, tenime işlenmiş bir iz olarak kalmıştı. Yatağımın kenarına oturup yastığıma yaslandım, gözlerimi kapattım. O an Tahir'in sesi, yumuşak bir meltem gibi kulaklarımda yankılandı durdu. Fısıltılarla dolup taşan o kısa anlar, zihnimde bir film şeridi gibi dönüp duruyordu. Gözlerimizin kesiştiği o büyülü ânı düşündüm. Söyleyemediği ne çok şey vardı aslında o bakışlarında. Her kelimenin yetersiz kaldığı, her sessizliğin binlerce cümleyle yankılandığı bir bakıştı. Ve sonra, o mesafeyi bir adımda kapatışı... Parmaklarının saçlarımda gezinirken bıraktığı his... İşte o anda içimde ne korku kalmıştı ne de tereddüt; sadece onun varlığına boyun eğmiş, teslim olmuş bir kalbim vardı.

Şimdi ise geriye kalan bu tarifsiz boşluğu doldurmaya çalışıyordum. Sanki sevinç ve tutkudan örülmüş bir ipte dengede durmaya çabalarmış gibi. Nefes alırken göğsümde bir ağırlık vardı; ciğerlerim genişlemiyor, ama içimde, derinlerimde bir yer huzurla nefes alıyordu. Çünkü Tahir hayatın bana ne kadar saf ve güçlü bir şekilde sevebileceğimi göstermişti. Ve ben, o ânın ebediyen sürmesini diledim. Gözlerim kapalıyken, onun kokusunu hatırladım; bir ormanın ıslak toprağı kadar doğal, bir ilkbahar sabahı kadar taze. Aklımdan geçen tek düşünce şuydu: Eğer onun varlığını hissetmek bir rüya ise, uyanmayı asla istemezdim. Ama bu bir rüya değildi; bu, onun ellerinin üzerimde bıraktığı sıcaklık kadar gerçekti. Bu, benim tüm varlığımla inandığım bir şeydi: Sevmek, korkusuz bir uçurumdan atlamak değil miydi zaten.

****

Annemin sesi sabahın mahmurluğunda, bir tül gibi odaya süzüldü: "Süveyda, kalk! Tahir ile Gökçe seni kapıda bekliyor." Göz kapaklarım yarı aralık, beynim hâlâ geceyle kavgalı. Yerimden irkilerek doğruldum, "Neden?" dedim, sesim biraz kırık, biraz tedirgin.

Annem, gözlerini devirip cevapladı:

"E annem senin kafanda kavak yellerimi esiyor? Sağlık raporu için gideceğim demedin mi dün?"

SÜVEYDAHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin