16- İki Asker

143 18 4
                                        

Yahu neyim ben?
4300 kelimelik bölümle geldim.
Hayatımda yazdığım en uzun bölüm oldu.
İki kere yazarken yanlışlıkla paylaştım ve kendimi çok şapşal hissediyorum.
Çok uğraştığım bir bölüm oldu.
Bu yüzden bölüme bol bol yorum istiyorum.
❤️Sizleri seviyorum❤️

❤️Sizleri seviyorum❤️

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.

Söylediği sözler içimde cevap bulamayan o soruyu temsil ediyordu. Neden bendim? Küçük yaşta, ailemin temellerini sarsan o olay neden benim başıma gelmişti? Şimdi yıllar sonra aynı şey neden tekrar yaşanıyordu? Ve neden tam da şimdi?

Üzerime yüklenen bu vicdan azabını neden yalnızca ben taşımak zorundaydım? Belki de şimdi bir insanın ölümüne sebep olmuştum. Peki ya çocukken? O zaman kaç kişinin ölümünden sorumluydum?

Vefat eden amcanın rüyamda beni öldürmek istemesinin bir anlamı yoktu, biliyordum. Kendimi o kadar çok suçlamıştım ki zihnim acısını benden bu şekilde çıkarıyordu. Rüyalarım vicdanımın sesi gibiydi, haykırıyordu. Onun ölümünden kendimi sorumlu tuttuğum için elimdeki bıçak bana hep aynı şeyi fısıldıyordu. 'Sen bir katilsin.'

O kadar çok ağlamıştım ki gözyaşlarım tükenmiş, yerini derin nefes çekişlerine bırakmıştı. Bu süre boyunca Kuzey'in bedenime sarılan kolları tek bir an bile gevşememiş, bir eli hala saçlarımı nazikçe okşuyordu.

Tesellisi bir kış günü içimi ısıtan bir güneş gibiydi. Soğukluğunu iliklerime kadar hissettiren, içimin buz kesmesine neden olan o kara bulutları sanki gökyüzünden birer birer çekiyordu. Çünkü o gördüklerime şahit olmuştu. Aynı renklerden oluşmuş karmaşık parçalarıyla kılavuzu eksik bir bulmacada kaybolduğumu, o bulmacayı bir türlü çözemediğimi biliyordu.

Savunmasız bir şekilde o adamların karşısında dikilirken Kuzey sadece bedeniyle değil, tüm varlığıyla beni korumuştu.

Berbat kâbusun etkisinden tam anlamıyla çıkamasam da geçen zaman kendime biraz olsun gelmemi sağlamıştı. Bir yanım onun kollarında kalmak, o sıcaklığa sonsuza kadar sığınmak istese de hafifçe geri çekildim.

Kuzey, bu küçük hareketimi fark edince hemen kendini geri çekti. Yine de teması kesmeyip ellerini yüzümün iki yanına koydu. Çenemi nazikçe kavrayarak yüzümü havada tutarken başımın ağırlığını benim omuzlarımdan alıyordu. Bu kadar ince düşünülmüş bir hareketle bile içimi bir rahatlama kaplamıştı.

Gözleri gözlerimden bir an olsun ayrılmıyordu. Başparmakları yüzümde kuruyan gözyaşlarımın bıraktığı izleri silerken dokunuşunda incitmekten korkan bir özen vardı.

"Daha iyi misin?" diye sordu.

Sesi, iyi olmadığımı bildiğini hissettiriyordu. Bu soruyu yalnızca sakinleştiğimi teyit etmek için sormuştu.

"Evet." dedim çatallaşan sesimle, ardından burnumu hafifçe çektim.

Ellerini yüzümden yavaşça çekerken yatağın kenarında oturan vücudunu dikleştirdi. "Ayağa kalkabilecek misin?"

SAT KOMANDOSUBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin