8- Caretta Caretta

1K 77 35
                                        

Bu bölümde sizden istediğim bir şey var. Umarım beni ciddiye alırsınız.

İsteğim yorum atmanız. Kibar bir dille olduğu sürece her şekilde eleştiriye açığım. Bu yüzden düşüncelerinizi ve fikirlerinizi yazmanızı istiyorum.

Sizi gerçekten ama gerçekten çok seviyorummm <3


Komandolarıma mı? Hangi komandolar? Hapis hayatı mı yaşayacaktım ben şimdi?

Babamın yüzünde tahmin ettiğim gibi bir endişe veya öfke yoktu. Aksine, mutluluğun garip bir yansıması vardı. Sanki sıkkın ama bir o kadar da huzurluydu. Bir çeşit koruma protokolü uygulamaya konulacaktı. Özel bir bölgeye götürülecek ve olaylar yatışana kadar askerlerin gözetiminde korunacaktım. Bu protokolün en son savaş sirenlerinin çaldığı gün başbakanı korumak için uygulandığını söyleyince, durumun ciddiyetini bir kez daha anladım.

Son otuz beş yıldır, beş ülkenin de sınırlarında barış hüküm sürüyordu. Her biri büyük, güçlü ülkelerdi. Ancak, onları ayıran denizler geçmişte birer sınırdan çok ateşi körükleyen birer barut fıçısı olmuştu. O savaşta bir milyar insan kurban gitmişti. İnsanlık tarihindeki en büyük trajedi... Dünya nüfusunun neredeyse yarısı bu savaşla silinmişti. Bugün bile savaşın gerçek sebebi bilinmiyordu, fakat söylentiler her zaman vardı, olmaya da devam edecekti.

Barışı sağlayan anlaşma, beş ülkenin başbakanları arasında sağlam temellerle inşa edilmişti. Her bir kelimesi, geçmişin acılarından ders alınarak işlenmişti sanki. Ve otuz yılı aşkın bir süredir, insanlar bu barışın gölgesinde huzurla yaşayabiliyordu. Ancak şimdi, bu dengeyi bozabilecek bir tehdit vardı.

Lisedeyken coğrafya derslerini aksatmam mümkün değildi. Despot hocamızın alaylı eleştirilerine maruz kalmak istemezdiniz. Sınıfın önündeki eski haritaya baktığınızda, Kairya'yı en solda ve güneyde görebilirdiniz. Hemen üstünde, tarım ve ticaretin kalbi olan Manşir yer alıyordu. Manşir, en verimli topraklara sahipti ve bölgeye ekonomik anlamda hayat veriyordu. Onun hemen solunda ise savaş sırasında bağımsızlığını ilan etmiş olan Beşir Adası bulunuyordu. 'Ada' dediklerine aldanmayın, aslında bir ada olmasına rağmen oldukça büyük bir yerdi. Beş ülkeden gelen farklı kültürleri barındıran halkıyla dikkat çekerdi. Eğer tatilim kötü olaylarla aksamasaydı, belki bu rengârenk kültür mozaiğini görme şansım olacaktı.

Tarih kitaplarından hatırladığım kadarıyla eski savaş sırasında -ki bu son savaştan çok daha önce yaşanmıştı- Kairya büyük darbeler almış ve topraklarının önemli bir kısmını kaybetmişti. Bulabildiğim en eski kaynaktaki görselde Kairya'nın sınırlarının bir zamanlar Manşir topraklarına kadar dayandığını görmüştüm. Şimdi haritadan baktığınızda bu geniş alanın büyük kısmı sular altında. Ancak bu toprakların nasıl ve neyin gücüyle yok olduğuna dair ne tarih kitaplarında ne de başka kaynaklarda bir bilgi vardı. Bir efsaneye göre devasa bir tufan Kairya'nın gururunu yerle bir etmişti; başka bir görüş ise bunun insan eliyle gerçekleştiğini söylüyordu.

Manşir'in hemen sağında Nirvan yer alıyordu. Nirvan için hep 'tropikal bir cennet' derler. Denizi her zaman büyüleyici renk geçişleriyle ünlüydü; sabah maviye çalan bir yeşil, akşamüstü altın sarısı bir parıltı... Kocaman ormanlarından toplanan en iyi meyveler, dört bir yana gönderilirdi. Eğer yolunuz Nirvan'a düşerse kendinizi bir rüyanın içinde gibi hissedersiniz derler.

Nirvan'ın sağında ise Sonirio uzanıyordu. Metal ve madenler cenneti. Kaya dağlarının zirvelerine kurulmuş şehirleri uzaktan bakıldığında göz alıcıydı. Ancak benim için her zaman biraz korkutucuydu. İnsan yükseklik korkusunu neden bastıramaz ki? Sanki gökyüzüyle o kadar yakın olmak insanı yabancı bir dünyaya taşıyormuş gibi hissettirirdi.

SAT KOMANDOSUBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin