ithaf: Babylinomin
====
Gözlerimi ovuşturarak kapıya ilerledim peşinden, esnedim. Telaşla ceketini giymesini izledim, ardından çantasını aldı. Açtığı kapıya yaslandım, "Dikkat et, güzelim." diye mırıldanıp belinden tutarak kendime çektim. Boynuna bir öpücük bırakıp tekrar konuştum: "Görüşürüz."
Tebessümle çıkıp el salladı. Bende el sallayıp asansöre binmesini bekledim. Asansöre bindiğini görünce kapıyı kapattım. Saçlarımı karıştırarak mutfağa girdim, buzdolabını açtım. Biraz düşünüp nelerden ne uydurabileceğime baktım. Hiçbir şey yemek istemediğime kanaat getirerek banyoya gittim ve soğuk bir duş aldım.
Bol bir siyah pantolon ve beyaz bir tişört giyerek çıktım tekrar odadan. Acelem olduğu yoktu ama yine de acelem varmış gibi hızlı hızlı davranıyordum.
Telefonumu cebime atıp çalışma odasına gittim. Dolaplı kapağı açıp şifreyi girdim. Açılan mühimmat kasasından bir şarjörle Glock 34'ümü çıkardım. Şarjörünü çıkarıp kontrol ettim, yarısı doluydu. Şarjörü çıkarıp kasaya koydum, az önce çıkardığım şarjörü takıp emniyetin kapalı olup olmadığına baktım. Silahı belime yerleştirdim, arabanın anahtarını alıp çıktım evden.
Yeterince evde kalmıştım bence, bir ay -ki bunun hastane süreci de vardı- gayet yeterliydi. Şirkette ne olup gittiğini bilmiyordum ama oraya gidersem ayvayı yiyeceğimi de biliyordum. Eun adam dikmişti büyük ihtimalle. O yüzden hakkımı mezarlığa gitmekten yana kullandım.
Mezarlığın önüne park edip indim arabadan. Buraya gelmeyeli bir ayı geçmişti. İşlerle alakalı birkaç soru sormuştum Jisung'a ama yarım yamalak cevap verip kaçmayı tercih etmişti hepsinde. Ciğerlerime rutubetli havayı çekip döküntü kulübeye ilerledim. Güvenliklere selam vererek içeri girdim. Parmağımı cihaza okuttum, açıldığına dair gelen sesle kapağı kaldırdım ve aşağı indim.
Bu köhne yeri özleyeceğim hayatta aklıma gelmezdi. Herkes işin başında gözüküyordu. İç çekip masalara ilerledim. "Jisung, dondurmaları getirdin mi?" diyerek bana döndü Hannah. Gözleri şaşkınlıkla açıldı, "Ne işin var burada? Eun unnie nasıl saldı seni? Senin gittiğini fark etmemiştir, değil mi?" hızla sıraladığı sorulara cevap vermeden omuzlarını patpatladım.
Üzerinde bir şeylerle uğraştığı bilgisayara eğilip ne yaptığına baktım. Eğildiğim an bir şeye tıkladı ve bir sekme kapandı. Ben de çocuktum zaten. Sekmelerde gezindim, şirketle alakalıydı. "O neydi?" diyerek kafamı ona çevirdim. Gözlerini gözlerime dikti. "Sadece birini araştırıyordum." diyerek omuz silkti.
Kesinlikle hoşlandığı biriydi benden sakladığına göre. Sırıttım, son açılan sekmelere girip kimi 'araştırdığına' baktım. Kafamı onaylamazca iki yana salladım, cidden mi? "Lee Heesung mu? Gerçekten mi, Hena?" Komikti, Lee'nin sevgilisi olduğuna yemin edebilirdim! Kollarını önünde bağlayarak dudaklarını büzdü, "Niye öyle diyorsun? Gayet yakışıklı, kibar ve tatlı!" sitem ettiğinde istemsizce bir kahkaha koyverdim. Gerçekten hoşlanıyor muydu?
Açık saçlarından bir tutamı kulağının arkasına sıkıştırdım, "İşine odaklan." dedim. Bozulmuştu. Şu an sırası değildi büyük ihtimalle. Seungmin'in gerici bakışları üzerimizdeyken onun özelini konuşamazdık. Kafamı Seung'a çevirdiğim an başka bir yere dönüp ilgilenmiyormuş gibi yaptı. Hepimiz biliyorduk ki dedikodu öğrenmeye çalışıyordu, böylece Hannah ile dalga geçebilecekti -kendince.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Mafia or not? |Bang Chan|
FanfictionCinayet masası bürosunun saha ekibinin lideri, Komiser Cha ve kendini iyilik yapmaya adayan bir çete üyesi Bang Chan'ın tanışmasıyla işler sarpa sarar. ❗️Bu hikayede; şiddet, kan, işkence, adam kaçırma vb. unsurlar bulunmaktadır. Hassas olanlar oku...
