Sevgili Gurabiyem,Kaç gün oldu bilmiyorum. Artık takip edemiyorum. Iyileştiğimi düşünmüştüm. Hani artık mutlu olmuştum, artık krizler geçirmiyordum, kendime zarar vermeyi bırakmıştım. En önemlisi de
Seni bıraktığımı düşünmüştüm. Ama bırakamamışımHiçbir şeyi bırakamamışım, hiçbir şey geçmemiş, kendimi kandırmışım sadece, olduğunu düşünmüşüm, avutmuşum kendimi. Aynen zamanında senin yaptığın gibi.
Bu aralar daha önce hiç olmadığı kadar çok birilerine anlatma isteği duyuyorum. Birine sarılıp saatlerce ağlamak, içimde yıllardır biriken herşeyi anlatmak istiyorum. Ama bu imkansız. Çünkü kimseyi istemediğim için herkesle konuşmayı kestim ve onlara geri dönemem ayrıca konuşabileceğim biri olsa bile anlatamam, kimseye bir gram güvenim kalmadı artık sayende.
Güvenebileceğim tek kişi var, o da beni kendime bile güvenemeyeceğimi öğreten kişi. Sensin. En komik olan şey de senin için ağlarken bile senin yanında ağlamak istemem.
Aslında bazen düşünüyorum da, gerçekten yanımda olsan herşeyi anlatabilirdim, sana sarılıp ağlayabilirdim. Bir şeye üzüldüğümde hemen aklıma geliyorsun ve sanki yanımdaymışsın da sana sarılarak ağlıyormuşum sende saçımı okşayarak beni güzel cümlelerinle sakinleştiriyormuşsun gibi hissediyorum. Ama işin garip kısmı bunu istemsiz yapmam ve ne kadar öyle bir şeyin olmadığını kendime inandırmaya çalışsam da hiçbir işe yaramayışı. Yalan yok gerçekten çok iyi geliyor. Ama bazen kendimi şizofren gibi hissediyorum.
Bu aralar yine seni sık sık düşünür oldum. Aslında uzun süredir seni düşündüğüm zaman ağlamazdım ama bu aralar her aklıma geldiğinde ağlıyorum. Aynen şuan olduğu gibi.
Keşke şuan buraya, notlara, deftere veya başka yerlere yazmak yerine sana yazabilseydim. Ne olurdu ki biraz daha benimle kalsaydın? Bırak yaralarını ben sarayım, iyileştireyim onları. Senin derdin bana da dert, benimkiler yeter bana. Neden izin vermiyorsun sana dokunmama? İçindeki seni görmeme? Bırak göreyim o sakladığın küçük çocuğu. Söz veriyorum ona zarar vermeyeceğim sadece yaralarını görmek istiyorum, o yaralara gökyüzündekinden daha fazla yıldız çizmek istiyorum.
Neden böyle olmak zorundaydı? Neden gittin? Beni böyle bırakıp neden gittin? Biraz daha uzun süremez miydi? Biraz daha yanımda kalsaydın, sarılsaydın bana, her şeyin geçeceğini senin yanımda olduğunu söyleseydin sonra saçımı okşasaydın. Geri dönmeyeceğini biliyorum, tekrar birlikte olamayacağımızı, yanıma gelemeyeceğini, aynı ortamda bile bulunamayacağımızı da biliyorum. Malesef. Ama hala seni özlemeye devam ediyorum.
Asla azalmayan aksine her geçen gün artan acımı susturamıyorum işte. Ne yapmalıyım? Seni unutmak için daha ne kadar uğraşmalıyım?
1 yıl. 1 yıla unutursun demiştin. Gerçekten de unutur muyum? Her geçen gün artan sevgim bir yıl sonra bir anda kesilecek ve her şey bitecek mi? Tüm sevgim, özlemim, acılarım, sorunarım bitecek mi? Zaman mı unutturacak bunları? Sanmam. Zaman hiçbir şeyin ilacı falan değil. Acıları iyileştirmez sadece alıştırır. O acıyı hala hissedersin, o hisleri hala hatırlarsın. Ama asla geçmez. Her zaman sana orada varlığını hissettirir.Sevgilerle, Minho

ŞİMDİ OKUDUĞUN
317 gün | Minsung
Fanfiction☆ Hayatı yolunda gitmeyen, sevgilisi de ondan ayrılınca iyice çöken Jisung, eskiden her şeyini anlattığı sevgilisine bu sefer 317 gün boyunca mektuplar yazarak anlatır. |angst|