XVII

106 19 12
                                        

Sarı saçlı çocuk, burnunun ucuna kapanan dudaklarla gözlerini açtığında duyduğu ilk sesin Jungkook'un sesi olması huzur vericiydi "Okula geç kalacağız"

Jungkook ve Jimin'in salondaki konuşmalarının üzerinden birkaç gün geçmişti. Jungkook artık okuldan sonra Jimin'in evine geliyor bazen geceleri bile evine dönmüyor birlikte kalıyorlardı.

Kollarını, yanındaki bedenin beline sararken "Biraz daha uyumak istiyorum" dedi. Jungkook onun bu hâline gülümseyerek saçlarıyla oynamaya başladı. "Jimin-ah yanımdayken bile kendini özletmeyi nasıl başarıyorsun?" Aslında yanındayken bile özlemiyordu, sadece ona her baktığında ondan ayrı kalırsa nasıl yaşayacağını düşünüp üzülüyordu. Belki de bir daha yaşamayacaktı bilmiyordu...

Jimin küçük gözlerini aralayıp "Beni bu kadar çok mu seviyorsun cidden?" diye sormuştu. Karşılığında aldığı cevap "Evet, hatta daha fazla seviyorum" olduğundan uyku sersemliğiyle genişçe gülümsedi. Oturur konuma gelirken eliyle saçlarını geriye doğru itip Jungkook'un yanağına küçük bir öpücük kondurduktan sonra yataktan indi ve dolabının önüne geçti. Birkaç parça kıyafeti yatağın üstüne bırakırken ayılmak adına yüzünü yıkamaya karar vermişti. Tüm bunlar olurken Jungkook hâlâ yataktaydı ve gözleriyle onun her hareketini takip ediyordu. İçeriden gelen sesle yataktan inip banyoya doğru adımladı.

"Jungkook-ah bugün okuldan sonra seni bir yere götürmek istiyorum"

Minik bedenin arkasından beline sarılırken "Nereye götürecekmişsin?" diye sordu. "Biraz sabret, aklımda bir yer var" Jungkook üstelememiş boynuna küçük bir öpücük kondurduktan sonra birlikte banyodan çıkmışlardı. Jimin üstünü değiştirirken Jungkook da eve gidip kullanmayacak olsa da çantasını almıştı. İkiside evden çıktığında okula gitmek üzere apartmandan ayrıldılar.

"Bu sabah da kahvaltı yapmadın öğünlerine hiç dikkat etmiyorsun Jimin"

Siyah saçlı çocuk hiç beklemeden cevap vermişti "Bana diyene bak sen sanki benden farklısın" uzun olan gülümserken bir anda insan olmadığını söyleyesi gelmişti. Bunun ani bir kararla söylenecek türden bir şey olmadığı sonucuna vararak vazgeçti. Görüş açısına Jimin'in küçük elleri girdiğinde iri elleriyle kavrayıp kendi cebine koymuştu.

Jimin yanındaki bedenin suratına bakacak durumda değildi yanakları kızarmış, sesi titremeye varmıştı. Küçük bir tebessümle başını öne eğdi.

Okula yaklaştıklarında sarı saçlı çocuk elini kendine çekip yüzünü uzun olana döndü "Başımıza iş çıkmasın" Jungkook bu konuyu umursamasa da Jimin'in rahat hissetmesi için bir şey dememişti.

Dördüncü kata geldiklerinde sınıflarının kapısında bekleyen Yoongiyi gören Jungkook, gözlerini devirirken elini Jimin'in omzuna attı. Kısa olan henüz Yoongi'yi farketmediğinden neden bu ağır kolun omuzlarında olduğunu bilmiyordu. Sorgulamaktansa sessizce yürümeye devam etti.

Görüş açısına giren Yoongiyle anlamıştı bu hareketinin anlamını, henüz yanına varmadıkları için uzun olanın kulağına doğru yaklaşıp "Böyle şeyler yapmana gerek yok kimse senden alamaz beni" dedi. Gülümserken aralarındaki mesafeyi de arttırıp eski konumuna gelmişti. Jungkook minik bedenin omzunda olan elini başına yerleştirip saçlarını sağa sola dağıtırken keyifle kıkırdadı.

"Biliyorum balım, daha öyle biri gelmedi dünyaya" demişti yanı başında beklediği hâlde...

Kısa süre sonra Yoongi'nin sesi ortamın havasını değiştirmişti "Bir iyi bir de kötü haberim var hangisinden başlayayım?"

Jungkook minik bedenin konuşmasına izin vermeden konuştu "Kötü olandan başla" Yoongi kafasını sallarken konuşmaya başladı "Turnuvalar iptal edilmiş"

Jimin'in kaşları çatılırken "İyi olan ne peki" dedi. İkiside tüm dikkatlerini karşılarındaki çocuğa vermiş, iyi olan haberin ne olduğunu duymak için beklerken "İyi haber de turnuvaların iptal edilmesi" cevabından sonra beklentileri karşılanmadığından gözlerini devirmişlerdi.

Jungkook bir şey söylemeden Jimin'in kolundan çekiştirerek sınıfa götürmeye çalıştığında kısa olan ayıp olmaması adına birkaç kelime edebilmişti "Sonra konuşuruz neden iptal edildiğini, iyi dersler"

Sıralarına yerleşirken sarı saçlı olan "Yine de böyle yapmamalısın" diyerek lafa girdi. Bu durum artık kontrolden çıkıyor gibiydi "Yoongiye de diğer herkese nasıl davranıyorsan öyle davran çünkü benim gözümde diğerlerinden bir farkı yok artık"

Uzun olan küçük bir gülümsemiş ve bir şey demeden sırasına oturmuştu. Jimin umutsuz bir şekilde kafasını sağa sola sallarken Taehyung'u uykulu bir hâlde sınıfa girerken gördü.

Sırasına yerleşirken kafasını direkt masaya bırakan arkadaşına dönüp "Tüm gece beşik mi salladın neden gelir gelmez yatıyorsun?" Diye sordu.

Taehyung "Uyanınca anlatırım" diye karşılık verirken bir yandan da çantasını yastık olarak ayarlamış uyku moduna geçmişti.

Taehyung neredeyse aralıksız tüm gün uyumuştu öğle yemeğine bile kalkmadan çıkış saatinde zorlukla masasından kalktı, başı ağrı içindeydi hatta omuzları da tutulmuştu.

Jimin çantası omzunda Jungkooka heyecanlı heyecanlı bir şeyler anlatıyordu.

"Tamam o zaman nereye götüreceksin söyle artık çok merak ettim"

Kısa olan tüm sevimliliğiyle kafasını olumsuz anlamda salladı "Sürpriz"

Onlara aldırmadan masasından kalkıp çantasını yerde sürüklercesine sınıftan ayrılıyordu ki Jimin'in sesiyle durdu "Bugün iyi olmadığın için seni zorlamayacağım Taehyung ama yarın bu hâlini konuşacağız" Arkasını dönmeden kafasını sallayıp sınıftan uzaklaşmıştı. Jungkook olanlara bir anlam veremese de karışmak istememişti. Jimin gülümseyerek ona döndü ve "Hadi gidelim" dedi.

Okulun önündeki durakta otobüse binmek üzere beklemeye başladılar. "Aç mısın Jungkook-ah?"

"Ben değilim ama" cümlesini yarım bırakarak çantasını sırtından önüne doğru çekip fermuarı açtı ve içinden çıkardığı kese kağıdını Jimin'e uzatırken "Senin aç olduğunu biliyorum öğlen bir şey yememiştin, bu yüzden çıkmadan önce sana çörek aldım" diye tamamladı.

Kısa olan onun bu düşünceli hâlini gördüğünde keyifle kıkırdadı "Sen beni mi düşündün" Jungkook kararlılıkla kafasını salladı "Evet, ben seni her zaman düşünürüm"

Kese kağıdını alıp çöreğin yarısını çıkarttıktan sonra kocaman bir ısırık aldı "Tanrı hayatım boyunca çektiğim acıları unutmam için seni göndermiş"

Jungkook'un boğazında bir yumru oluşmuşcasına yutkunamamıştı. Olduğu yere sabitlendi, sesler boğuk geliyordu. Belki yarın hatta yarından erken bu gece Tanrı onu çağıracaktı bilmiyordu ama küçük beden onun acılarını unutması için yanında olduğunu zannediyordu. Daha çok acıtacak olmasına rağmen...

Jimin'in sesiyle kendine gelmişti, otobüsün basamağından ona sesleniyordu "Hadi gelsene"

Gözlerini birkaç kez kapatıp açarken eliyle şakaklarını ovaladı büyük adımlarla otobüse ulaştığında Jimin "İyi misin?" diye sordu. Karşılığında kısa bir şekilde başını sallayıp gülümsemişti.

Uzun zamandır eve gitmediği için üzerinde çok büyük bir yorgunluk vardı, zaten onun ruhu dünyada olmak için yaratılmamıştı eskiden burada bulundukları zaman boyunca Namjoon'un başının etini yer eve geri dönmek istediğini dünyada yorulduğunu söylerdi.

Ne vakittir yoldalardı bilmiyordu ama tıka basa dolu olan otobüste onlardan hariç birkaç kişi kalmıştı. Huzur veren sesiyle yanındaki beden konuştuğunda ona doğru döndü. "Geldik şimdi ineceğiz"

Tam da cümlesi bittiğinde otobüs yavaşlayarak durağa yaklaştı. Jungkook etrafa bakınsa da nereye geldiklerini anlayamıyordu. İkisi de indiğinde Jimin  zaman kaybetmek istemiyormuşcasına Jungkook'un ellerini kavradı. Yüzünde hafif bir tebessüm ve en az tebessümü kadar hüzün vardı. "Seni annemle tanıştıracağım Jungkook"

Basorexia [Jikook]Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin