fourteen

152 27 36
                                        

====

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.

====

Önüme koyulan kahveyle kafamı kaldırdım. "Her zamanki gibi." diyerek gülümsedi ve Minho'nun yanına döndü. Minho'nun hemen soluna oturmuş Eun dudaklarını oynattı, "Konuşacağız."

Yutkunup kafamı ellerim arasına aldım, tek sorun bu da değildi. İseul ne yapmıştı da onunla konuşuyorlardı. Bu kafeyi açtığından beri tanırdım onu, temiz ve iyi bir insandı. Bir şeye tanık olsaydı bu kadar rahat davranacak kadar sakin bir insan da değildi, ki panik atağı vardı.

Dikkatimi onlara vererek ne konuştuklarını anlamaya çalıştım. Minho formalite olan sorulardan soruyor, İseul cevaplıyor; Eun ise not alıyordu.

Masaları uzak olduğu için bazı kelimeleri seçemiyordum. İseul'un son söylediğiyle Eun kafasını not defterinden kaldırdı ve şüpheyle Minho'ya döndü. Minho da aynı şekilde ona dönmüştü. Ne söylemişti de böyle şüphe duyuyorlardı?

"Peki, abinizin eşini en son nerede ve ne zaman gördünüz?" diye sordu Eun.

İseul'ün iç çekişini duydum, yüzünü göremiyordum. "Abimin ölümünden önceki gün." Ağlıyordu galiba. Abisinin öldüğünü bilmiyordum. Kötü bir zaman geçiriyor olmalıydı. Telefonumun titremesiyle cebimden çıkardım ve kim olduğuna baktım. Jisung'tu, yerimden kalkıp biraz uzaklaşarak açtım.

"Efendim?" dedim. Rahatlamış bir nefes verdi, "Kameralardan gördüm, komiser görmüş seni. Nasıl kurtuldun?" diye sordu. İç çektim, "Boş mezarla kurtuldum. Sonra konuşalım. Hena'ya göz kulak olun." diyerek kapattım. Gerçekten ucuz atlatmıştım.

Uzaktan onları dikkatle izlerken Eun'la göz göze geldik. Kaşlarını kaldırdı, "Christopher, sen arabada bekle bizi." dedi tam bir yaramaz oğlan çocuğu annesi gibi.

Hemen yanına gittim, anahtarı elime tutuşturdu. Eğilip yanağına bir öpücük bıraktım, bir şey yokmuş gibi kapıya ilerledim. 'Hah'ladı, "Kaçışın yok, Bang." dedi. Gülerek çıktım kafeden, arabaya geçtim. Hemen Seung'u aradım, olay neymiş öğrenmem gerekliydi.

"Seung, Baek Iseul adını araştırıp kimin nesi olduğunu bulur musun? Bir de abisi nasıl ölmüş, bunları araştırıp bana dosya halinde atarsan sevinirim."

Beni onaylayarak kapattı. Telefonu elime vurdum ve gözlerimi üzerlerinde gezdirdim. Bu işi onlardan önce çözmeliydik. Kapının açılmasıyla kafamı ona çevirdim. "Ne yemek yapayım? Ne istersin, ya da nerede yiyelim?" diyerek sıraladım sorularımı. Kafasını bile çevirmeden dudaklarını büzüp omuz silkti. "Ne istiyorsan ye, eve gideceğim."

Kaşlarımı çattım, "Trip yediğime inanıyorum." diye mırıldandım. Sinirle bana döndü, "Ben de namludan saniyede 395 metre hızla çıkan mermiye inanıyorum." dedi bir eli direksiyondayken diğer elini belindeki silah kılıfına götürürken. "Tamam, tamam. Şaka yaptım. Siz nasıl istiyorsanız, prensesim."

Mafia or not? |Bang Chan|Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin