Beş ülkeye ayrılmış bir dünya, sırlarla örülü bir kader... Denizlerle ayrılmış beş güçlü ülke arasında hassas bir denge hüküm sürmektedir. Ancak bir tatil gezisi sırasında kaçırılan Ceren, bu dengeyi altüst edebilecek sırların tam merkezine çekilir...
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
⚓
Askerin bakışlarının hızla üzerime kaymasıyla kahkaham kısa sürdü. Helikopterden uzattığı kafası ve görünmeyen vücudu, gülme isteğimi daha da artırıyordu. Alt dudağımı ısırarak kendimi engellemeye çalışırken, bir an önceki gülümsemem kayboldu ve sadece yüzümde hafif bir tebessüm kaldı. Bir SAT'tan beklenilenin aksine, enerjik sesi ve timine olan sözdeki yakınlığı, bu komandoların içinde bir ruh barındığının göstergesiydi benim için.
Yüzündeki muzip ifade, beni görmesiyle birlikte yerini aniden ciddiyete bırakırken, dikkatle beni inceleyen bakışlarına biraz zaman tanıdım. Kendimi sıktığım birkaç saniyenin ardından durduğu pozisyon onu da rahatsız etmişti. Helikopterden ağır bir atlayış yapmadan önce, sadece yüzü görünüyordu ve açıkça sevimliydi. Ama bu askerin vücudu, kafasından tamamen bağımsız bir haldeydi.
Tahmin etmeliydim, diye düşünüm. Sonuçta, daha önce de duymuş olduğum gibi, ortalamanın üzerinde boy ve vücut yapına sahiplerdi. Gördüklerimse bunu kanıtlar nitelikteydi.
Yere indiği gibi, kısa bir baş selamı verdiğinde, ben de hafifçe başımı eğerek yanıt verdim.
Kimsenin sesini çıkarmadığı anlarda, komik askerin arkasından, "Hayırdır zevzek? Sesin kesildi." diyen diğer bir asker indi. Anlaşılan bu asker, gerçekten de ekibin en çok konuşanı olmalıydı. Bense, daha resmi, soğuk ve kabul belki de korkunç olduklarını düşünmüştüm.
Niye böyle düşündüğümü sorgulamam gerekirdi. Sonuçta, tıpkı benim gibi, onlar da birer insandı. İşte bu noktayı kaçırmıştım.
Hemen arkasından başka bir asker de onu takip ederek indi ve, "Acıkmıştır yaban domuzu." dedi.
Askerlerin bakışları, komik askerin hala üzerimdeki ilgisini takip edip beni bulduğunda, açık havada olmamıza rağmen derin bir sessizlik oluştu. Yüzümde asılı kalan ufacık tebessüm, yerini ciddiyete bıraktı. Bakışlarını ilk kaçıran, komik askerin kendisiydi. Ciddiyeti hiçbir zaman sevmedim, ama aşırı enerjik ve pozitif birisi olduğum da söylenemezdi. Herkes gibi, ben de gerginlikten ve kavgadan hoşlanmazdım. Üzerimde memnuniyetsiz gözlerin dolaşıyor olması bu durumu benim için çekilmez kılıyordu.
Ne zaman bu kadar yakınıma geldiğini bilmediğim Kuzey, helikopterden inen askerlere doğru ilerleyip erkeksi bir şekilde sarılarak selamlaştığında, hemen ardından diğer askerler de birbirleriyle kısaca selamlaşmaya başladılar. Sürekli bu şekilde sarılmadıklarına emindim. Belki de uzun zamandır birbirlerini görmüyorlardı.
Beklemediğim bir anda, ki bu sırada öylece onları izliyordum, Kuzey arkasını dönüp, "Ceren." dedi.
Hepsinin dikkati rastgele dizilmiş oldukları konumdan bana çevrildiğinde, gerginlikle olduğum yerde dikleştim. Ağzımı açsam sesim çıkmayacaktı sanki. İster istemez onlardan çekindiğimi fark ettim. Sorgulayan bakışlarla Kuzey'e baktığımda, başıyla yanlarına gelmemi işaret etti. Artık ilgimin kaybolduğu helikopterin yanından ayrılıp, yavaş adımlarla yanlarına ilerlemeye başladım. Yakınlaştıkça, askerler sanki daha da büyüyordu. Bunun farkındalığıyla, olabildiğince iyi bir konum seçmeye çalışarak onlarla aramda biraz mesafe bıraktım.