1.6

396 30 25
                                        

"And the way she looked was way beyond compare

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.

"And the way she looked was way beyond compare... "





Balkonda otururken hafifçe yüzümü okaşayan rüzgâr eşliğinde, James'in uzattığı limonatayı bitiriyordum. Amcamın geleceğini öğrendiğimden beri içim içime sığmıyordu. O kadar özlemiştim ki...

Derin bir nefes alıp gülümsememi durdurmaya çalışırken James koltuğa oturup, sandalyemi çekerek tam önünde durmamı sağlamıştı ama arkamda kalmıştı.

"Ne yapıyorsun yine acaba?" diye sorarken parmak uçlarını saçlarımda hissedince tüylerim ürpermişti.

Alayla gülüp, "Nefes alsana, öleceksin." diyene kadar nefesimi tuttuğumun farkında bile değildim. Üstelik bunu onun farketmesi de ayrı bir utanç kaynağıydı, şimdi çık işin içinden çıkabilirsen.

"Ben..." dedim iç çekerken. Ne diyeceğimi de bilmiyordum ki! "Arada unutuyorum böyle işte, başka mânâ arama." Kısacası onunla ilgili olmadığını anlatmaya çalışmıştım ama inanmamış olmalı ki bir kez daha alaycı gülüşü kulaklarımı doldurmuştu.

Şöyle gülmese olmuyordu zaten, değil mi?

"Yerinde duramıyorsun heyecandan." dediğinde ses tonunda hafiften rahatsız olmuşçasına bir tını vardı. Ama odaklanmam gerekenin bu olduğunu düşünmedim.

Bunun ardını aramak yerine, "Ne konuda?" diye sordum.

"Amcan gelecekmiş ya... Seni ilk defa bu kadar heyecanlı görüyorum. Adeta üçük bir çocuk gibi mutlusun."

Her çocuğun mutlu olmadığını ona söylemesem de olur belki de.

"Her çocuğun kahramanı olur ya..." dedim fakat duraksadım. Benim zaten bir kahramanım vardı ve ölmüştü. "Bazen kahramanlarıyla artık vakit geçiremediklerinde bir kurtarıcıları olur ve her zor şey, biraz daha güzelleşir."

Babam gitmişti, ben düşmüştüm ve amcam ayağa kaldırmıştı beni.

Cevap vermediğinde, anında kahramanımı benden alışını düşündüğünü anlamıştım. Önceden olsa, en kıymetlimi benden aldığı hakkında bir şeyler söylerdim ama işin aslını öğrendikten sonra onu da yapamıyordum.

Üstelik bu konuda üzülüşü kötü hissetmemi sağlıyordu her ne kadar kötü hissetmem gerekmese de..

"Bu arada," dedim, amacım bu konuyu da açıklığa kavuşturmaktı. "Orada olanları ben ve babam dışında kimse bilmiyor..."

Demek istediğimin; amcamın, onun babamı öldüren kişi olduğunu bilmediğiydi ve bunu çok net bir şekilde anlamıştı çünkü saçımda gezinen parmakları birkaç saniyeliğine hareketsiz kalmıştı. "Tedirgin olmana gerek yok yani."

"Tedirgin değilim." dedi ve kaldığı yerden ellerini saçlarımın arasında gezdirmeye devam etti.

Ama biliyordum, tedirgindi. Çünkü amcamın geleceğini öğrendiğimizden beri gergin gergin oturuyor ve düşüncelere dalıp duruyordu. Amcamdan korkmadığını biliyordum, o sadece vicdan azabı çektiği şeyler ile yüzleşmekten korkuyordu.

Birden saçımı omzumun yanından göğsüme dökülmesini sağlayınca ördüğü saçıma baktım. Ne? Örmüş müydü?

Şaşkınlıkla ona dönmeye çalıştığımda beni engellemişti. "Dur güzel olmadı bir daha yapacağım."

Birden kahkaha atmaya başladım. Gerçekten de söylediği gibi yamuk yumuktu ve saç tellerimin yarısı orasından burasından çıkmıştı.

"Gülme, ilk defa birisinin saçını örüyorum." dediğinde gülümsemeden duramadım. Bu hâli çok tatlı gelmişti bana...

Bir anda bakışları değişip boğazını temizledi ve tekrar eski pozisyonuma gelmemi sağladı. "Öyle de bakma."

Ellerini tekrardan saçlarımda hissetmek içimde tarif edemediğim hisler uyandırırken iç çektim.

Bir uçurumdan aşağı düşüyormuş gibiydim. Tutunabileceğim çok fazla dal vardı ama deniz o kadar güzel görünüyordu ki, onları görmüyordum bile.

Saçımı ördükten sonra aklıma gelen şeyle, "Hem sende tokanın ne işi var?" diye sordum.

Benim olamazdı çünkü sadece bir tane tokam vardı ve o da buna pek benzemiyordu.

Kimin olabilirdi ki?

"O kadar dalgındın ki, benzinlikte durup oradaki dükkandan aldığımı farketmedin bile." dediğinde şimdi hatırlamıştım. Durduğumuz zamanı zihnimde canlandırabiliyordum ama dediği gibi dalgın olduğum için geri gelmiyordu.

Bunu planlamış mıydı yani? Daha ne planlıyordu kafasında, kim bilir...

"Ha... Tamam." dedim ve hafifçe gülüşünü duydum. Peki şimdi gülecek ne bulmuştu?

"Sen ne sanmıştın?"

"Hiçbir şey." dedim hızla. O kadar hızlı söylemiştim ki bunu, ezbere bir cevap olduğu hemen anlaşılıyordu.

Birden sandalyemin sırt kısmına eğilip çenesini omzuma yasladığında, bunun şimdi daha da imkansız olduğunu görüyordum. Bana yakın olduğu her an biraz daha hızlı düşüyordum uçurumdan.

Ilık nefesi boynuma çarparken, "Amcan kim olduğumu öğrense ne yapardı?" diye sormasıyla derin bir nefes aldım.

"Son günlerini parmaklıklar ardında geçireceğinden emin olurdu." dedim. Başka ne yapmasını bekliyordu ki?

"Peki sen buna engel olur musun?" diye sorduğunda yüzümde hüzünlü bir gülümseme oluştu. Her şey tam olarak onun suçu olmasa da, babamı benden alan kişinin hayatını kurtarıp kurtarmayacağımı soracak kadar acımasızca davranmıştı...

Zaten kendinden nefret eden birisi olarak, babamın canını alan kişinin özgürlüğünü koruyacağımı bilmek daha da iğrenmemi sağlıyordu kendimden.

"Denerim." dedim yine de sakince. "Hücreye tıkılmak umurunda değil aslında, değil mi?"

Bir süre sustuktan sonra onaylar anlamda mırıltılar çıkardığında cevabımı almıştım. Sadece onu savunup savunmayacağımı merak ediyordu.

"Hey, çifte kumrular!" diyen sesi duyduğumda hızla James'ten uzaklaştım. Neden gelmek için hep bu zamanı buluyordu?

"Şöyle söylemeyi kes." diyerek Karen'ı tesrlediğimde bile neşesi azalmamıştı.

"Amcan geldi!" diye şakıdığında yüzümde sevinçle kocaman bir gülümseme belirdi. "Ne? Bu kadar çabuk mu?"

"Evet," diyerek kıkırdadığında ruhumun boğazımdan yükseldiğini hissettim. Heyecandan midem kasılıyordu. "Ayrıca sizi böyle görmesin. Zaten durumlar karışık, bir de benim gördüklerime şahit olursa hemen evlendirir seni."

Böyle söylemesi bile keyfimden hiçbir şey azaltmamıştı. "O senin gibi eski kafalı mı, kadın?"

Kafasını iki yana salladı. "Kızım durumlar karışık diyorum."

Ne durumuymuş o karışık olan?

Karen önden gittiğinde balkonun kapısına ilerlerken bir anda durup James'e döndüm. "Buraya kapatma kendini, en fazla on dakika sonra aşağıda görmek istiyorum seni."

Bu evde kaldığı sürece bize katılmalıydı...

İtiraz etmesine izin vermeden balkondan çıkıp odama girdim ve orada da oyalanmadan koridora çıktım.

Asla vakit kaybetmek istemiyordum ve merdivenden inmeyi beklemek cehennem azabı gibiydi. Ama merdivenlerin aşağısında bana yüzünde kocaman gülümsemesiyle bakan amcamı görmek bir ganimetti.

Merdivenlerden indiğimde bana doğru hızla gelip sarılırken arkasındaki kişiyi görmüş ve donakalmıştım.

Neden onu da getirmişti?
















Of heyecanlı bolümler başlıyo sankii

PETRİCHOR ~Bucky BarnesHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin