11. BÖLÜM

535 48 19
                                    

Biz geldik. Hoş geldik sefa getirdik. Nasılsınız ballarım kaymaklarım. 😍

Umarım yeni bölümü begenir ve keyifle okursunuz. 🥰

Bu arada hiç yorum yapmıyorsunuz üzülüyorum. 😣

Lütfen sizden ricam olumlu olumsuz tüm yorumlarınızı bekliyor olacağım. 😍

Biraz etkileşim katalım lütfen.💕

Hepiniz çok çok seviliyorsunuz keyifle okuyun🫶🫶🫶

Görselleri çalmayın lütfen telif hakkı var 🧡

13. Bölüm

Senin bana nasip olman,

Şahsi hayatımın en değer biçilmez talihidir.

-Nazım Hikmet

Masada herkes yemek yerken, benim içimde kopan fırtına masaya da yansıyordu, ama henüz kimse farkında değildi. Gerginliğim, sessiz bir bulut gibi üzerimizde dolaşıyor, ama kimse o bulutun patlamasını beklemiyordu. Hastaneden taburcu olduğumda Tahir bizimle eve gelmemişti. "Halletmem gereken işler var, sonra geleceğim," demişti ama o "sonra" oldukça uzun sürmüştü. Akşamı yarılamışken dönmüştü eve. İçimde biriken hayal kırıklığı, o an sofrada otururken taşan bir nehre dönüşmek üzereydi. Gökçe, abimin dışarıdan yemek söyleme teklifini reddetmiş, mutfağa geçmiş ve her şeyi kendi elleriyle yapmıştı. Şimdi herkes iştahla yemeğini yerken, benim için yemek sadece soğuk bir süs gibi önümde duruyordu.

İştah kalmamıştı bende, içimde yankılanan öfkenin sesi her şeyi bastırıyordu. Ne yapmam gerektiğini, nasıl davranmam gerektiğini bilmiyordum. Öfkem, yönsüz bir fırtına gibi içimde savruluyor, bir yandan da ne tepki vereceğimi kestiremiyordum. Kararsızlık ve öfke, içimde çatışıyordu; gözlerimi nereye kaçıracağımı bilemezken, birdenbire abimin sesiyle irkildim.

"Süveyda, iyi misin?"

Önümdeki tabağı fark etmeden karıştırıyordum. Abimin sesi beni hayal dünyamdan çekip almıştı ama bir türlü toparlanamıyordum. "Neyin var, iyi misin sen?" diye ısrar ettiğinde, kendime gelmeye çalışarak gözlerimi Tahir'e kaydırdım. O da endişeli bakışlarla beni süzüyordu. Göz göze geldik... Ama o bakışlar, içimdeki fırtınayı daha da alevlendirdi. Onun bir suçu yoktu hatta olanlardan haberi bile yoktu ama yine de ona çok öfkeliydim. Gözlerimi ondan hızla kaçırarak, "İyiyim, iştahım yok sadece," diye mırıldandım, başımı Gökçe'ye çevirdim.

Gökçe, bakışlarıyla endişemi sezmiş olacak ki, "Ben biraz gitsem, dinlensem..." derken sözümü bölüp hemen araya girdi: "Git Süveyda, saçmalama. Dinlen sen, burayı ben hallederim."

Ona hafif bir tebessümle karşılık verdim ama abim ve Tahir'le göz teması kurmamaya özen göstererek sofradan kalktım. Odaya geçtiğimde içimde biriken her şey patlamak üzereydi artık. Daha fazla tutamadım kendimi. Öfkem, içimde bir volkan gibi patlamış, gözlerimden yaşlar sel gibi akmaya başlamıştı. Kapıyı kapatıp yere çöktüm.

Her şey başladığını düşünürken, Tahir'le bir yola koyulmuşken, Ebru'nun hayatımıza bok gibi dalması öyle sinirlerimi bozmuştu ki nefes almak bile zor geliyordu. Nasıl sakinleşebilirdim? Bilmiyordum. Ama bildiğim bir şey vardı; Gökçe'ye her şeyi anlatmam gerekiyordu, içimde büyüttüğüm bu durumu saklayamazdım.

Tahir'in geçmişiydi. Geçmiş gitmişti. Ne yaşamışlardı? Bilmiyordum. Bilmekte istemiyordum zaten. Tek bildiğim Tahir'in Ebru'ya deli gibi âşık olduğuydu bir zamanlar. Tahir Ebru'nun peşinden sürüklenip buraya gelişinin sebebi buydu. İkisi de üniversitede dip dibeydi. Ebru, sadece bir isim değildi; onlar geçmişte unutulması zor, derin izler bırakmış bir hikâyeyi paylaşmışlardı. Şimdi o geçmiş, tüm ağırlığıyla geri mi dönecekti? Tahir, Ebru'dan ayrıldığına pişman mı olacaktı belki de yeniden? Düşünceler zihnimde boğucu bir girdap gibi dönüp dururken, kalbime saplanan ağrı gittikçe büyüyordu. Sanki nefes alamıyor, göğsümün üstüne devasa bir taş oturmuş gibi hissediyordum.

SÜVEYDAHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin